HANGİ TÜMGENERAL GENELKURMAY BAŞKANI OLACAKTI?

HANGİ TÜMGENERAL GENELKURMAY BAŞKANI OLACAKTI?

Bu yazıyı Fetullah Gülen’i iyi tanıyan ve eski bir asker-siyasetçi olan Tevfik Diker’in analizinin önemli olduğunu düşündüğümüz için aldık.

Buyrun, Tevfik Diker’den Gülen ve cemaati:

Eğitimi ilkokul mezunudur.

İlkokulu dışarıdan bitirmiştir.

1962′ de 21 yaşında iken Erzurum’da Komünizm ile Mücadele Derneğini kurarak din adamlığı dışında bir dalda “hizmet”e talip olmuştur.

Avrupa’daki NATO üyesi ülkelerde 1950’li yılların ortasından itibaren yapılandırılan “Komünizmle Mücadele” konsepti, Gladio ile bağlantılı bir misyondur.

Gülen, 1966’da İzmir’de örgütlenmeye başlamış kamuflajlı bir derin hareketin lideridir.

Cemaat, ilk olarak beş ilde örgütlenmiştir.

İzmir ve İstanbul kozmopolit yapıları; Kütahya, Balıkesir ve Konya da mütedeyyin çehresi nedeniyle tercih edilmiştir.

Sonrasında, Cemaat’in Orta Anadolu’daki örgütlenmesinde özellikle Yozgat üzerine yoğunlaşılmıştır.

Gülen Cemaati’nin başlangıç örgütlenmesi 1976 yılına kadar tamamlanmıştır.

Gülen’in 12 Eylül 1980 darbesine Cemaat’e ait ilk yayın organı olan Sızıntı’nın Ekim 1980 sayısına yazdığı başyazıda övgüler sıraladığını görüyoruz.

1980 darbesinden sonra “aranan” Gülen’in altı yıl boyunca “bir türlü yakalanmamış olması” enteresandır.

1980-1986 yılları arasındaki bu “aranma ve bulunmama” süreci, Gülen’in rejimle veya devletle ilişkisinin kamufle edilmesine yarayacak şekilde dizayn edilmiştir.

ANAP’lı eski bakanlardan Mehmet Keçeciler, geçenlerde piyasaya çıkan “Merkez Siyasetin Perde Arkası” adlı kitabında, “Arandığı yıllarda Gülen’in boşuna kaçtığının dönemin Burdur Valisi tarafından kendisine ifade

edildiğini..

Vali’nin Gülen için ‘hemen teslim olsun sadece ifadesini alıp bırakacaklar’ dediğini..

Neticenin aynen dediği gibi gerçekleştiğini” yazmaktadır!

1980-1986 yılları, Cemaat evlerinde Fethullah Gülen’in vaaz kasetlerinin bilahare video görüntülerinin izlettirildiği ve bir bakıma “efsaneleştirildiği” bir dönemdir.

1984’TE NE OLDU?

Tarafıma ulaşan sağlam ve güvenilir bilgilere göre Gülen’in rejimin istihbarat görevlilerine gizlice haber göndererek onlarla irtibatlı olarak çalışmaya başladığı yıl 1984’dür.

Fethullah Gülen, yeniden ortaya çıktıktan sonra Nisan 1986’da İstanbul Çamlıca’da vaaz vermeye başlamış ve 1990’lı yılların başlarında  İstanbul’daki vaazlarına yoğun katılımlar olmuştur.

1990’lardan itibaren ABD’nin “Ilımlı İslam” projesi çerçevesinde Gülen’e Türkiye’de ve yurtdışında yol verildiğini görüyoruz.

O yıllardan itibaren Cemaat’in yurtdışındaki okullaşmasının geliştiğini biliyoruz. Bu okullardaki kamufle CIA elemanlarının varlığı sır değildir.

