Kılıçdaroğlu:  Her yıl 15 bin öğrenciyi doktoraya göndereceğiz

Kılıçdaroğlu: Her yıl 15 bin öğrenciyi doktoraya göndereceğiz

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Number1FM’de soruları yanıtladı.
Sunucu- Çok yoğunsunuz biliyoruz. Öncelikle gençlerin en çok dinlediği, Türkiye’nin en çok dinlediği radyo programına katıldığınız için teşekkür ediyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Beni davet ettiğiniz için bende gerçekten son derece mutluyum. Gençlerle beraber olmak ayrı bir heyecan verecek.

Sunucu- Üstünüzde çok ciddi, pozitif bir enerji var. Bu enerjiyi nereden buluyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bende samimi olarak cevap veriyim. Siyaseti halka adanmışlık olarak gördüğüm için halk için çalışmak ayrı bir keyif veriyor bana. Sonuçta sorunları olan binlerce insan var her yaştan insan ve onların sorunlarıyla birebir ilgileniyorsunuz ve çözüm üretiyorsunuz. Bu sizi heyecanlandırıyor. Bu çözümlerin kabul görmesi ayrı bir heyecan ve dolayısıyla da hayat güzel öyle diyelim. Ama daha da güzel olması için oy istiyoruz.

Sunucu- Eve gidince ne yapıyorsunuz Sayın Genel Başkan? Müzik dinliyor musunuz, hangi müzikleri seviyorsunuz? Mesela en popüler sanatçınız kim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim, eve gidince doğru divana uzanıyorum, eşim geliyor diyor ki niye konuşmuyorsun? Sabaha kadar konuşuyorum, akşama kadar konuşuyorum bari birazda dinleneyim diye.
Hatta ilginç bir şey anlatıyım size torunum İstanbul’da, güzel bir torunum var.

Sunucu- Allah bağışlasın.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Herkesin çocuğunu Allah bağışlasın. Kızım demiş ki, kızım akşam deden eve gelecek, buraya gelecek. Anne bize de bir konuşma yapacak mı demiş? Çünkü çocuk beni hep televizyonlarda konuşma yaparken görüyor tabi. Herhalde gidince orada da bir konuşma yapacağımı düşünmüş.
Dolayısıyla eve geldiğimde olabildiğince konuşmuyorum, yani konuşmamaya özen gösteriyorum. Sesimim de dinlenmesi gerekiyor zaten. Ama bu arada tabi hafif müzik olursa çok daha rahat, dinlenirken bu müziğe ihtiyaç var. Ama müzik konusunda tabi özel bir yeteneğim yok onu itiraf edeyim. Ama bulunulan konuma göre, bölgeye göre, yaşa göre müziğin gerçekten büyük etkisi var. İnsan ruhunda, bedeninde, algısında büyük etkisi var.
Şanlıurfa’yı bilmem gördünüz mü bilmiyorum. Şanlıurfa’nın mesela o meşhur Harran ovası vardır. Oraya baktığınız zaman işte ayrı bir müzik aklınıza gelir. Karadeniz’e gittiğiniz zaman ayrı bir müzik var, ayrı bir keyif var orada. Orta Anadolu’ya geldiğinizde başka bir müzikle tanışırsınız. Ege’ye gittiğinizde başka bir müzikle tanışırsınız. Müzik aslında her alanı hoş, yani Türk halk müziği, Türk hafif batı müziği, bunların hepsi son derece güzel. Yerine, ortamına göre değişirsiniz. Sanatçı ayrımı yapmak istemiyorum çünkü bir sanatçının ismini…

Sunucu- Ama vardır gönlünüzde böyle biri.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette mutlaka vardır tabi. Keyifle dinlediğimiz sanatçılar vardır. Bunlar dediğim gibi yere, zamana göre değişir tabi.

Sunucu- Yayından sonra çalmamızı istediğiniz özel bir şarkı var mı efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu düşünürüz.

Sunucu- Türkiye Avrupa’nın en yüksek genç nüfusuna sahip ülkelerinden biri.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle.

Sunucu- Sizi ağırlamadan önce biraz ders çalıştım içerde.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel.

Sunucu- Şimdi 18 – 30 yaş aralığının oy kullanacak kişi adedi 13 milyonun üzerindeymiş Türkiye’de. 18 – 30 yaş 13 milyon dediğinizde çok ciddi bir seçmen kitlesinden bahsediyoruz. Birde ilk defa oy verecek. Yani 18 yaşını doldurmuş insanların sayısı da 1 milyon 100 bin kişi. Kararsız bir seçmen gurubunun olduğu da söyleniyor. O da %14 gibi bir grup.

Kemal KILIÇDAROĞLU- O da ciddi bir rakam.

Sunucu- Çok ciddi bir rakam. Ne yapmayı planlıyorsunuz? Mesela biz şuanda sizi Türkiye’nin en çok izlenen müzik, gençlik kanalında ağırladık. En çok dinlenen radyosunda ağırladık ve o insanlar sizden size oy vermeliyimi duymak istiyor açıkçası. Ne vaat ediyorsunuz efendim bize? Gençlere ne vaat ediyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi gençlerin bugün birinci planda istedikleri özgürce yaşamak. Ben onlara özgürlük vaat ediyorum. Dilediğiniz gibi gezeceksiniz, dilediğiniz gibi konuşacaksınız. Twitten, internet sitesine girmekten asla korkamayacaksınız. Özgür olacaksınız. Bakın gençlere özgürlüğü vaat ettiğiniz zaman aslında bu büyümeyi vaat etmek demektir. Onlara özgürlüğü vaat ettiğiniz zaman aslında uygarlığı vaat ediyorsunuz. Özgürlüğü vaat ettiğiniz zaman aslında demokrasiyi vaat ediyorsunuz. Bütün bunların hepsi iç içe geçen kavramlar. Dolayısıyla gençlerin fazlalığı Türkiye’nin üstünlüğüdür aslında. Diğer ülkelere göre, Avrupa ülkelerine görü Türkiye’nin üstünlüğüdür. Türkiye bu üstünlüğü avantaja dönüştürebilir. Ama baskılayarak değil, onlara özgürlük getirerek. Onların özgürce konuşması, özgürce film yapması, müzik yapması, sinema yapması, yazması, şarkı söylemesi olağanüstü güzel bir şey.
Şimdi benimde 3 çocuğum var. Şimdi baktığınız zaman onları görüyorum, ben hissediyorum ne kadar özgürlüğü istediklerini de görüyoruz, bakıyoruz, hissediyoruz. Sonuçta o çocuklar bizim çocuklarımızsa bu çocuklara özgürlük vaat edeceğiz. Bende özgürlük vaat ediyorum. Dilekleri gibi müzik yapmalarını vaat ediyorum. Diledikleri gibi yazmalarını, resim yapmalarını, nota…

Sunucu- Parklara yani şey yapmayacaksınız. Ağaçları kesip parklara binalar yapmamayı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Asla. Tabi gençler doğal olarak bilinçlendikten sonra, bilinç düzeyi geliştikten sonra özgürlüğü keşfederler. Belli bir yaştan sonra anne ve babaların baskılarından şikayet etmeye başlarlar. Üniversiteye gittiği zaman kendilerini daha özgür hissederler. Sonuçta gençler bizim geleceğimiz. Eğer onlara umut vaat ederseniz, eğer onlara geleceğe güvenle bakan bir Türkiye vaat ederseniz eminim herhalde kulaklarını kabartıp şu CHP ne söylüyor diye bizi dinlerler.

Sunucu- Mutlaka. CHP çok tarihi derin, devamlılığı en önemli parti. Tabi çok fazla partiler geldi geçti ama hep CHP kaldı. Neler neler vaat ettiler, nelerle oylar aldılar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dünyada en köklü dördüncü parti. Tarihsel olarak ayakta kalan dördüncü parti.

