O Bize Öğretmenin Nasıl Olması Gerektiğini Öğretti

 

Ölümlerin ardı arkası kesilmiyor… Talip Ağabey, Metin Demirtaş, Vecihi Timuroğlu… Arkasından Ermenek’te 18 madencimizin madenin ve vahşi kapitalizmin karanlık sularında boğulması…
Yine Yalvaç’ta mevsimlik işçilerin 17’sinin trafik cinayetinde yaşamlarını yitirmesi… Her biri acı ölüm. Yürek yakan ölüm… İnsan, her birine nasıl üzüleceğini nasıl ağlayacağını şaşırıp kalıyor…
Şimdi de Neval Göktepe Öğretmenimiz… 50. Yıl Lisesi Mezunlar Derneği sosyal medya üzerinden paylaşmış. “Değerli öğretmenizi yarın (4 Kasım 2014) Karşıyaka Mezarlığında son yolculuğuna uğurlayacağız…”
Neval Göktepe emekli bir Cumhuriyet öğretmeni… Onu yalnızca yakınları, komşuları, öğrencileri bir de biz, yani aynı okulda görev yapmış öğretmen arkadaşları tanır…
1988’de Ankara / Altındağ’da görev yaptığım Peyamitepe Ortaokuldan tayinim, Çankaya 50. Yıl Lisesine çıkmıştı. Derin bir yoksulluk içinde, canla başla ülkemizin aydınlık yüzlü çocuklarını eğitmeye, yetiştirmeye ve o bataklık gibi insanı içine çeken yoksulluktan kurtarmaya çalışırken, aniden ortaya çıkmıştı bu ayrılık.
İşlerimiz o kadar yoğun ki, tayinimin çıktığını bile son öğrendim. Hatta üzüldüm de, çünkü bahçesini eken, ancak hasadını alamayan çiftçi gibi kalmıştım ortada. Keşke o öğretim yılının sonunu bekleseydi Bakanlık, yıl ortasında tayin mi olurdu?
Karlı ve soğuk bir günde büyük bir tören yaptılar okulun bahçesinde… Çıktım kürsüye birkaç şey söylemek istiyorum. Ama her sözcük boğazıma düğümleniyor, yutkunuyorum geçmiyor boğazımdan. Bir şey söyleyemiyorum ama gözlerimden sicim gibi akıyor gözyaşı…
Karşımda soğuktan kıvranan öğrencilerimin de benimle birlikte ağladığını gördüm ve “Sizleri çok seviyorum. Bu bir görev… Bizler öğretmen olarak nerede görev verilirse orada görev yaparız” diyebildim.
24 yaşında daha yolun başında bir öğretmen olarak Ankara / Çankaya 50. Yıl Lisesinin yolunu tuttum.
50. Yıl Lisesi… Ankara’nın en büyük okullarından biri… Kızılay’a beş dakika… Okul müdürü Yalçın Turanalp, Bakanlıkta daire başkanlığından gelmiş, titiz bir yönetici. Müdür Muavinleri Neval Göktepe, Metin Topalak, Halit Gökkaya, Hüseyin Erçin, Kemal Şahin, Sabiha Özbek, Fevzi Gazioğlu…
Her biri yaşını başını almış, yıllarını öğrencilerine vermiş, duruşlarıyla, yaklaşımlarıyla giyimleri, kuşamlarıyla örnek…
Öğrencilere dikkat çekici tatlı sert bir eğitim uyguluyorlar… Tarihçi oldukları için önce Neval Göktepe ve Metin Topalak’la tanıştırılıyorum. İkisi de yolun yarısını çoktan geçmişler. Sımsıcak bir merhabayla karşılıyorlar beni. Neval Hanım, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi mezunu… Daha ilk konuşmadan sonra iyi bir tarihçi, tam bir Cumhuriyet öğretmeni olduğunu hissettiriyor insana… Konuşması düzgün, iyi bir öğretmen, bilgili bir Tarihçi…
Okula başladığım günlerde 10 Kasım töreni yapıyoruz. Okul bahçesinde. Neval Hanım simsiyah bir takım elbisesini giymiş, bakımlı ve ilgiyle dinliyor konuşmaları. Arada bir kaynatan öğrencileri kaşla gözle uyarıyor. Atatürk’ü gösteriyor. Çocuklar hemen kendine geliyor, dönüp önüne yeniden töreni izlemeye başlıyor.
