Mezar Taşlarındaki Yazı Osmanlıca değil arapça

Mezar Taşlarındaki Yazı Osmanlıca değil arapça

Zeki Sarıhan

Türkçe karşılığı Kurultay olan Şûra, geniş bir danışma toplantısı karşılığı olarak Türkiye eğitim sisteminde eski bir geçmişe dayanıyor. Türkiye’de eğitimle ilgili ilk şûra Temmuz 1921’de Ankara Hükümeti tarafından “Maarif Kongresi” adıyla toplandı. Amacı yeni Türkiye’nin eğitim politikalarını belirlemekti. Yunanlıların Ankara’ya doğru istila hareketi nedeniyle çalışmalarını erken bitirerek dağıldı. Bu şûranın bir kitabı yoktu. (Kaynakları tarayarak onun hakkında 1921 Maarif Kongresi adlı bir kitap yaptım.) Cumhuriyet kurulduktan sonra Maarif Vekâleti, şûra toplamak yerine “Heyeti İlmiyeleri” ve Talim Terbiye Kurulu’nu eğitimde danışma organları olarak kullandı. Bu dönemde ilk şûrayı 1939’da Hasan Ali Yücel topladı ve şûra geleneğini başlattı. Son olarak Antalya’da toplanan şûra bunların 19’uncusudur. Bu şûraların görüşme ve karar tutanakları kitap olarak yayımlanmıştır. Her biri hangi dönemin ürünüdür, hükümet eğitimde ne yapmak istiyor, bu kitaplardan öğrenmek mümkündür.

İlk katıldığım 1968’de Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın topladığı Devrimci Eğitim Şûrası’nda Ankara Yüksek Okullar Talebe Birliği delegeleri içindeydim. Kendi topladığımız Ulusal Eğitim Kurultaylarını ve bazılarında gözlemci olduğum sendikaların eğitim kurultaylarını saymıyorum. 1981’den sonra toplanan bütün şûralarla Öğretmen Dünyası dergisi olarak ilgilenmek görevimiz gereğiydi. Bunların kararlarını ele aldık, eleştirdik. Bizi çağırdıkları ilk şûra 1988’da toplanan 12. Şûradır. Bu şûra ile isteklerimizi saptayarak her yana ulaştırdık. Dergimizi şûrada Kifayet Özaydın temsil etti. 13, 14, 15, 16, 17. Şuralara dergimizi ben temsil ettim. Bu beş şuranın ilk dördünde yetkililer bizi “Müşahit üye” olarak çağırmayı tercih ettiler. Söz hakkımız vardı ama oy hakkımız yoktu. Yalnız 17. Şûrada “Seçilmiş üye” yani Bakanlığın seçtiği sıfatını kazanabildim ve oy hakkım vardı!

Kutsal vatandan Avrupa ile bütünleşmeye

1995 sonbaharında toplanacakken 1996’ya ertelenen 15. Millî Eğitim Şûrası nedeniyle Türk Eğitim sisteminin nereden nereye geldiğini anlamak için geçmiş bütün şûra kitaplarını da okudum. Bu seyri “Kutsal Vatan’dan Avrupa ile Bütünleşmeye” adlı kapsamlı çalışmamda anlattım (Teori, Ekim 1995)

1989 Şûrasını, toplanma biçimi açısından Vahdettin’in “Saltanat Şûrası”na benzetmiştik. Vahdettin biri İzmir’in işgali üzerine, diğeri Sevr Anlaşması’nı onaylatmak için iki kez şûra topladı. 1993 şûrasını ise “Tanrı Dağı Kadar Türk Hıra Dağı Kadar Müslüman” başlıklı bir yazıyla anlattık. Gerçekten de şûra Türk eğitiminin Türk-İslam sentezine göre yeniden biçimlendirilmesini amaçlıyordu.

1996’da toplanan 15. Şûra, küresel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda paralı eğitim ve eğitimde özeleştirmeyi hedefliyordu. Türkiye Batı’nın ucuz işgücü cenneti yapılmak isteniyordu. Bu bizi çileden çıkardı. Bu şûra vesilesiyle ve onun bu yolda alacağı kararları önlemek için geniş bir çalışma yürüttük. Kitle örgütlerini harekete geçirdik. Daha sonra adı “Eğitim Hakkını Savunma Komitesi” olacak “15. Millî Eğitim Şûrası’nı İzleme Komitesi” kurduk. Toplantılar, bildiriler, broşürler, radyo programları, konferanslar… On binlerce kişinin imzaladığı kampanyalar… Küresel sermayeyi ve onun emrindeki hükümetleri ikna ettiğimiz elbette söylenemez. Ancak bu olay bizde gerici ve özelleştirmeci eğitime karşı derin bir direnme ve buna karşı koymak için örgütlenme bilinci yarattı.