Sunucu- Müthiş.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden biliyor musunuz? Çünkü hedef çağdaş uygarlık olarak gösterilmiş. Çağdaş uygarlığı aşma olarak gösterilmiş. Uygarlık kavramı geliştikçe sizde kendinizi yeniledikçe partiyi yaşatabiliyorsunuz. Onun gerisine düşerseniz partiniz kapanmış olur. O nedenle bütün dünyada siyasal partiler çoğu zaman geleceklerini sürdürememişler, daha ileriye götürememişler tarihin çöp sepetine atılmışlar. Ama CHP bu süreç içinde sürekli kendisini yenileyen, tabi zaman zaman gençlerinde şikayet ettiği bazı davranışları olmuştur, politikaları olmuştur. Ama ben gençlere hep inandım, hep güvendim, onları geleceğimiz olarak gördüm, ülkenin geleceği olarak gördüm, umudumuz olarak gördüm. Onların ne istediklerini en azından biliyorum. Belki onlar kadar bilmiyorum ama en azından öğrenmeye de çalışıyorum. Çocuklarım aracılığıyla, diğer aracılığıyla. Zaman zaman gençlerle de bir araya geliyoruz. Onların duyarlılıklarını da biliyorum.
Bakın mesela oy ve ötesi diye veya Ankara’nın oyları diye gençlerin nasıl örgütlendiklerini, sandıklara sahip çıktıklarını, CHP’ye yine sandıklara niye sahip çıkmıyorsunuz diye bizi nasıl suçladıklarını biliyorum. Bu aslında bize heyecan veriyor. Bizim eksikliklerimizi tamamlayın diye bağırıyor gençler. Bizde o gençlere sahip çıkmak zorundayız. Yani onların beklentilerini mutlaka gerçekleştirmek zorundayız.

Sunucu- En kalabalık genç nüfusa sahip olmamıza rağmen herhalde en tedirgin, geleceğinden en çok endişe edende gençliğe sahibiz. Örneğin 100’lerin üzerinde üniversitesi olan bir ülkeden bahsediyoruz artık. Yani kıyada köşede üniversite var. Herkes okuyor, bir şekilde bana saçma gelen bir üniversite sınavı durumu var. Deliler gibi çalıştıktan sonra bir üniversiteye giriyorsunuz, deliler gibi orada da çalıştıktan sonra, mezun olduktan sonra çıkıyorsunuz ve aman Allah’ım gerçek dünyaya geldim diyorsunuz. Dolayısıyla tedirgin bir gençlik var. Üniversite sınavlarıyla ilgili bir düzenleme, üniversiteden mezun olduktan sonra işsiz kalan ve umudu olmayan gençlere neler vaat ediyorsunuz? Böyle bir planınız, projeniz olduğunu çünkü biliyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gençleri ülkenin geleceği olarak görüyorsanız, onların kendi enerjilerini Türkiye’nin geleceği için harcamasını istiyorsanız onlara kapı aralamak zorundasınız. Onların sorunlarını dinlemek zorundasınız ve çözümler üretmek zorundasınız.
Bakın, gençler bize niye oy versin diye bir soru sormuştunuz. Güzel bir soru aslında. Doğru yani asıl belki de sorulması gereken sorulardan birisi bu. 13 yıllık bir iktidar düşünün tek başına iktidar 13 yıl. 13 yılda yurt sorununu çözemediler. Her anne baba çocuğu üniversiteyi kazandığında önce bir sevinir. Arkasından düşünür çocuğum nerede kalacak. Kendi bulunduğu kentteyse bir sorun yok eve gidip gelecek. Ama kentin dışında başka bir yerde üniversiteye gidiyorsa bir telaş nerede kalacak. Hemen ya oradaki yakınlarını, akrabalarını arar, sorar veya yurt var mıdır, yok mudur diye bir telaş.
Ben 1 yıl içinde yurt sorunu çözeceğimi garanti ediyorum. Bakın 1 yıl içinde bütün üniversitelerde yurt sorununu çözeceğim.

Sunucu- Ben bir doğruldum biran kendime geldim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle doğrulun, kesinlikle bakın. Neden? İnşaat teknolojisi çok gelişti bizde. Yani siz hani yurt yapmak öyle çok girift bir inşatta değil. Sonuçta odalar yapacaksınız. Birer, ikişer kişilik odalar, sıcak soğuk suyu olan, geniş bant internet erişimi olan ve onunda bedava olduğu, öğrenci için ücretsiz olduğu bir alan yapacaksınız. Nerede? Kampüste. Üniversitede yer var mı? Yerde var. Arazi var mı? Arazide var. Para veriyor musunuz? Hayır vermiyorsunuz. Ne yapacaksınız? Üstüne bina yapacaksınız öğrencilerimiz orada kalacaklar.
1 yıl içinde ben yurt sorununu çözeceğim en geç. Artı bir şey daha getiriyoruz. İş garantili eğitim.
Şimdi bakın, hangi iş dünyasından hangi kişiyle buluştuysam veya hangi sanayiciyle buluştuysam şu sitemi dile getiriyor. Nitelikli ara eleman bulamıyorum ben diyor. O zaman şunu garanti ediyoruz ve söz veriyoruz. Bütün organize sanayi bölgelerinde yatılı meslek lisesi kuracağız. Aileye yük olmayacak çocuk. Yatılı meslek lisesinde okuyacak, ikinci sınıfı bitirdikten sonra kendi branşıyla ilgili ilgili sanayide kursunu görmüş olacak. Mezun olduğu zamanda işi hazır olmuş olacak. Bütün organize sanayi bölgeleri, 100’ün üstünde organize sanayi bölgemiz var ve bunun yönetimini de milli eğitimin kontrolünde organize sanayi bölgelerine vereceğiz. Onlar bu okulu yönetecekler. Hangi branştan kaç elemanın yetişmesi gerektiğine onlar karar verecekler. Ve bunlar üniversite sınavlarına girerken kendi branşlarıyla ilgili üniversitelere pozitif ayrımcılıkla girecekler buralara biraz daha. Çünkü onun altyapısını oluşturdu lise öğreniminde, üst yapıyı üniversitede de daha iyi okuyacak.
Bir başka bizim taahhüdümüz. Her yıl üniversite mezunu 15 bin öğrenciyi yurtdışına doktoraya göndereceğiz. Her alanda. Müzik dahil buna, tiyatro dahil buna. Fizik, kimya, matematik dahil buna, tıp dahil buna. En az 15 bin öğrenciyi göndereceğiz doktoraya. Bu ne demektir biliyor musunuz? 10 yıl içinde Türkiye bilgi toplumunu yakalamak için olağanüstü bir sıçrama yapacak. Düşünün en az 50 bin yurtdışında doktora yapmış gencecik pırlanta gibi beyinler. Kimisi tiyatroda, kimisi sinemada, kimisi müzikte, kimisi fizik bölümünde, kimyada, kimisi matematikte, kimisi biyolojide, kimisi başka bir alanda, mühendislikte, her alanda yurtdışında doktora yapmış, çok iyi eğitim almış ve Türkiye’nin 81 ilinde çalışan insanlar. Bu bizi gerçek anlamda bir bilgi toplumuna taşıyacaktır. Olağanüstü bir projedir bu projede. Bu ilhamı biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten aldık. O en nitelikli çocukları bir dönem yurtdışına gönderdi. İdil Biret bunlardan birisidir. Olağanüstü bir dehadır. Yine tıp alanında, matematik alanında, ekonomi alanında olağanüstü beyinler yetişti ve bunlar Türkiye’ye geldiler, çalıştılar.
Şimdi bu kesildi. Biz bunu yeniden hayata geçirmek istiyoruz. Türkiye uygar dünyanın bir parçası olmak zorunda. Gençlerimiz uygar dünyanın gençleriyle bir arada olmak zorunda. Çünkü şuanda birkaç sanayi içerisinde siz dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyorsunuz. Olağanüstü bir birikimimiz var. Gençlerin sayısal olarak yüksek olması bizim açımızdan olağanüstü bir avantaj. Müzik alanında da, dünyaya entegre olma alanında da gençlerden yararlanacaksınız ve onlar bunu yapacaklar. Onları eğer umut olarak görüyorsanız bu çerçevede bir yol haritası çizmek zorundasınız.