Gülen, Şubat 1995’deki Gazeteciler Yazarlar Vakfı iftarıyla kamuoyunun gözleri önüne vaiz kimliğinin dışında bir portre ile çıkmıştır.

Bir anlamda sunulmuştur.

Siyasilerce açıktan, başta asker olmak üzere rejim tarafından da gizlice el üstünde tutulmuştur.

28 Şubat sürecinde generallere destek vermiştir.

Refahyol’a “Beceremediniz, artık gidin” çağrısı yapması, bu sözlerinin Doğan Medyası’nda geniş yer bulması, özellikle de dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Org.Çevik Bir’e övgü dolu bir mektup yazması Fethullah Gülen’in

aslında  hangi safta yer aldığını gösteren çarpıcı örneklerdir.

Gülen’in 1998’de Vatikan’da Papa 2. Jean Paul’le görüşmesi Cemaat’in asli misyonu açısından çok önemli bir göstergedir.

Papalığın “Dinlerarası Diyalog” projesinin bir parçası olması, Gülen’in bu misyonun parçası olmaktan dolayı memnuniyetini ifade eden bir mektubu Papa’ya vermesi günümüzde yaşanan gelişmeler çerçevesinde çok daha

iyi anlaşılmaktadır.

Gülen, henüz Türkiye’de iken, 1997 ve 1998’de, ABD’de etkin olan Yahudi kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelmiştir.

Cemaat’in Yahudi lobisiyle çok yakın irtibatı Gülen’in ABD’deki yıllarında da sürmüştür.

TESADÜF MÜYDÜ?

Gülen, 21 Mart 1999’da sağlık gerekçesiyle ABD’ye gitmiştir.

Bu tarihten hemen öncesinde Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanarak 16 Şubat 1999’da Türk güvenlik güçlerine teslim edildiğini hatırlamak gerekir.

Abdullah Öcalan’ın 2013’te İmralı’da ilk BDP heyetiyle görüşmesi sırasında “1999’da beni Türkiye’ye verip Gülen’i de yanlarına aldılar” dediği medyada yer almıştır.

Gülen Cemaati, 1 Mart 2003’teki tezkerenin reddedilmesinden büyük rahatsızlık duymuş, ABD’nin Irak’ı işgalini desteklemiştir.

Fethullah Gülen, 2010 yılındaki Mavi Marmara olayında İsrail’in uluslararası sularda gerçekleştirdiği kanlı saldırıyı, ABD’de Neo-Con’ların önde gelen yayın organı Wall Street Journal’a değerlendirmiş ve Ankara’yı

hedefe koyup “İsrail’in otoritesine karşı çıkılmaması gerekirdi” demiştir.

Gülen ve cemaat medyası, İsrail’i ABD’yi asla eleştirmemiş..

Her iki devletin politikalarının, tezlerinin, menfaatlerinin “kusursuz destekçisi” olurken, Ankara’nın karşısında saf tutmuştur.

7 Şubat 2012 MİT Krizi, Gezi Kalkışması, özellikle de 17 Aralık 2013’teki darbe girişimi Cemaat’in içerideki derin baronlarla ve onların bağlı olduğu dış güçlerle birlikte hareket ettiğini ortaya koymuştur.

Yeni Türkiye’ye karşı giriştiği saldırıda Cemaat’in arkasında ABD’nin derinleri ile İsrail ve Vatikan vardır.

1 milyon kişinin dinlendiği Telekulak Skandalı, devletin gizli bilgilerinin yabancı istihbarat servislerine pas edilmesi, MİT Tır’larına paralel operasyon düzenlenmesi, kriptolu telefonların şifrelerinin çalınarak dinlenmesi,

Başbakan’ın ofisine böcek konulması gibi olaylar Cemaat’in casusluk faaliyetleri olarak kayda geçmiştir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bunlar Cemaat değil, bir terör örgütüdür!” diye konuşması dikkate şayandır.

Örgütün de zabitleri, kurmayları, akademisyenleri ve militanları vardır.

