BİR GÖZALTI ÖYKÜSÜ

BİR GÖZALTI ÖYKÜSÜ

Polis tüm olanaklarıyla kalabalığa (medyanın diliyle) “müdahale” ediyor. Yoğun bir gaz bulutu kalabalığın üzerine çöküyor. Bir yandan da TOMA’lar basınçlı su sıkıyor. Kalabalık resmi terörden korunmak için kaçışıyor. Resmi terör bırakmıyor peşlerini. Kızılay bağlantılı bütün cadde ve sokalar terörden nasibini alıyor.

Gazeteci olarak olayları izlemeye çalışıyorum. Bir gaz fişeği tam ayaklarımın dibinde patlıyor. Hiçbir şey göremiyorum. Gözlerimi kapatıp gaz bulutunun dağılmasını bekliyorum bir süre. Sonra süratle uzaklaşıp bir arkadaşımın ofisine sığınıyorum. Kendime geldikten sonra gazeteci içgüdüsüyle yeniden Kızılay’a çıkıyorum.

Resmi terör gün boyu sürüyor, hedef gözetmiyor. Zaman zaman polis gruplarına yaklaşıp, eski jandarma subayı olduğumu belirterek, haksız ve orantısız şiddet uyguladıklarını söylüyorum. Hak veren oluyor, “emir kuluyuz” diyen oluyor; öfkesine tutsak düşmenin etkisiyle polemiğe girmeye çalışan memurları ise amirleri susturuyor. Karanlık çökmüş, protestocular dağılmış. Buna karşın otobüs duraklarında bekleşen birkaç kişilik topluluklar bile akşamın ayazında ıslatılıyor. Caddeye açılan işyerleri de. Esnaf kepenk kapatmış.

İstanbul’da Berkin, milyonla ifade edilen bir kitlenin katılımıyla toprağa verilmiş. Resmi terör harekete geçene kadar ortalık sakin. İnsanlar acılarını paylaşmışlar, olay çıkmamış. Ertesi gün Ankara Kızılay Güvenpark Anıtı önünde liseli gençler toplanmış, acılarını haykırıyorlar. Eylem bundan ibaret. Polis dünkü gibi “müdahale” ediyor. Gençler gazdan ve sudan etkilenmemek için kaçışıyor; bir kovalamacadır gidiyor. Kızılay Meydanı baştanbaşa yıkanıyor, gaza boğuluyor!

Saat 17.00 sularında Kızılay AVM’nin önünde olan biteni izlemeye çalışıyorum. Ziya Gökalp Caddesi’nden gelen bir TOMA, Sıhhiye yönünde Atatürk Bulvarı’na dönen köşede durup gelişigüzel su sıkıyor. Aralarında yaşlı bir kadının da bulunduğu birkaç kişi yaklaşıp bir şeyler söylüyorlar. Herhalde “Artık yeter!” demiş olmalılar. TOMA bu insanları da suluyor. Kendimi daha fazla tutamıyorum. Yeşil ışık yanar yanmaz süratle TOMA’ya yaklaşıp bağırıyorum. “Yanlış yapıyorsunuz” diye başlayıp, silahsız barışçı kitlenin üzerine bu şekilde gidilemeyeceğini anlatmaya çalışıyorum.

öyleyeceklerimi bitirdikten sonra uzaklaşmaya çalışırken kendimi polislerin arasında buluyorum. Kollarıma girmişler, bir polis de arkadan kemerimi tutmuş. “Beyefendi, buyurun emniyete!” diyorlar. Yaptıklarının kanunsuz olduğunu onlara da haykırıyorum. Kemerimi tutan polisin eline vurup, kemerimi bırakmasını söylüyorum. Bu isteğim yerine getiriliyor.

Güvenpark’tan geçerken, adımı yüksek sesle haykırıyorum. Bu arada, gözaltına alınışımı izleyen bir kişi de gözaltına alınıyor. Birlikte, YKM önündeki araca sokuluyoruz. Ben arkadaşa kendimi tanıtıyorum, o da kendini tanıtıyor: Erkal Tülek. Cep telefonumla gözaltına alındığımı bildiriyorum. Neden gözaltına alındığım sorulunca, “Soysal Pasajı’nın önünde haksız şiddet uyguladığı için TOMA’yı protesto ettim, gözaltına aldılar, şu an YKM’nin önünde aracın içindeyim” diye anlatıyorum. “Aracın içindeyim” ifadesi “TOMA’nın içindeyim” diye anlaşılmış. Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay da “Arkadaşımızı TOMA’ya sokup gözaltına almışlar” diye protesto açıklaması yapmış. İletişimin azizliği işte! Senin ne anlattığın kadar muhatabın ne anladığı da önemlidir.