Sunucu- Çok haklısınız. Bu tedirgin gençlikten üniversiteyi kazanacağım, nasıl kazanacağım, üniversiteyi kazandıktan sonra iş bulabilecek miyim? Dediğiniz gibi üniversiteyi kazandım nerede yatacağım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynı şeyi bizde yaşadık. Yani üniversiteye giriyorsunuz o kadar seviniyorsunuz ki artık üniversiteye geldim diyorsunuz. Artık kendim bağımsız oturup karar verebiliyorum diyorsunuz. Ben çocuklarım üniversiteye bağladığı zaman çocuklarımın baba yanlış düşünüyorsun veya baba bunu böyle yap dediğini duyduğum zaman son derece mutlu oldum. Dedim ki, onlar hayatı artık benden daha iyi sorgulayabiliyorlar. Gençlerimizi böyle düşünmemiz lazım. Zaten eğitimin temeli sorgulamanın kalitesini yükseltmektir. Eğitimin temeli budur. Soru sorabiliyorsanız, nitelikli sorular sorabiliyorsanız demek ki eğitim amacına ulaşmış demektir. Ama eğitimde soru sormasın sadece benim öğrettiklerimi öğrensin ve orada bitsin diyorsanız gençliği bitirirsiniz ve ülkeyi bitirirsiniz.
O nedenle soru sormak, her sorunun kalitesini eğitimle artırmak amaca ulaştırır bizi. Yani uygar topluma ulaştırır bizi.

Sunucu- Belki de insanlar soru sormaktan vazgeçip, söylenen her şeyi kabullenip meydanlarda birilerinin isimlerini bağırarak uslu çocuk olmak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Asla değil. Ben çocuklara genelde yanıma geldikleri zaman küçük çocuklar. Onlara soruyorum işte ilköğretime gidiyor. Matematiğin kaç diye diyorum. 4’se Kemal amcana söz ver diyorum mutlaka bunu 5 yapacaksın diye söz alıyorum. Ona ikinci bir soru soruyorum. Yaramazlık yapıyor musun? Bazıları evet yaramazlık yapıyorum diyorlar. Tabi diyorum senin yaramazlık yapma hakkın var. Bazıları yapmıyorum diyorlarsa da onları uyarıyorum senin yaramazlık yapma hakkın var. Her çocuk çocukluğunu yaşayabilmeli. Çocukta özgür olabilmeli, çocukta soru sorabilmeli. Zaten doğasında var insanın bu. Dillendiği andan itibaren soru sorar. Bizim bunu yapmamız, bunu geliştirmemiz lazım. Nasıl? Eğitimle yapacağız bunu. Çocuğu, genci baskılarsak sus konuşma, neden bu twiti attın, neden bunu yaptın dersek doğru olmaz. Gençlere hoşgörülü olmak zorundayız. Polisler benden istediler 3600 ek gösterge hakkımızı verin diye. Onlara söz verdim ama dedim ki, benim bu sözümü tutmam için sizden tek şey istiyorum iktidarın polisi değil halkın polisi olacaksınız. Gençlere daha hoşgörülü davranacaksınız. Adı üstünde delikanlı, yaramazlık yapabilir, kızabilir, bir şey yapabilir. Ama biz ona hoşgörülü davranacağız. Çünkü onun o yaramazlığı yapması veya bizim istemediğimiz bir olayı yapması aslında bir şeye duyduğu tepkinin sonucudur. Kabahat onda değil, onda o tepkiyi yaratan davranışı yaratan kişidedir. O zaman onu kucaklayacağız, ona karşı hoşgörülü davranacağız. Yani sonuçta bunlar bizim çocuklarımız. Onların zaman zaman kusurları olur, zaman zaman yanlışları olur ama anne ve baba olarak biz hoşgörülü davranırız. Dilimiz döndüğünce, onların anlayacağı şekilde uyarmaya çalışırız. Yoksa elde sopa neden bunu böyle yaptın diye baskı kurmak, biber gazı, sopalar, tomalar. Bunlar 21.yüzyılın Türkiye’sine yakışmıyor ve doğru değil.

Sunucu- Benimde iki çocuğum var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Allah bağışlasın.

Sunucu- Amin cümlemizinkini. Benden istediği tek şey interneti olan bir telefon. Ne alıyım sana diyorum mesela. Baba bir internet paketi bana hediye eder misin hafta sonu diyor. Çünkü hayatı orada geçiyor. Ama en son gerçekten youtube yasaklandığında giremediğinde bana dedi ki niye giremiyorum baba? Cevap veremedim. Cevap verilemeyecek tarzda ve de ağırlıkta bir takım tepkiler geliyor tabi karşıdan. Bunların yok edilmesi gençlere daha…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi gençlere yasak onlara güvenmemek anlamına geliyor. Sana yasak getiriyorum çünkü sen düşünemiyorsun. Sana yasak getiriyorum benim istediğim gibi davranamıyorsun. Oysa gençlerimiz bizim istediğimiz gibi değil kendi istedikleri gibi davranmalı. Hayatı kendileri sorgulamalılar. Hayatı sorgulamalılar ki neyin doğru, neyin yanlış olduğunu en azından o gencecik yaşlarında deneme ve sınama yöntemiyle de öğrenebilsinler.

Sunucu- Bu yurtlar, eğitim vs. bunları konuşurken bir konuda daha büyük bir çalışmanız olduğunu öğrendim. O da Sifor Amerika’da kurulan bir uyuşturucuyla mücadele derneği. Dünyanın 187 ülkesinde faaliyet gösteren milyonlarca genci uyuşturucudan koruyan bir vakıf. Bunu siz Türkiye’ye de getirdiniz. Birkaç ilde çalışmaya başladı ve %3’müş.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bazı belediyelerimizde de çalışıyor.

Sunucu- Nüfusun %3’ü Türkiye’nin o da tespit edilen uyuşturucu bağımlısıymış. Çok önemli bir şey.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Maalesef.

Sunucu- Ne yapmayı planlıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Özellikle son yıllarda çok yaygınlaştığını görüyorum. Bu bende büyük bir kaygı yaratıyor. Yaygınlaşmasının temel nedeni izlenen sosyal politikalar. Gençlerin içine düştüğü bunalım. Gelecek kaygısı gençleri yeni arayışlara itiyor. Uyuşturucuyu çözüm süreci olarak ya da çözüm olarak gören bir algılama ağır ağır yerleşmeye başladı. Bunun çok tehlikeli olduğunu ifade etmemiz lazım. Uyuşturucu bağımlılığı bizi kişiliğimizden koparır, bizi ötekileştirir, farklı bir dünyanın içine sokar bizi ve bizim bedenimizde, ruhumuzda ciddi bir güvensizlik duygusu yaratır. Hem kendimize, hem ailemize, hem topluma, hem ülkemize olabildiğince bu olayların tamamen dışına çıkması lazım ve uyuşturucuyu şiddetle reddetmeleri gerekir. Eğer uyuşturucu bağımlısı gençler az önce dediğiniz gibi %3’lere ulaşmışsa bırakın siyasal iktidarları sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin, üniversitelerin, siyasal iktidarın, muhalefetin bu konuda ortak hareket etmeleri gerekir. Yine şiddet yapmadan, bakın yine birilerini uyuşturucu kullanıyor diye aşağılamadan, tam tersine herkesi kucaklayarak onları kazanmamız gerekiyor. Sizin az önce ifade ettiğiniz benimde C4 diye izin verirseniz. Vakıf bir arkadaşımız tarafından, Yasemin hanım tarafından gerçekten ilişkiler kuruldu, Türkiye’ye getirildi, belli belediyelerle işbirliği yapıyoruz.
Bakın, uluslararası alan bile uyuşturucu konusunda ne kadar duyarlı. Hangi ülke olursa olsun gençlerin şu veya bu şekilde bir uyuşturucu bataklığına sürüklenmesini onlarda istemiyor, bizde istemiyoruz. Çünkü dünya küçüldü. İnsanın ne kadar değerli olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Gençlerin taşkınlıkları var, gençlerin şu veya bu şekilde şunu deneyim veya bunu deneyim diye merakları da olabilir. Çünkü merak aslında çok olağanüstü bir kavramdır.
Dolayısıyla baktığınız zaman gençleri o bataklıktan çekip daha farklı bir alana götürmemiz lazım. Onlara sosyal hayattan pencereler açmamız lazım. Onların sinema, tiyatro, şiir, müzik, kültür alanında etkin hale getirmemiz lazım. Onlar eğer bu alanlarda kendilerini gösteriyorlarsa, bir şeyler yapıyorlarsa onu çok öne çıkarmamız lazım. Gençler bilmeli ki toplum bize değer veriyor. Eğer toplumun değer vermediği ama tehdit olarak algıladığı bir gençlik ülkeyi bitir. O nedenle biz gençlere güveneceğiz, onların zaman zaman yanlışları olabilir, hataları olabilir. Onları olağan karşılayacağız, hoşgörüyle karşılayacağız ama onları tekrar etmemeleri için neler yapılması gerekiyorsa onları yapacağız.

