Atatürk’ün cüzdanımda taşıdığım sözü…

Tam iki yüzyıl sedyede yatmış hasta bir imparatorluğun külleri arasında kurulan Cumhuriyetimizin 91. Yaşını kutluyoruz. Nice 91. Yaşlara…

Osmanlı İmparatorluğu Rönesans, Reform ve sanayi devriminden sonra dünyada meydana gelen değişikliklere ve gelişmelere ayak uyduramadı. Kendini yenileyip yola devam edemedi. Oysa kimi devletler bu dünyada meydana gelen değişikliklerle hemen bütünleşip sanayisini kurdular, bilimsel ve teknolojik devrimlerini gerçekleştirdiler… Sonrasında dünyayı ele geçirme, paylaşma ve sömürme planları yapmaya başladılar.

Bu planların tam ortasında varlığını sürdürmeye çalışan Osmanlı devleti, sık sık savaş kaybediyor, toprak bütünlüğü her geçen gün yok oluyordu. Onu hızla yok olmaya götüren, yalnızca bilim ve teknolojiden geri kalmak değildi. Fransız İhtilalinden sonra ortaya çıkan “Milliyetçilik” akımı çok uluslu yapıları hızla dağıtmaya başlamıştı.

Yunanlar, Sırplar, Bulgarlar ve Araplar bu yapıdan hem de kanlı ayaklanmalar sonucunda ayrıldılar. Padişahlar çaresizdi.

Ülkeyi kolay yönetirim düşüncesiyle halkını okutmayan padişahlar. Bunun cezasını acı bir şekilde yaşadılar. Bağnaz, gerici bir tabaka oluşmuştu İstanbul’da. Yeniliklere karşı çıkıyorlar ve sık sık isyanlar çıkarıyorlardı.

Makedonya’da, Selanik’te, Trakya’da ilerici unsurlar vatanın kurtarılması konusunda kafa yoruyorlar, ordu içinde örgütleniyorlardı. İşte Mustafa Kemal oralarda ilerici akımların etkisiyle kendisini yetiştirmiş, gelecek vadeden, dahi, vatansever bir subaydı.

Onun kuşağı askerler, aydınlar, yöneticiler vatanın kurtarılması konusunda gecelerini gündüzlerine katan, kelle koltukta dolaşan insanlardan oluşuyordu. Şam’da, Libya Çöllerinde, Balkan Savaşlarında ve Çanakkale Savaşlarında hep o vatanseverleri görürüz. Mustafa Kemal onların en önünde gelenlerindendi…

Birinci Paylaşım Savaşından sonra, ülke parçalanmaya çalışılırken, bu subay ve aydınlar “içinde bulundukları durumu düşünmeden” yine göreve atıldılar. Mustafa Kemal Samsun’dan Anadolu’ya geçerek halkı örgütlemeye başladı. Kurtuluş mücadelesinin önderi oldu. Vatansever subaylar da ona katılarak harekete güç verdiler. Mustafa Kemal’i geceli gündüzlü korudular. Her biri ateş gibiydi.

İşte bu savaş ortasında kadrosunu kurdu Mustafa Kemal…

İsmet Paşa’yı, Fevzi Paşa’yı, Ali Çetinkaya’yı, Kazım Özalp’i, Celal Bayar’ı Nuri Conker’i, Kazım Karabekir’i, Reşit Galip’i, Refet Paşa’yı, Ali Fuat Paşa’yı, Mustafa Necati’yi, Salih Bozok’u, Yunus Nadi’yi ve daha nice yurtseveri bu savaş ortamında tanıdı. Her biri davanın fedaisi oldular.

Amasya’da onlar vardı, Erzurum’da, Sivas’ta… Saltanatı onlarla yıktı, Cumhuriyeti onlarla kurdu…

Cumhuriyet, dişiyle tırnağıyla bağımsızlık savaşı kazanmış, yoksullar yoksulu bir ulusun dünyaya meydan okumasıdır…

Bu meydan okumayı; bilimle, sanatla edebiyatla, tıpla sürdürdü genç Cumhuriyet… Kadınlar taşıdı çoğunlukla Cumhuriyet bayrağını, tüm alanlarda erkeklerle yarışa girdiler. Kadın pilot, kadın hakim, kadın profesör, kadın sporcu, kadın siyasetçi…

On yılda Cumhuriyet güneşi öyle büyüdü ki, dünyaya parmak ısırttı.

Mustafa Kemal entrikanın, geriliğin, çürümenin başkenti olan İstanbul’dan aldı Başkentliği, Anadolu’nun tam ortasında küçük bir kasabaya verdi. Cumhuriyetle birlikte büyüsün gelişsin istedi Başkent Ankara…

Üç dört arabanın bulunduğu bir kasabaya altı araba sığacak bir bulvar yaptırdı. Şaşırdılar. Örnek çiftlik kurdu bataklığın ortasına. Çıktı traktörün üstüne ve çiftçilik yaptı. Küçücük taş binasına ilave mütevazı bir Meclis binası yaptı, sade bir devlet konukevi…

Sonra, kendisine ait olan ne varsa milletine bağışladı. “Hayatta en hakiki yol göstericinin ilim olduğunu” söyledi…

Gerilikten, gericilikten, cehaletten çekmişti bu ülke ne çektiyse… Bir daha geri dönülmesin diye ölümünün bir gün öncesine kadar ülkesini düşündü. Devrimler gerçekleştirdi…

Şimdi onun yaktığı meşaleyi söndürmemek için hep birlikte çalışmalıyız. Rehberimiz, ışığımız, kutup yıldızımız onun sözleri, yapıtları…

Kurtuluş Mücadelesini tüm belgeleriyle anlattığı, Nutuk’u okuyarak başlamalı mücadeleye… Hepsi var orada. Işık da, güneş de… Kimlere karşı nasıl mücadele edileceği de…

Ben kendi payıma cüzdanımda taşırım kimi sözlerini. Ne zaman karamsarlığa düşsem yeniden yeniden okurum.

İşte onlardan biri: “Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.”

Atatürk’ün mirasçıları Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…


İlgili yazılar

Halaçoğlu : Doğu’da devlet var mı ?

MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu Dığu ve Güneydoğu’da devletin olup olmadığını sordu. Devletin doğu illerinde hiç bir egemenliğinin olmadığını basında

Pekşen: Göç Karadenizlinin Kaderi Oldu

CHP Trabzon Milletvekili Av. Haluk Pekşen, Giresunluların 15 yıllık AKP iktidarı döneminde işinden, aşından ve yurdundan edildiğini belirterek, “Giresunlulara reva

Ortaokul öğrencilerine camide ” namaza niyet töreni “

Kayseri’de İmam Hatip Lisesi’nin ortaokul bölümü 6′ncı sınıf öğrencileri okul yönetimi tarafından Ahmet Ayşe İnci Camii’ne götürülerek, ‘Namaza Niyet Töreni’

Bir Cevap Yazın