Benimle birlikte gözaltına alınan arkadaşın şarjı tükenmiş. Telefonumu veriyorum, bir yerleri arıyor. Gözaltına alındığını anlatarak, “Faruk abi ile İnönü abiye haber verin!” diyor.

İsimler tanıdık, ortak arkadaşlar. Böylece Erkal ile daha yakından tanışıyoruz. İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şube Sekreteri. İlk kez gözaltına alınıyormuş. Araç içinde yalnızken, gözaltında nasıl davranılması gerektiği konusunda sohbet ediyoruz. Nihayet araç hareket ediyor. Eski jandarma subayı olduğumu belirterek, vatandaş/polis ilişkilerinin nasıl olması gerektiği konusunda konferansa başlıyorum. Polisler saygılılar. İş çıkışı saatine rastladığı için trafik yoğun. Akköprü’deki Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’ne yolculuk yarım saat kadar sürüyor. Yerleşke’den içeri girdikten sonra polisler iniyor, araç içinde yine yalnız kalıyoruz. Telefondan arayan arayana. Endişe edecek bir şey olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Derken, polisler ellerinde bir tutanakla geliyorlar, imzalamamı istiyorlar. Kimlik bilgilerinin ardından,

“13/03/2014 günü saat 15.00’dan itibaren sivil toplum örgütleri, siyasi parti, dernek, oda, sendika ve öğrenci gruplarına müzahir şahıslar tarafından “Gezi Parkı Eylemleri Esnasında Yaralanan Berkin Elvan İsimli Şahsın Tedavi Gördüğü Hastanede Hayatını Kaybetmesi” ile ilgili olarak Çankaya İlçesi Kuğulu park önünde kortej oluşturduktan sonra sloganlar atarak, Tunalı Hilmi Caddesi, Karanfil Sokak, Yüksel Caddesi, Selanik Caddesini takiben Sakarya Caddesine gelen ve buradan Ziya Gökalp Caddesini trafiğe kapatmak suretiyle Atatürk Bulvarı Ziya Gökalp Caddesi girişinde bulunan Yapı Kredi Bankası önüne geldikten sonra yapılan tüm ikazlara rağmen ilimizin yaya ve araç trafiğinin en yoğun olduğu Atatürk Bulvarını trafiğe kapatmak üzere harekete geçen ve yapılan müdahalenin ardından dağılmamakta direnerek Atatürk Bulvarı, Ziya Gökalp Caddesi ile açılan sokak ve caddelerinde emniyet mensuplarına taş, şişe vb cisimlerle saldırmak suretiyle gerçekleştirilen şiddet içerikli kanuna aykırı eylemlere devam eden şahıslardan olduğu şüphesiyle orantılı bir şekilde zor kullanılarak yakalandığına…”

Tutanağı okuyorum, imzalamayacağımı söylüyorum. Memurlar “Siz de eski güvenlikçisiniz, biliyorsunuz, usulen imzalanması gerekiyor, imzadan imtina ettiğinizi yazıp imzalayabilir misiniz?” diye ısrar ediyorlar. İmzalamayacağımı yineliyorum. Erkal da imzalamıyor.

Bizi içeri alıyorlar. Kayıt odasında on beş kişi var. En yaşlı olanı benim. Fotoğraf çekiminden sonra kuyruğun en başına alıyorlar. Kimlik ve adres bilgileri kaydediliyor. Üst baş araması yapılacağı sırada bir memur “Rahmi Yıldırım kim?” diye soruyor. Ses veriyorum. Telaşla yanıma yaklaşıyor. “Gazeteci misiniz?” diye soruyor. “Evet” diyorum. Memur, “Daha önce niye söylemediniz?” diye sitem ediyor. Yanıt olarak kısa bir konferansa başlıyorum. Aynı zamanda gazeteci hocası olduğumu, hoca olarak öğrencilerime “Gazeteci olayın öznesi, tarafı değil, gözlemcisidir” diye öğüt verdiğimi, bu öğüde aykırı davranmaya hakkımın olmadığını, TOMA’yı gazeteci kimliğimle değil yurttaş kimliğimle protesto ettiğimi, bu yüzden gözaltına alındığımda veya kayıt sırasında gazeteci kimliğimi gizlediğimi anlatıyorum. Anlayıp anlamadıkları yolunda bir işaret alamıyorum.