Sunucu- Bu seçilme yaşının tabi siz daha önceki açıklamalarınızda birincisi TBMM’nin daha işlevsel, milletvekillerinin söylemek istediklerini ve düşündüklerini daha rahat söyleyebildiği, karar mekanizmasına birilerinin söylediği gibi değil, kendilerinin düşündüğü gibi katılmasını sağlayacağız demiştiniz. Bu nasıl bir proje Sayın Genel Başkanım?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu, gerçekten de parlamento yürütme organının, yani bakanlar kurulunun arka bahçesine dönmüş durumda. Kendisi oysa yasama, yargı, yürütme gibi bir erk olarak ön planda olması lazım ve kendi gücünü bir başka güce ezdirmemesi gerekiyor. Bu hale getiren 12 Eylül darbe hukukudur 1980 sonrası. Onu besleyen de siyasal partiler yasası ve lider sultasıdır. Liderler masa başına oturup milletvekili listesini yazıyorlar, vatandaşın önüne koyuyorlar bunlara oy verin diyorlar. Biz bunu kırdık. 56 ilde önseçim yaptık. Yani milletvekili adaylarımızı milletin kendisi seçti.

Sunucu- Bu yeni bir şeydi galiba değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeni bir şey. Evet 12 Eylül’den sonra bu kadar yaygın ilk kez CHP yapıyor. Çünkü demokrasiye inanıyorsanız milletvekillerini niye sadece bir kişi seçsin? Bırakın milletin kendisi seçsin. Seçildikten sonrada zaten vatandaş ona sahip çıkacaktır. Ve o parlamentoya geldiği zamanda şunu diyecektir. Ben buraya milletin iradesiyle seçilip geldim beni lider seçmedi, beni halk seçti ama ben örneğin CHP’liyim, sosyal demokratım, buraya halkın oylarıyla geldim. Düşüncelerimi parlamento kürsüsünde özgürce ifade edeceğim demesi lazım. Bunu dediği andan itibaren parlamento gerçek anlamda bizim anladığımız parlamento olmuş olur.
Üniversitelerle ilgili izin verirseniz bir şey daha söyleyeyim gençler için. Bakın, gençlere diyoruz ki, bunlar bizim geleceğimiz. Gençlerin karar mekanizmalarında şu veya bu şekilde olmaları lazım. Gençlerin siyasete ilgi göstermesi lazım. Siyasette yer alması lazım. Düşüncelerini aktif olarak dile getirmeleri lazım. Üniversiteleri alalım, üniversitelerde milyonlarca gencimiz var. Üniversite yönetiminde bunları hiç sesi ve sözü yok. Niye yok?

Sunucu- Çok doğru bir nokta.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gerçekten niye yok? Bunlar mezun olduktan sonra kimi vali olacak, kaymakam olacak ve belediye başkanı olacak, milletvekili olacak ama üniversitedeyken hayır efendim siz daha çocuksunuz siz doğru karar veremezsiniz. Biz bunu da değiştireceğiz. YÖK’ü kaldıracağız üniversitelerde gerçek anlamda öğrencinin de karar süreçlerine katıldığı bir sistemi uygulayacağız. Öğrenci üniversite yönetiminde söz ve karar sahibi olacak belli oranda. Böylece üniversite öğrencisi yönetimi de öğrenmiş olacak okurken. Kendi temsilcisini seçecek. O temsilci üniversite yönetiminde söz sahibi olacak. Öğrencilerin taleplerini orada dile getirecek. Biz kendi öğrencilerimize, kendi çocuklarımıza güvenmeyeceğiz de kime güveneceğiz? Bunu yapacağız.

Sunucu- Seçilme yaşının madem gençleri daha çok hayatın içine sokacağız diyorsunuz. Seçilme yaşının düşürülmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz Sayın Genel Başkanım?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 18 yaşına düşürülmesine evet herhangi bir sorunumuz yok. O konuda biz anayasa değişiklik teklifi de verdik. Gençler siyasete ısınacaksa ki medeni kanuna göre temyiz kudretine yani yanlışla doğruyu birbirinden ayırma yaşı olarak 18 görülüyor. 18’e ulaşan bir gençte rahatlıkla milletvekili olabilmeli, belediye başkanı olabilmeli. Şuanda şunu rahatlıkla söyleyebilirim Türkiye’nin en genç belediye başkanı CHP’li.

Sunucu- Galiba kadın milletvekili adedi olarak da çok ciddi bir sayı bu sefer.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz Ankara, İstanbul, İzmir’de bütün seçim bölgelerinde birinci sıralara kadın aday koyduk.

Sunucu- Ben biraz daha büyük bir heyecan seziyorum Sayın Genel Başkanım, yani böyle daha büyük bir rüzgar, daha büyük bir katılım. Yani benim yaşadığım yerde bile birçok insan sandık başlarında görev almak için internetten başvurdu, her yerde daha büyük bir katılım görüyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gençlerden istediğim, lütfen sandığa gidiniz, oyunuzu kullanınız. Oy kullanmamak ülkenin geleceğiyle ilgili karar alma sürecine girmemek demektir. Eğer siz uygar dünyanın bir parçası olmak istiyorsanız, üzerine titrediğiniz özgürlüğünüzü yaşamak istiyorsanız, hayatın her alanında var olmak istiyorsanız gerçekten de sandığa gidin ve oyunuzu kullanın.
Bakın ben illa gidin CHP’ye oy verin demiyorum.

Sunucu- Bunu daha öncede söylemiştiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Onlar karar alsınlar, siyasi partilerin programlarına baksınlar. Hangisi CHP’ye, gençlere ne kadar önem veriyor baksınlar tercihlerini ona göre kullansınlar. Ama ben sandığa gitmeyeceğim, oyumu kullanmayacağım dediğiniz andan itibaren yarın birisi gelip de sizin internetinize sansür uyguladığı zaman şikayet etmeyeceksiniz. Çünkü onu siz getirdiniz. O nedenle eğer şikayetiniz varsa, belli sorunlarla karşılaşıyorsanız bu sorunları giderecek olan siyasal partiye destek vermeniz lazım. O çerçevede sandığa gidip oy kullanmanın bir yurttaşlık görevi olduğunu hepimizin bilmesi gerekiyor.