Kurmayları savaş stratejilerine ve taktiklerine hakimdirler.

Savaşı kazanmak uğruna onlar için her türlü yol mubahtır!

Dinleme, kasetleme, röntgencilik, montaj, şantaj, tehdit, tuzak, sindirme, baskı, rüşvet, kumpas, iftira, sahtecilik ve yalanlar üzerine kurulu sistematiği bulunan bir örgütten bahsetmekteyiz.

Psikolojik harekat en iyi bildikleri alandır.

1984 yılından beri sinsice gerçekleştirilmiş “üniversite ve askeri liselerden kaymakamlık ve KPSS’ye kadar” muhtelif alanlardaki sınavların yolsuzluklarını da bu fotoğrafa dahil etmek gerekir.

Böylesine bir örgüt varken aynı zamanda bir dini cemaatten söz etmek mümkün değildir.

Başbakan Erdoğan nasıl bir örgütle mücadele ettiğinin farkında olmak durumundadır.

Yalnız bırakılmamalıdır.

Dış bağlantılı Paralel Yapı’yla mücadele Türkiye’nin şu anda en hayati meselesidir.

Devlete paralel bir örgütlenme asla kabul edilemez ve böyle bir yasa dışı örgütlenme yasalar çerçevesinde “çok ciddi ve etkili önlemlerle mukabelede bulunarak” muhakkak dağıtılmalıdır.

Gülen Cemaati, bugün 30 milyar dolarlık bir ekonomik varlığa hükmetmektedir.

Gülen’in TSK’daki zabitlerine de çok dikkat edilmelidir.

Paralel örgüt, 17 Aralık darbe girişiminde başarılı olsaydı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ve orgeneral rütbesindeki tüm kurmaylar azledilecek..

TSK’nın başına PARALEL bir TÜMGENERAL getirilecekti!

KİMLERE UZAK DURDU?

İsrail ve ABD, Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki İslami gelişmelere karşı Gülen Cemaati kartını oynamaktadır.

Bağımsız ve bölgesinde etkin, içerideki sorunlarını halletmiş ve kendi ayakları üzerinde duran “milli” bir Türkiye’yi istemiyorlar.

17 ve 25 Aralık 2013’teki paralel darbe girişiminin temelinde bu vardır.

Gülen, yıllardır Vatikan ve Yahudi lobisiyle yoğun bir diyalog yaşarken, Türkiye’deki diğer cemaatlere ve özellikle Irak, İran, Mısır, Suriye, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki dini gruplara hep uzak durmuştur.

Cemaat’in hoşgörüsü daima Yahudi ve Hristiyan çevrelere olmuştur!

Gülen Cemaati’nin ABD’deki bazı önemli isimlerinin bir Katolik tarikatı olan Cizvit’lerle irtibatı vardır.

Geçenlerde A Haber’e konuşan Ömer Özbay, Gülen’in yakın adamlarından Kemal Özgür’ün eşi Lynne Emily Özgür’ün Cizvit Kilisesi’ne bağlı olduğunu söylemiştir.

Özbay, Pensilvanya’daki çiftliğin tapusunun da Cizvit tarikatına ait olduğunu iddia etmiştir.

 


İlgili yazılar

Obama: Yok edeceğiz

ABD Başkanı Barack Obama, Irak ve Suriye’de kritik bölgeleri eline geçiren IŞİD ile mücadelede, Irak’a Amerikan kara birliği yollamayacağı konusunda

Hedef Ortadoğu’da ikinci bir Müslüman İsrail!

Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Ankut, Halkların Demokratik Partisi ile ilgili olarak farklı bir yaklaşım getirdi: “HDP, PKK’nın legal

Adliye sarayına taşınmaz raporu

Ankara’lı mimarların yargıya taşıdığı Ankara Adliyesi’nin yerinin değiştirilmesi bilirkişi onayından geçmedi. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Büyükşehir Belediyesi’nin Ankara Adiye Sarayını

Bir Cevap Yazın