Neval Hanım, sabahları kapının önünde. Tek tek karşılıyor kız öğrencileri… Saçlarına, başlarına, önlüklerine dikkatle bakıyor. Kimisini uyarıyor. Kiminin numarasını alıyor. İlginç olan kızlardan hiç itiraz gelmiyor. Olgunlukla karşılıyorlar uyarıları. Herkes saygıyla bakıyor ona. Saygıyla selam veriyor…
Derslerinde canla başla, ömür tüketerek anlatıyor konuları. Konu Atatürk’e geldiği zaman, daha bir canlanıyor, daha bir gözleri parlıyor. Atatürk’ün Türk kadını için ne demek olduğunu yüreğinde özümsemiş, çağdaş bir Türk kadını…
Öğrencilerini Atatürkçü yetiştirmek için adeta çırpınıyor. Geleceğin çağdaş kadınlarının yetişmesinde bir kaşık tuzum olsun çırpınışı bu. Karşılıksız, ömürden ömür tüketerek yapılan bir çalışma…
Neval Göktepe, otuz beş yıl öğretmenlikten sonra bir gün sessiz sedasız emekli oldu. Arkadaşları olarak bizler onun adına bir gece yaptık. Bir plakete sığdırdık tüm sevgimizi ve vefa borcumuzu. Oysa bu ülkenin, bu ulusun ona çok daha büyük borcu var. Binlerce öğrenci yetiştirmiş öğretmenleri bir kuru teşekkürle uğurluyor ve sonra kapısını çalmıyor Bakanlık…
Çoğu kez düşünürüm. Öğretmenlerin yaşamını… Hayatını öğrencilerine adayan o elleri öpülesi, fedakâr, cefakâr insanları gözlerimin önüne getiririm. “Öğretmen olarak görevleri öğrencileri yetiştirmek zaten” yanıtını çok yavan ve alçakça bulurum. Evet görevleriydi, ama yaşamlarını öğrencilerine adamak, onlar daha iyi yetişsin diye çırpınmak görevden çok yurdu sevip sevmemekle ilgili bir durum.
Onlar, köy çocuklarının okuması aydınlanması için çırpınan Hakkı Tonguçların, yıkılan okul duvarı altında kalan Şefik Sınığ’ların, Okuluna giderken donarak ölen Şener Öğretmenlerin, teröristlerce öldürülen Fatma – Numan Konakçı’ların soyundan gelen kuşak…
Her biri idealist, yurtsever öğretmenler onlar. “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” diyen Büyük Atatürk’ün idealist öğretmenleridir onlar… Her biri bu ülkenin biraz daha aydınlanması için canını kanını gözyaşını verip ayrıldılar aramızdan…
Onları unutmayacağız. Onları unutturmamak, yaşatmak da ülkeye, eğitime ve öğretmenlere bir çeşit hizmettir…
Yıldızlar seninle olsun Neval Abla… Mezarında kır çiçekleri açsın. Şimdi her yerde teşekkürle tebessüm ediyor öğrencilerin…


İlgili yazılar

Sorgularsanız Uyutulduğunuzu Anlarsınız!

Türkiye bozulmuş plak gibi oldu. 15 Temmuz’a takıldı gidiyor. Varsa yoksa eski ortaklarının darbe girişimi. Aylardır ülkeyi 15 Temmuz masalı

AKP’ye payanda olmak MHP’ye yaramıyor

Sevgili okur; oylarınız sağ olsun artık, “Kral” çıplak! Çok kötü yönetti ülkeyi. Cemaatlere teslim etti yetkilerini. Üç-beş kuruş demeyeceğim, üç-beş

“LAİK SINIF”/ “DİNDAR SINIF”

Habere göre İstanbul’da bir okulda öğrenciler arasında Kur’an dersini seçmeyenlerle seçenler bu şekilde adlandırılıyormuş. İşte asıl tehlikenin bu olduğunu, hatta

Bir Cevap Yazın