Sunucu- Number1 grubunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla söyleşimiz devam ediyor. Birkaç gündür biz bunun promosyonunu yapıyoruz efendim internetten, televizyonumuzdan, radyolarımızdan ve gelen binlerce sorudan bir tanesi de genel sağlık sigortalarının prim borcu ve öğrenim kredisi konuları. Gençler inanılmaz derecede bundan şikayet duyuyorlar. Birde 18 yaşından sonra çalışmaya eğer başlamadıysanız bunu bildirmeniz gerekiyor ve bildirmezseniz size otomatikman her ay bir genel sağlık sigortası işliyor hesabınıza ve bir anda TC kimlik numaranızdan birlerce lira borcunuzun olduğunu öğreniyorsunuz. Bu birazda hani saçma sapan bir konu değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gerçekten öyle. Biz ona işsiz evlat vergisi diyoruz. Yani çocuk çalışmıyor ama prim ödeyeceksin diyorlar. Ama çalışmıyorum diyor. Baban çalışıyor diyorlar, baban emekli aylık alıyor diyorlar o senin yerine yatıracak. O nedenle biz buna işsiz evlat, evlat işsiz ama baba işsiz olduğu için vergi veriyor oğlu için.
Bu doğru bir uygulama değil. Bunun değiştirilmesi lazım. Kredi konusu da çok önemli. Şimdi üniversiteyi bitiriyor, üniversitedeyken kredi almış ama henüz iş bulamamış, devlet diyor ki bitirdin gel bakıyım kredi borcunu öde. İşim yok diyor. Ödeyeceksin yoksa seni icraya vereceğim diyor. Normalde sosyal devlet dediğimiz devlet anayasaya göre değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen bir maddedir o. Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir diye. Sosyal hukuk devletinin gereği olarak devlet işsize iş olanağı yaratmak zorunda zaten. Şimdi hem iş vermiyorsunuz, hem iş bulmuyorsunuz, arkasından diyorsunuz ki borcunu öde. Nasıl ödeyecek bu? O nedenle bizim projemiz, CHP’ni projesi işe girdikten sonra kredi borcunun ödenmesidir. İşe girdikten sonra kredi borcunu alacağız. Zaten işe girdikten sonra sosyal güvenlik primi de zaten otomatik olarak kesilip yatırılacak. İki alanda da bir rahatlama olacak.

Sunucu- Tabi çerez parasına ihtiyaç var. Bir şekilde para lazım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani çerez parası çok talihsiz bir olay önce onu ifade edeyim. Çünkü 3 milyarlık bir araba saltanatını çerez parası olarak tanımlamak çok zor. İstanbul’da yaşayan bütün emeklilere iki bayramda ikramiye rahatlıkla ödeyebilirsiniz bu çerez parasıyla. Asla doğru bir tanımlama değil. Bizim inancımızda israf haramdır. Ahlaki olarak da israf haramdır. Siyaseten de israf doğru değildir. Nedeni şu; çocuk doğduğu andan itibaren vergi verir. Gençler sakın şunu düşünmesinler. Bizim vergi dairesinde kaydımız yok biz vergi ödemiyoruz. Hayır. Müzik dinlerken vergi öderler, otobüse binerken vergi öderler, su içerken vergi öderler, anneleri bulaşık yıkarken vergi öder. Hayatın her alanında vergi vardır. Doğduğu andan ölümüne kadar vergi vardır. Vergiyi sadece teneffüs ettikleri hava için ödemezler. Onun dışında her şeyde vergi vardır. Vapura binerler yine vergi öderler. Yani vergisiz bir hayat yoktur.
O nedenle her kuruş verginin nasıl harcandığını, nerelere harcandığını hükümetin gençlere de, 77 milyon yurttaşa da anlatması gerekiyor. Bütçe bu nedenle çok önemlidir.
Bakın bütçe kanunları diğer kanunlara benzemez. Bütçe kanunlarının belli bir tarihte parlamentoya gelmesi lazım. Bütçe kanununu bir günde mecliste görüşemezsiniz yasaktır anayasaya göre. En az iki aylık süre vardır iki ay bütçeyi görüşürsünüz. Neden? Çünkü ne kadar vergi toplandığı, nerelere harcandığı, önümüzdeki yıl ne kadar toplanacak, nerelere harcanacak bu parlamentoda tartışılsın bütün Türkiye öğrensin bunu diye.

Sunucu- Nasıl öğrenecekler televizyondan bile artık gösteremiyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sorunumuz o. Demokrasinin çıkış kaynağı bizim ödediğimiz vergileri nerelere harcadın ey hükümet sorusunun sorulmasıyla başlanmıştır. Vergiyle başlamıştır. Çünkü benim vergimi alıyorsun ne için harcayacaksın? Benim için harcayacaksın. Ben israfı kabul etmiyorum, saltanatı kabul etmiyorum.

Sunucu- Ama saray yapmamız lazım Sayın Genel Başkanım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İşte onun hesabını demokratik yollardan halkın sorması lazım. Benim ödediğim vergiyle sen 17 milyon yoksul varken kendine 1100 odalı saray yapıyorsan vatandaşın bir dakika demesi lazım. Bütün gençlerin bir dakika demesi lazım. Ya arkadaş ben sana vergi ödedim, üstelik hiç çalışmadığım halde vergi ödedim. Sen 17 milyon yoksulun sorununu çözmüyorsun, 6 milyon 250 bin işsizin sorununu çözmüyorsun kendine gidip saray yapıyorsun. Altına kurşun geçirmez araçlar alıyorsun. Sonrada diyorsun ki bu israf değildir. Nedir peki bu?
Sosyal devlet kavram olarak çok önemli bir kavramdır sosyal devlet toplanan vergilerin halka harcanmasıyla ilgili kavramdır ve doğrudan doğruya bu alanla ilişkilidir. O nedenle ödediğimiz vergilerin hesabını sormak zorundayız. Kim olursa olsun iktidarda. Biz bu konuda da bir proje geliştirdik. Bu da çok önemlidir. Aşağı yukarı uygar devletlerin bazılarında uygulanıyor. Dedik ki, CHP iktidar olduğunda bir kesin hesap komisyonu kuracağız. Yani bütçede toplanan paraların nerelere harcandığını gösteren kanunun adı kesin hesap kanunudur anayasamıza göre ve Sayıştay yasasına göre. Kesin hesap komisyonu kuracağız. Kesin hesap komisyonunun başkanı ana muhalefet partisinden olacak ve iktidar partisi ana muhalefet partisine hesap verecek. Nerelere paranın harcandığını o da soracak. Nerelere harcadınız kardeşim. Bizde hesap vereceğiz. Bu bizim özgüvenimizi gösteriyor. Bu bizim kaynakları yerli yerine ve doğru harcayacağımızın garantisidir aynı zamanda. Özgüvenimiz o kadar fazla ki ben iktidar olurum, parayı harcarım ama gelir nerelere harcadığımın hesabını son kuruşuna kadar veririm. Bu geleneği Türkiye’de başlatacağız. Bu çok önemli bir projedir. Hatta bizim 21.yüzyılın projesi dediğimiz projeden bana göre kaynakların nerelere harcandığını göstermesi açısından daha önemli bir projedir. Nedeni de şu; bu proje hayata geçtiğinde 21.yüzyılın projesi çok rahat finanse edilebilecek.

Sunucu- 100 yılın projesi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok daha rahat yapılabilecek.

Sunucu- Biraz bahseder misiniz 100 yılın projesinden? Çünkü çok heyecan verici.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle; 100 yılın projesi Türkiye’nin iki üstünlüğüne dayanılarak hazırlanmıştır. Bir; genç nüfusumuz var taşı sıksa suyunu çıkarıyor. İki; Türkiye’nin coğrafi üstünlüğü, Kafkaslar, Asya, Avrupa, Afrika, Ortadoğu’nun tam ortasında gerçekten de bir yüzük taşı gibi duruyor.
Şimdi bu iki mukayese üstünlüğünü biz avantaja dönüştürmek istedik. Dedik ki, mesela orta Asya’da, Avrupa’da, Afrika’da denize ulaşmakta zorluk çeken ülkeler var. Biz bu ülkeler için Türkiye’yi bir küresel liman haline getireceğiz. Bir mega kent kuracağız ve bu mega kent aynı zamanda bir üretim üssü olacak. Aynı zamanda teknoparklarıyla bir bilgi üretim üssü olacak. Aynı zamanda katma değeri yüksek ürün üreten bir merkez olacak. Ağır sanayi değil hafif sanayinin merkezi olacak. Siz Çin’den bir mal diyelim ki Bakü’ye sipariş edildiği zaman 50, 55 günde geliyor. Ama merkez Türkiye olduğu zaman 100 yılın projesinde Çinli gelecek bu merkezde depolarını kuracak, imalat merkezlerini kuracak. Bakü siparişi verdiği zaman en geç 15 saat içinde elinde olacak.