Sürekli basın kartımın sahih olup olmadığını ilgili yerlere soruyorlar. Doğrulandıktan sonra gözaltına alınmış diğer kişilerden ayrı olarak hemen Adli Tıp’a götürüyorlar. Dönüşte üçüncü kata çıkarıp ifade odasına sokuyorlar. Ancak kayıt masasındaki bilgiler yukarıya çıkmadığından ifade bir türlü alınamıyor. Elbette zaman boşa geçmiyor. Vatandaş/polis ilişkilerinin nasıl olması gerektiği konusunda seminer sürüyor. Kayıt masasındaki bilgiler bir türlü gelmiyor.

Derken, memurlardan biri avukatlarımın geldiklerini, görüşme odasında olduklarını haber veriyor. Görüşme odasına geçerken memurlara sesleniyorum: “Yüzsüzlük saymayın lütfen. Görüşme odasına çay gönderirseniz sevinirim.” Mesai sona erdiği için çay ocağının kapandığını, kendileri için çay demlediklerinde göndereceklerini söyleyerek yanıt veriyorlar.

Görüşme odasında Kuleli’den bu yana dostum Avukat Faruk Köstel ile İnşaat Mühendisleri Odası hukuk danışmanlarından Avukat Nurçin Soykut bekliyorlar. Olayı anlatıyorum. Sohbet ediyoruz. Yarım saat kadar geçiyor. Gözaltındaki diğer kişiler de yukarıya çıkartılmışlar, koridorda bekleşiyorlar. Bir memur, ayrıcalık görüntüsü olmaması için bizim de koridora çıkmamız gerektiğini uyarıyor. Koridora çıkıyoruz. Biraz sonra Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şube Başkanı Esra Koçak ile Avukat Nuray Özdoğan da aramıza katılıyor.

Nihayet ifade alınıyor. Gözaltı tutanağındaki suçlamalar aynen ifade tutanağına da yazılmış. İfadeyi alan memur, suçlamaları kabul etmediğimi yazıyor. Bu haliyle yeterli olduğunu söylüyor. Orantısız güç kullanan TOMA personeline sözlü uyarıda bulunduğumu, bu yüzden gözlem altına alındığımı ekliyorum.

Gençlerin ifadeleri de tamamlanıyor, topluca yeniden minibüsle Adli Tıp’a götürülüyoruz. İçlerinde tek yaşlı olan benim. Adli Tıp önünde aileler ve arkadaşlar bekliyor. Kızım minibüsün camına ellerini yapıştırmış. Minibüsteki gençler “Şu işe bak ya! Çapulcu olan Amca, kızı toplamaya gelmiş!” diye espri yapıyorlar. “Ben kızımın yerine buradayım” diye karşılık veriyorum.

Adli Tıp işlemi de tamamlanıyor, serbest bırakılıyoruz.

Gençlerden biri hemen telefonunu açıyor: Anneciğim, arkadaşlarla ders çalışmaya devam ediyoruz. Biraz daha sürebilir. Merak etme!

Gençlik işte. Ah gençlik ah!

Adli Tıp’tan Mülkiyeliler Birliği’ne geçiyoruz, yorgunluk atıyoruz.

Telefon açılır açılmaz saniye boş geçmiyor.

Bu arada Eskişehir’den gazeteci şair dostum Rahmi Emeç’in telefonu da susmak bilmemiş.

Meğer, gözaltına alınmamla ilgili bazı haberlerde Rahmi Emeç’in fotoğrafı kullanılmış. Adaşlığın ve yoldaşlığın bu kadar azizliği olacak artık!

Yalnız olmadığını hissetmek ne güzel.

Yazıyı noktalarken, gözaltına alınır alınmaz harekete geçen Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği ADAM-DER başkanları, yöneticileri ve üyelerine,

Gözaltına alınışımı fotoğraflayan BirGün muhabiri Recep Yılmaz’a,

Bizzat ilgilenen Ankara milletvekilleri Aylin Nazlıaka ve Levent Gök’e,

Varlıklarıyla beni onurlandıran güçlendiren dostlarıma, aileme teşekkür ediyorum.

 


İlgili yazılar

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Veda etti!

Türkiye’nin en büyük Din Bilginlerinden Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk hayata veda etti. Uzun süredir kanserle mücadele eden Öztürk kaldırıldığı

Kışlalı’nın katledilişinin 15 yıl dönümü!

Türkiye’nin aydınlık yüzü, Atatürkçülüğün en büyük savunucularından Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın karanlık güçler tarafından katledilişinin yıldönümü. 21 ekim 1999’da

Ayala da Adalet için Yürüdü

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun adalet için ankara’dan başlattığı yürüyüşe Sosyalist Enternasyonal Başkanı Lois Ayala’da katıldı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı

Bir Cevap Yazın