16. Şûra, 1999’da toplandı. Bakanı Metin Bostancıoğlu, ana konusu da Mesleki eğitimdi. Devlet, eğitim birliğine dönüş gerektiğini hatırlamıştı ama küreselleşmenin etkisi devam ediyordu. İsteyenler özel meslek liseleri ve Anadolu liseleri açabilmeli, devlet özel eğitime yardım etmeliydi…

2006’ta toplanan 17. Şûraya Hüseyin Çelik başkanlık yaptı. Bu şûranın ana hedefini biri yazımda “Küreselleşmiş İmam Hatipler” olarak niteledim. 2010’da Kızılcahamam’da, bu yıl Antalya’da toplanan son iki şûraya ise artık bizim kurumumuzdan kimseyi çağırmadılar!

Eğitim Şûraları gerçek birer danışma organı değildir. Şûra yönetmeliğinde hangi çevrelerden kaç kişinin katılacağı ile ilgili hükümler vardır ama bakanlık bunların sayısını istediği gibi ayarlar. Bu şûralarda bakanların istediği kararlar alınır. Buraya bazı muhalif üyelerin de çağrılması, şûraya güya demokratik bir kuruluş süsü vermek içindir. Bu üyelerin azınlıkta kalacaklarını, hatta susturulacaklarını bile bile bu toplantılarda önerilerini yapmaları, seslerini çıkarmaları şarttır. Komisyon başkanları bazı kararları geçirmemek için yetkisini kullanır. Komisyonlarda bazı olumlu kararlar alınabilse bile bakan bunları isterse genel kurulda oylamaya sunmaz. Kazara istemediği bir karar çıkarsa bunu sonradan kararlar metninden çıkarabilir. Nitekim 2010 Kızılcahamam şûrasında yabancı dille öğretime son verilmesi gibi bir karar çıkmış ise de bu karar Şûra kitabındaki kararlar arasında yer almadı. Bunun nedenini sorduğumuz talim Terbiye Kurulu, doyurucu bir açıklama yapmamıştır. Ve nihayet bakan, bu kararları ister uygular, ister uygulamaz…

Osmanlıca Şûrası

Bu son 19. Şûraya damgasını vuran önerilerin millî bir eğitimle de Avrupa ile bütünleşmekle de ilgisi yoktur. AKP hükümetinin yöneldiği Türkiye’ye Osmanlılık deli gömleğini giydirme çabasının ürünüdür. Din derslerinin anasınıflarına indirilmesi, bu dersin liselerdeki ders saatinin artırılması, karma eğitimden vazgeçilmesi ve şimdi seçmeli olan Osmanlıca derslerinin zorunlu hale getirilmesi önerileri bunu kanıtlıyor. Hükümet yanlısı öğretmen sendikası, burada bir araç olarak kullanılıyor.

Eski Türkçeyi bilen araştırmacı yetiştirmek için edebiyat fakültesindeki dersler ve seçmeli Osmanlıca dersleri yetmiyormuş gibi şimdi bütün lise öğrencilerini bu yazı ve dili öğrenmek gibi hem gereksiz, hem de imkânsız bir çabanın gerekçesi olarak “Atalarımızın mezar taşlarını okuyamamak” gibi saçma bir gerekçe ileri sürülmüş. Bizim köyde hiçbir mezar taşında eski yazı yok. Pek çok mezarın başında zaten bir taş bile yok! Padişah, vezir ve benzeri bir takım adamların mezarlarındaki yazı da zaten Türkçe değil, Arapçadır. Cami ve mescitlerin kapı ve içindeki süslü yazılar da öyle. Bunları Osmanlıca bilen biri de anlayamaz. Türkiye halkının ihtiyaçları içinde yer almayan ve çok az sayıda uzmanın işi olan bunları okuma işiyle bütün bir gençliğin enerjisini harcamaya niyetlenmek, Türk eğitimine yön vermeye kalkan dar bir çevrenin hayattan ve dünyadan nasıl koptuğunu da gösteriyor.


İlgili yazılar

Eğitimde geldiğimiz noktaya çarpıcı örnek

Afyon Başmakçı İlçesinin Akpınar Köyünde ki yaklaşık 20 öğrenci, taşımalı eğitimle 14 km uzaklıktaki ilçe merkezine gitmesi gerekiyor. Okulların açılmasının

AKP’de Gül-Erdoğan kapışması başladı

AKP kurulduğu günden beri ilk kez parti içerisinde “eski” “yeni” kavgası başladı. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ile başlayan “Kim Cumhurbaşkanı olacak, kim

Özkes :Hırsızlığı helal sayandan Müslüman olmaz

CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, 2014 yılının 1400 yıllık İslam tarihinde kara bir leke olarak yerini aldığını ifade ettiği basın açıklamasında,  “Allah’ın

Bir Cevap Yazın