Sunucu- Bir hab gibi bir şey.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet bir hab gibi. Dolayısıyla olağanüstü bir maliyet avantajı sağlıyor bu ülkelere. Türkiye coğrafi üstünlüğünü bugüne kadar yeteri kadar kullanamadı. Sadece doğalgaz boru hatları, petrol boru hatlarıyla kullandı ama onu da Türkiye’den çok batılılar istediği için. Başka yer yok mecburen Türkiye’den geçecek. Biz mecburun ötesinde bu coğrafi üstünlüğümüzü olağanüstü bir avantaja dönüştüreceğiz.
Proje 2020’den itibaren hemen başlayacak, katma değer yaratmaya başlayacak. 2035’te olgunlaşacak proje. 2 milyon 200 bin kişiye istihdam yaratan bir proje. Aynı zamanda bir yılda net 147 milyar dolar katma değer yaratan bir proje. Ve Türkiye’yi 21.yüzyılın hem bölgesinde, hem dünyada yıldızı yapacak bir proje. Proje aynı zamanda kendi ülkesinde ve bütün komşu ülkelerinde de barışın güvencesi olacak. Kavgasız bir dünyanın projesi olacak bu. Çünkü barış büyüdükçe, derinleştikçe herkes bu projeden nasibini alacak. Suriye’de, Irak’ta, Bakü’de, Kafkaslarda, Avrupa’da herkes nasibini almış olacak. Biz bugüne kadar denizlerimizi iyi kullanamadık. Samsun limanı Avrupa’ya olağanüstü bir avantaj sağlıyor. Trabzon limanı İran’a olağanüstü avantaj sağlıyor. Mersin, İskenderun limanı baktığınız zaman Ortadoğu’ya, Afrika’ya olağanüstü avantajlar sağlıyor. Bunların hiçbirisini kullanamadık.
Biz projeyi hemen ilk işimiz karayolu, demiryolu, enerji hatlarında başlayacağız. Mega kente ulaşacak her şey çok düşük maliyetlerle oluşacak ve buradan bütün dünyaya yayılacak. Bütün dünyaya mallar gidecek buradan. Emin olun projeyi hayata geçirdiğimizde dünyanın bütün önemli firmaları, ihracat yapan firmaları mega kentten yer kapmak için çalışacaklar. Bütün yatırımları onlar yapacaklar. 140 milyar dolarlık bir yatırım var. Bunun 40 milyar dolarını kamu, 100 milyar dolarını da özel sektör yapacak ve dolayısıyla Türkiye gerçekten de olağanüstü bir sıçrama yapmış olacak. Kişi başına gelir mega kentte 33 bin dolar, Türkiye’nin diğer illerinde de 30 bin doları aşacak.
Yine bu projenin sağladığı önemli bir avantaj daha var. Proje sadece Türkiye’ye değil, bütün ülkelere olağanüstü avantajlar sağlıyor ve Türkiye coğrafi konumunu ilk kez tarihinde mükemmel bir şekilde değerlendirmiş olacak.

Sunucu- Ben bir şeyi merak ediyorum Sayın Genel Başkanım. Bu başkanlık meselesi. Herkes bir şey söylüyor. Televizyona birisi çıkıyor diyor ki, siz yanlış anladınız başkanlığı diyor, öbürü diyor Türkiye modeli başkanlık diyor. Yani ne olur bize anlatır mısınız bu başkanlık sistemi nedir? Biz merak ediyoruz açıkçası.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Arzulanan başkanlık sistemi şu; kişiye göre bir rejim değişikliği yapalım deniyor.

Sunucu- İmparatorluk gibi bir şeyden bahsediyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İmparatorluk bile böyle değil. İmparatorda hiç değilse bir sadrazam var. Yani padişah bile beşikteki çocuğunu boğdurmak için Şeyhülislamdan fetva almak zorunda. Öyle gidin boğun diyemiyor. Düşünün yani Osmanlının kendi içinde bile dengeler var.
Şimdi burada tamamen bir kişiye özgü bir rejim getirelim diyorlar her şeye o karar versin. Valiyi o atasın, milletvekillerini o atasın, büyükelçileri o atasın, rektörleri o atasın, dekanları o atasın, milletvekillerini, her şeyi o yapsın. Böyle bir rejim yoktur. O nedenle ben başkanlık sisteminin tartışılmasını tamamen gereksiz görüyorum. Çünkü böyle bir sistem Türkiye’de olmaz. CHP mecliste olduğu sürece böyle bir sistem olmaz. Biz buna engel oluruz. Hiç kimse bu konuda en ufak bir endişeye kapılmasın.
Bakın, bizim 200 yıllık bir parlamenter sistem deneyimimiz var. 200 yıllık deneyimi alıp çöp sepetine atacağız, hiç bilmediğimiz bir rejimi getireceğiz. Niçin? Efendim birisi bunu böyle istedi diye. Olmaz böyle şey. 200 yıllık bir parlamenter deneyimimiz var, parlamenter sistemi de az önce sizde sordunuz yasama organı gerçekten çalışıyor mu diye. 12 Eylül darbe hukukunun getirdiği ciddi açmazlar var. Bunların değişmesi lazım. Bunları biz değiştirmeyi taahhüt ediyoruz, değiştireceğiz. Bu ülkeye birinci sınıf demokrasiyi getireceğiz. Almanya’da ne varsa, Fransa’da ne varsa, Japonya’da ne varsa, Kanada’da ne varsa, Norveç’te, İsveç’te ne varsa kendi halkına, kendi yurttaşlarına, kendi gençlerine hangi avantajları sağlıyorlarsa aynı avantajları Türkiye’ye getireceğiz. Hatta biz CHP olarak şunu taahhüt ediyoruz. AB bize fasıl açsında biz neleri yapacağımızı öğrenelim. Fasıl açmasını bile beklemeyeceğiz. Birinci sınıf demokrasi için ne gerekiyorsa aynısını Türkiye’ye getireceğiz. Hiç böyle faslı masıl değil. Onlar bakacaklar ki, Türkiye CHP iktidarında hiç de şunu niye yaptınız, bunu niye yaptınız diye sormadan hepsini bunlar yapıyorlar. Evet hepsini yapacağız. Benim ülkemin insanı, benim ülkemin gençleri 3.sınıf demokrasiyi hak etmiyor. Pırlanta gibi gençlerimiz var. Dünya çapında gençlerimiz var. Her alanda ses getiren gençlerimiz var. Şimdi biz bunları 3.sınıf demokrasiye mahkum ediyoruz. Konuşmayın diyoruz, hapse atarız diyoruz, tehdit ediyoruz.
Bunların tamamının kalkması lazım. Sokaklarında özgürce gezen bir Türkiye istiyoruz. Herkesin özgürce gezdiği bir Türkiye. Çatık kaşlı insanların değil, gülümseyen insanların gezdiği bir Türkiye istiyoruz. Kadın, erkek eşitliği çok önemlidir. Kadın, erkek eşitliğinin söylemde değil, eylemde de hayata geçtiği bir Türkiye istiyoruz. Birilerinin yaşam tarzına müdahale eden bir siyasal iktidarı asla kabul etmiyoruz. İzmir için söylenenleri asla unutmadım. Birilerinin yaşam tarzına siyasetin karışmaya hakkı var mı? Yani istediği gibi yaşar, istediği şekilde inancını yerine getirir. Artık Türkiye’nin bunları aşması lazım. Biz 21.yüzyıldayız artık. Biz bilgi çağındayız artık. Bilginin ne kadar önemli olduğunu artık bütün dünya öğrendi. Ama bizim bazı siyasilerimiz hala bunu öğrenmiş değiller. Bilgi çağının ne olduğunu dahi bilmiyorlar. İnsan beyninin dünyanın en stratejik ürünü olduğunun farkında bile değiller. Ankara’daki beylere şunu hatırlatmak isterim. İnsanoğlu tekerleği 3 milyon yılda bulmuş. Şimdi her saniyede birden fazla buluş var. İnsanlığın geldiği noktaya bakın. bilgi çağı artık. Şimdi biz yasaklarla gençleri frenliyoruz. Özgür bırakın bu gençler hepsi mucit olacak. Bunlardan bir bakan çıktı Of’ta bir konuşma yaptı. Efendim biz Müslüman ülkeyiz bizden mucit çıkmaz. Biz ancak ara eleman yetiştiririz. Bu Müslümanlığı da bilmemek demektir. Müslüman tarihin en büyük devrimci hareketidir. Ben TBMM kürsüsünde söyledim, tarihin en büyük devrimcisi Hz. Muhammed’dir diye, peygamberimizdir diye. Kadın – erkek eşitliğine önem vermiştir. Bir inancı düşünün bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum diyen bir inancı düşünün. Bilgiye verilen önemi düşünün. İlim Çin’de bile olsa gidip öğreneceksin diyen bir inancı düşünün.
Şimdi biz bilimi dışlıyoruz. Bilimi dışladığınız zaman olmaz. İslam dünyası Hz. peygamberden sonra İslam dünyası olağanüstü gelişmelere imza atmıştır. Cebiri bulmuştur, astronomi, anatomi, fizik, kimya alanında olağanüstü gelişmeler olmuştur ortaçağ karanlıkta iken. İslam dünyasındaki eserler İtalya’ya götürülmüştür, orada korkuyla, zorla şu veya bu şekilde gizlilikle götürülmüştür. Çünkü baskı vardı kilisenin ve Rönesans hareketi öyle doğmuştur. İslam sayesinde doğmuştur. Biz İslamiyet’i de biliyoruz, tarihimizi de biliyoruz, geleceğimizi de biliyoruz. Bütün mesele bütün bunları yapabilecek bir siyasal iktidar. Onun için biz diyoruz ki, 4 yıl için CHP’ye yetki verin gidin sandığa oyunuzu kullanın. Göreceksiniz çok farklı bir Türkiye, uygar bir Türkiye, muhalefeti bile kucaklayan, onun düşüncelerini özgürce ifade edebileceği bir rejimi, bir anlayışı egemen kılan bir yapıyı kuracağız.
Bursa’da miting yaptık Bursa büyükşehir belediyesi metroları durdurdu bizim mitinge kimse gelmesin diye. Ayıp değil mi bu? Ama bizim iktidarımızda asla böyle bir şeye izin vermeyeceğiz.

