Yalnızlıktan keyif alıyorum!

Yalnızlıktan keyif alıyorum!

Yalnızlık kadimdir. İnsan hep ama hep yalnız doğar.

Yalnızlık ebedidir. İnsan hep ama hep yalnız ölecektir.

Dünyada saatte 15 bin bebek doğar.

İkizi ile doğsa bile her bir insan yalnız doğar.

Dünyada saatte 6 bin kişi ölür.

Bir felakette ölse bile her bir insan yalnız ölür.

***

Güney Ege’deki kasabam Bayram’da doldu taştı. Hamd olsun; eşim Neriman, manevi kızım Nar ile gelince benim sonbahar başında sessizliğe bürünen evim tekrar insan cıvıltısına gark oldu.

Sokaklar bir kez daha coştu, kasaba tekrar geç uyumaya, geç uyanmaya başladı.

Ancak, bu bayram da bitti. Hayatımın 63. Kurban Bayramı’nı tamamladım. Bayramcılar memleketlerine dönmeye başlarken “son yazlıkçılar” da bavullarını topladılar, yüklerini arabalara doldurdular. Kışlıklarının yolunu tuttular.

Önce Alamancı doktor ağabeyimiz zevcesi ile birlikte Almanya’ya döndü. Aziz komşularımız Kuru Ailesi vedalaşmaya geldi. Oğulları Balıkesir’den gelip, Balıkesirli amca ve teyzeyi geri götürdü. Komşularımın çoğu ile mayıstan beri birlikte idik. Geriye sokağın bir başında Fuat Bey ve diğer ucunda ben kaldık. Artık akşamları sokakta sadece iki evde ışık yanacak.

Gidenlere evlerine sahip çıkacağımıza dair sözler verdik. Yazlıklar bilmem kaçıncı defa yalnız kaldılar. Eşyalar bir kez daha 8-9 aylık hüzne terk edildiler. Koskoca yazlıkların duvarlarının mahzunlaştığını, kapılarının tekrar hayata küstüğünü gözümle görmesem de hançerimde hissettim. Bütün yaz kendilerini birer “ev kedisi” zanneden “sokak kedileri” giden arabaların ardından bakakaldılar. Artık hane halkı yattıktan sonra verandalara süzülüp, üzerinde uyuyacakları birer minder, önlerine hazır konan sıyrılmış tavuk kanadı, pirzola kemikleri, balık kılçığı, kaldırımın eşiğinde her daim dolu duran su kabı kalmadı.

Söz, ben elimden geleni yapacağım.

***

Yalnızlık ile diyalektik bir ilişkim var.

Yalnızlığı hem sevmiyorum, hem seviyorum.

Yalnızlıktan hem ürküyorum, hem keyif alıyorum.

***

Yalnızlığı sevmiyorum. Fizik açısından tembel yapım buzdolabındaki hazır yemeği bile yemek masasına taşımaya üşeniyor. Allah’tan haftada iki gün Neşet’in Hanımı Özlem bana ev işlerinde yardımcı oluyor, dolaba güzel Ege yemekleri koyuyor. Neşet bahçeme sahip çıkıyor.

Ama tek başıma iki tabağı, iki bardağı mutfaktan masaya taşımayı sevmiyorum.

Yalnız yemek yemeyi sevmiyorum.

Hele bulaşıkları mutfağa geri taşımayı hiç sevmiyorum.

Aynı yalnızlığı seviyorum da.

Yalnızlık özgürlük demek. Koskoca evde istediğimi yapabiliyorum. Karışanım yok. İkide bir eşim üstümü değiştirmem, olur olmaz saatlerde duş almam gerektiğini söylemiyor. Sakal serbestîsi var. İster her gün keserim, ister üç-dört gün dokunmadan uzatırım. Def-i hacet ederken tuvaletin kapısını kapatmak zorunda da değilim. Yalnız iken evde giyim-kuşam kuralı da yok. İstediğimi giyer, istediğim seviyede giyinirim.

***

Yalnızlıktan ürküyorum.

Gecenin bir saatinde tam battaniyenin altına gömülürken verandadan gelen bir garip ses bütün geceyi berbat edebilir. O saatte yataktan çıkmadan, verandada ışıkları yakıp etrafı kolaçan etmeden yapamam. İster istemez içimden “beni şurada lime lime kesseler, kimse duymaz bile!”, diye geçer. İşte o an da içim buz keser. Tekrar uyu bakalım, uyuyabilirsen.

Ya da gece bir vakit televizyon başında aklına kışın kalp krizi sonucu vefat eden dostun düşer. Maazallah! Ne elalem yetişir, ne kardeşin! O an zannedersin ki kalbin ağzından çıkacak. Geç saatte iki duble viski bile kesmez.

Yalnızlıktan keyif alıyorum.

Yalnız iken okumadığım, yemek yemediğim, televizyon seyretmediğim, uyumadığım vakitlerde devamlı yazıyorum.

Yazarken bir acayip keyif beni teslim alıyor.

Yazarken, hâşâ huzurdan, İlahlaşıyorsun!

Her şey sana bağlı, her şeye sen çeki düzen veriyorsun.

Siyaset yazıyorsan cumhurbaşkanına, başbakana, hükümete, hızına alamazsan Obama’ya, Merkel’e haddini bildiriyorsun. Zılgıt geçiyorsun. Yayınlandıktan sonra ne yaparlar bilemem ama yazarken gıkları çıkmıyor. Karşında süt dökmüş kedi kesiliyorlar.

Roman yazıyorsam, işte o zaman keyfin şahikasına eriyorum. Kendi yarattığım dünyanın içine giriyorum. İstediğimi abat ediyor, istediğimin rezilini çıkarıyorum. Ölüm de benim elimde, hayatta da. Mutsuzluk da benim elimde, huzur da! Kaç gece katiller ile beraber nice cinayetler tasarladım. Gece tasarladık. Gündüz kitabını yazdım. Henüz şahsen uygulamadım.

Roman yazarken katiyen yalnız kalmıyorum. Roman ilerledikçe, zihnimi şizofreni beter teslim alıyor. Artık, geceleri bilmem kaç kişi ile sohbet ediyor, bilmem kaç kişi ile hainlik/hınzırlık kurguluyorum.

***

Kadim ve köhne yalnızlık!

Hem sana meftunum, hem senden korkuyorum!

Şubata dek seninle baş başayız.

Dr. Cüneyt Ülsever


İlgili yazılar

Arsa fiyatını düşürüp yandaşa sattılar!

AKP’den bir organize yolsuzluk  olayı daha. 2008’de işadamı Erol Aksoy’un TMSF tarafından el konulan arsalarının metrekaresine piyasa rayiçlerine göre 480

Berkin’i vuranların annelerine hediyesi olsun

Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan, anneler gününde oğlunun mezarına çiçek dikti.

Para yoksa siyaset yok!

Büyük umutlarla kurulan Anadolu Partisi ilk seçimden sonra kapandı. Partinin kurucusu Emine Ülker Tarhan, neden kapandıklarını “Yaşatmayı öngören bir anlayışın

Bir Cevap Yazın