Sunucu- Metronun trafosuna kedi mi girmiş?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Büyük bir ihtimalle.

Sunucu- Elektrikler gitmiştir.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama söz verdim Şero var biliyorsunuz bizim Genel Merkezimizde çok güzel bir kedi, olağanüstü, biraz vahşi ama böyle gezerken kuyruğu dik böyle çok asil bir gezişi de var gerçekten görmenizi çok isterim. Böyle herkese meydan okur gibi geziyor. Şero’ya da talimat verdik seçim gecesi bütün kedilere haber verin kimse trafoya girmesin diye.

Sunucu- Bu seçim sandığıyla ilgili sandıklara sahip çıkılması gerekiyor. Burada bir endişe var herkeste. Bununla ilgili ne yapmayı planlıyorsunuz Sayın Genel Başkan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok iyi bir çalışma yapıyoruz. Sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapıyoruz. Gençler gerçekten iyi destek veriyorlar. Az öncede söyledim oy ve ötesi, Ankara’nın oyları gibi genç gruplar bir araya geliyorlar sandıklara sahip çıkma konusunda. Bizde güçlü bir avukat ordusuyla hemen hemen her bölgede olabilecek hukuksuzluklara karşı anında müdahale edebileceğimiz yerler, mekanizmalar, bürolar oluşturduk. Örgütlerimize de şu talimatı verdik. Kesinlikle sandıklara sahip çıkın. Ve yine açık, net şunu söyledim, elektrik kesildiği anda biriniz çıkın sandığın üstüne oturun. Elektrikler gelinceye kadar o sandık oradan gitmesin diye. Çünkü en güvenli yöntem bu. Yani bunu yapmak zorundayız. Elektrikler gelir yeniden sayıma başlarsınız. Islak imzalı tutanakları almadan sakın sandıkları terk etmeyin. Birleştirme tutanaklarına dikkat edin. Bu talimatta verildi.

Sunucu- Bu süreç şu mu Sayın Genel Başkanım, sandıklar sayılıyor, sayıldıktan sonra sonuçlar…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tutanağa işleniyor. O ıslak imzalı tutanaktan bir örnek alın diyoruz. Sonra bunlar belli bir merkeze gidiyor orada tutanaklar birleştiriliyor ondan sonrada Ankara’ya bildiriliyor.

Sunucu- Orada işte oyların bilgisayara aktarılmasında ve sayılmasında da, yani bilgisayara aktarırken de partilerden temsilciler var mı? Oradan bilgisayara aktarırken sanki bir takım problemler oluyor gibi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Orada maalesef bazı problemler oluyor. Bakanlar mesela gidiyorlar oraya müdahale etmek için gidiyorlar ve o bizde büyük tepkiler yaratıyor. Bakanların orada işi yok, gitmemesi lazım. Yani yargıç gözetiminde seçim yapılıyor.
Bakın Fransa’da yapılır, İngiltere’de yapılır, Amerika’da yapılır, Japonya’da yapılır. Onlarında yargıç gözetiminde. Ama hiç kimse seçimlerin sonucundan kaygı duymaz. Bizde de yargı gözetiminde yapılıyor hepimizde büyük bir endişe var. Neden? Demokrasi yokta onun için. Hukukun üstünlüğü yok onun için. Yargı bağımsız değil onun için. Sorunda buradan kaynaklanıyor zaten. Siz yargıyı bağımsız kılmazsanız, hukukun üstünlüğünü sağlamazsanız, yargıyı siyasal iktidarın arka bahçesine dönüştürürseniz orada her şey olur. Orada dikta yönetimi olur. Diktatör bir şey söyler savcı hemen ertesi gün harekete geçer. Diktatör durun der her şey durur kimse müdahale etmez. O nedenle bizim demokrasiye ihtiyacımız var. Bütün gençlerin bunu çok iyi bilmesi lazım. Sizin özgürlük alanınızı sınırlayacaktır dikta yönetimleri, baskı yönetimleri. Oysa gençler özgürlük alanında müzik üretirler. Özgürlük alanında resim üretirler. Özgürlük alanında sanat üretirler, sanata önem verirler. Tiyatroya, sinemaya, müziğe önem verirler. Bilim insanı özgürlük alanında bilim üretir. Çünkü üniversiteler her şeyin özgürce tartışıldığı yerlerdir, yerleşkelerdir, kentlerdir. Eğer siz şu düşünceyi konuşmayacaksınız, bunu tartışmayacaksınız. O zaman nasıl bilgi üreteceksiniz?
Bir dönem bir kişi çıktı dedi ki dünya yuvarlaktır. Oysa bütün dünya dünyanın düz olduğuna inanıyordu. Ama o söyleyen kişi bir bilim insanıydı ve dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamıştı. Ama bugün dünyada hiç kimse dünya düzdür demiyor. Hepimiz yuvarlak olduğunu biliyoruz. Demek ki bilim bu kadar önemli, özgürlük bu kadar önemli.

Sunucu- Gençler üretiyor da Sayın Genel Başkanım, Türkiye’de biz işte radyolar olarak, müzik televizyonları olarak bu telif probleminden dolayı hem sanatçılar aslında, hem de radyolar, televizyonlar müzik grupları problem yaşıyor. Çünkü keyfi bir takım telif yasaları, keyfi bir takım yönetimler çıkıyor işte MÜYAP’ta vs.de. Bu konuda bir telif yasasıyla ilgili bir düzenleme düşünüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakınız, üretenin kazanması lazım. Üretilen bilginin paylaşılmasını sağlayan radyolarında kazanması lazım, televizyonlarında kazanması lazım. Siz bir taraf kazansın, diğeri kaybetsin dediğiniz andan itibaren sistem yürümez zaten. O zaman sağlıklı çalışan bir demokraside yasalar şöyle çıkarılır. Telif haklarıyla ilgili bir yasa mı çıkaracaksınız? Bütün tarafları toplarsınız, oturur konuşursunuz, komisyonlarda gerekirse alt komisyonlarda tarafların katılabileceği komisyonlar kurarsınız. Herkes düşüncesini ifade eder ve ortak bir yol bulunur. Tarafların üzerinde mutabakat sağladığı yasalar çıkmış olur. Bunu öngören düzenlemeler var aslında.

Sunucu- O düzenlemelerin sürecini takip eden kurumlarında biraz denetlenmesi gerekir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette. Yani demokrasilerde denetimsiz alan yoktur. Siyaseti de halk denetler. Denetimsiz bir alan asla olmaz. Denetimi de hukukun üstünlüğü çerçevesinde yaparız, etik değerler çok önemlidir denetim yapılırken. Denetimin öldürücü olmaması lazım. Yani kinle, intikamla denetim olmaz. Ben şunu batırayım diye oraya denetim için gidilmez. Denetim eğer hukukun üstünlüğü ya da hukuk çiğnenmişse veya bir yasa çiğnenmişse ona hatırlatmak için gidilir, hatırlatılır bir daha böyle yapma denir ve o çerçevede düzen iyileştirilmeye çalışılır.

Sunucu- Gelen binlerce sorudan bir tanesi de şuydu. Bizim çok kredi kartı borcumuz var. Bu faizlerin altında eziliyoruz, zaten iş yok. Ben ne yapacağım? Böyle bir takım endişeler var ve siz kredi kartları faizlerinin silinmesi ya da dengelenmesiyle ilgili bir projeniz var diye biliyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Bankalardaki tüketici kredisi faizleriyle kredi kartlarına uygulanan faizlerin en az altını bir daha çiziyim en az %80’ini sileceğiz.

Sunucu- Bu çok önemli, çok büyük bir vaat değil mi Sayın Genel Başkanım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok önemli bir vaat. Çünkü 5 milyon vatandaş borç batağında. Büyük bir kısmı gençler. 1 milyon 220 bini taahhüdünü yerine getirmediği için mahkemelere verildi. 550 bin kişi mahkum oldu. 98 bin kişi hapse girdi ve çıktı. 98 binden 550 bini çıkarırsak kalan kişi yani yaklaşık 450 – 490 bin kişi hapse girmek için sıra bekliyor. Ama Türkiye’de bunların tamamını hapse alacak cezaevleri olmadığı için poliste bunları yakalamıyor. Biz Türkiye’yi bu ayıptan kurtaracağız. Faizlerin %80’ini sileceğiz. Bu konuda bize desteği yine çok genç bir arkadaşımız New York’ta uluslararası büyük bir finans kuruluşunun yöneticisi olan bir Türk geldi bizim bu projemizin ayrıntılarını beraber görüştük. Dünya uygulamalarına baktık ve sonra biz bunu seçim bildirgemize aldık. Uygulaması var dünyada. Biz geldiğimizde inşallah bunu da yapacağız.

Sunucu- Yani kredi kartları faizinin yaklaşık %80’i…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yaklaşık değil en az %80’ini sileceğiz.

Sunucu- Birde gençler serbest dolaşmak istiyorlar artık. Yani vizeler, vs.ler. Bu konuda da bir girişiminiz olacak mı? Yani genç işi yok, üniversitede okumuş yapası yok ama gitmek istiyor Fransa’ya, İtalya’ya. Ama vizelerden dolayı dışarı çıkamıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi eğer Türkiye uygar dünyanın bir parçası olacaksa zaten vizeler kendiliğinden kalkar. Birinci sınıf demokrasi olacaksa vizeler kendiliğinden kalkar. AB uyum sürecinde AB’nin öngördüğü bütün standartları sağlarsanız vizeler kendiliğinden kalkar. Bu çalışmayı yapacağız. Bizim zaten demokrasi konusuna özel vurgu yapmamız, hukukun üstünlüğü konusuna özel vurgu yapmamız, Türkiye’nin uygar dünyanın bir parçasıdır, böyle olmak zorundadır diye buna vurgu yapmamızın temelinde zaten bu yatıyor. Biz nasıl Fransız Almanya’ya, İtalya’ya bir başka yere vizesiz geçiyorsa Türkiye’nin de aynı koşullarda bundan yararlanması lazım.

Sunucu- Birde son olarak askerlik süresinin kısaltılmasıyla da ilgilide bir öneriniz olmuştu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Askerliği önce 9 aya, arkasından da aşamalı olarak 6 aya indireceğiz. Uzun bir askerlik süremiz var. Zaman içerisinde belki profesyonel orduya geçmek gerekiyor. Bu konudaki projemizde çok ciddi bir proje. Önce onlar reddettiler. Yani iktidardakiler olur mu böyle bir şey dediler sonra onlarda kabul ettiler evet bu olabilir diye. Gerçekten de bu olabilir. Çünkü teknoloji değişti, dünya değişti, insanlar değişti. Hala işte 2030’ların, 2040’ların düşünceleriyle bir orduyu ayakta tutmak, askerliği bu bağlamda yaptırmak çok zor. Hatta bazı ülkelerde uygulamaları var. Üniversite öğrencisi tatillerinde askerlik yaparak o 6 aylık süreyi 4 yıl içinde aşama aşama doldurabiliyor.

Sunucu- Çok büyük bir zaman kaybı bir genç için.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle genç için büyük bir zaman kaybı.
Sunucu- Efendim çok çok teşekkür ediyoruz. Milyonlarca genç şuanda sizi dinledi. Belki bir takım endişeleri vardı sizin bu anlattıklarınız sayesinde tekrar güne biraz daha gülümseyerek devam edecekler.Son olarak gençlere söylemek istediğiniz bir şey varsa efendim onu alalım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Endişelenmesinler, siyasete ilgi göstersinler. Çünkü onların sorunlarını çözecek olan siyaset kurumudur. Siyaset ancak sorunları çözer. Siyasetin bir özelliği var. Bir; siyaset sorunları çözer. İki; siyaset sorun yaratır. Biz sorun yaratan siyaset olmak istemiyoruz. Sorunları çözen siyaset olmak istiyoruz. Sorunları çözmek zorundayız. Türkiye’nin çok karmaşık sorunları var. Ama bu sorunların hiçbirisi çözülemez değil. Bütün sorunları çözülebilir.
Bütün mesele şu; siyaseti ahlaki temelde yapacaksınız, siyaseti zenginleşme aracı olarak kullanmayacaksınız, siyaset köşeyi dönme aracı olmayacak, siyaset halk için, gençlerimiz için, yoksullarımız için yani toplumun bütün katmanları için siyaset yapılmak zorunda. Bizde siyaseti böyle yapacağız. O nedenle diyoruz ki, endişelenmeyin, güvenin ama Türkiye’ye güvenin özellikle. Artı bizi yakından izleyin.

Sunucu- Efendim Number1 FM’de ve Number1 Türk FM’de CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ağırladık. Gençlerden gelen soruları içtenlikle ve samimiyetle yanıtladınız efendim. Çok teşekkür ediyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bende teşekkür ederim. Gençlere selamlar.


İlgili yazılar

Yargıtay Ve Danıştay’da Yeni Dönem

Hükümeten Yargıtay ve Danıştay’da yeniden yapılanmayı olanaklı kılan yasa değişikliği CHP tarafından yürürlüğün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Ancak, Yüksek

ANKARA’DA SIKIYÖNETİM İLAN EDİLDİ

CHP Ankara Milletvekili Levent Gök Ankara Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesinin Çankaya, Altındağ, Pursaklar, Keçiören ve Yenimahalle’de yaşayanları mahkeme kararı olmaksızın aranmasına karar verdiğini açıkladı.

Feyzioğlu: Yürütmeye yargı yetkisi getiriliyor

Hükümet İç Güvenlik Yasa Paketini geri çekti ancak tartışmalar bitmedi. Türkiye Baralor Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu önümüzdeki hafta genel kurula

Bir Cevap Yazın