18 MART’A ‘KARA’ BAĞLATTILAR

18 Mart…

Bilim insanı hocamız Doç. Dr. Şaduman Karagöz Halıcı,
ne güzel özetliyor önemini.

“Osmanlı’nın Hasta Adam olmadığının…
Türk ulusunun ölmediğinin ilk kanıtının Türk’ün düşmanlarına gösterildiği gün…
Osmanlı Ordusu’nun Yarbayı Mustafa Kemal’i
Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığına
Türklerin Ata’sı olma onuruna eriştiren bir zaferin başlangıç günü…
Çanakkale; önce denizden sonra karadan gelen emperyalizmin son bulduğu nokta.”

Peki böyle bir günde başka neler oldu?
Yalaka, yandaş, satılmış basının,
koltuk ve para meraklısı köşeciler,
program yapımcıları ve kıç yalayıcı yorumcuların
görmezden geldiği ayrıntılar dikkat çekici.

18 Mart 2013.
BDP heyeti,
çocuk katili, terörist başı Öcalan’a gitti.
Başka gün yokmuş gibi,
bir gün önce ya da bir gün sonra olması,
olmazmış gibi.

AKP iktidarının,
devletin onurunu, şerefini teslim ettiği,
başına taç ettiği,
terörist başının mesajının okunduğu gün oldu
18 Mart.

Emperylist Amerika ve Batı Emperyallerinin piyonu,
18 Mart gününü buldu meydan okuyan,
rest çeken, kendini kaf dağının tepesinde gösteren
mesajının okunması için.

Türkiye toplumuna selam ve saygılarını ileterek başlıyor.
Dalga geçer, alay eder gibi.
21 Mart’ta tarihi bir açıklama yapacağını bildiriyor.
“Hedefimiz tüm Türkiye’nin demokratikleşmesidir,
21 Mart mesajı için hazırlıklarım sürüyor,
Hazırlayacağım bildiri tarihi nitelikte olacak,
Çağrım, çözümün askeri ve siyasi bütün ayaklarına dair
doyurucu bilgiler içeriyor.
Silah meselesini çözmek istiyorum” diyor.

Bak bak.

Devam ediyor.
Şart da var, tehdit de:
“Barışın kalcı hale gelmesi için parlamento da
üzerine düşeni yapacaktır. ”

Ya, işte böyle.
Türkiye’nin geleceği,
sorunların çözümü,
yeni anayasanın nasıl olacağı
hepsi, ama hepsi
terörist Öcalan’a bağlı.

Bu hale kim veya kimler getirdi?
Getirenlerin yanına kar mı kalacak?

En acısı da ne bilir misiniz?

Ülkeyi satmadan ölümü göze almış,
çocuklarını babasız, eşlerini kocasız,
ailelerini ‘can’sız bırakma uğruna
ABD’nin değil kendi ülkesinin çıkarlarını düşünen
Türk Ordusunun başında veya
önemli noktalarında yıllarca teröristlerle
mücadele etmiş vatansever, şerefli komutanlara,
yine yurtsever gazeteci ve aydınlara
ağırlatılmış müebbet istenmesi de
bugün, yani 18 Mart’ta oldu.

Bütün bunların hepsi bir rastlantı olabilir mi?

Bir başka düşüncemizi
ortaya koyarak yine şeytanın avukatlığını yapalım.

Yıllardır asker, polis, korucu demeden
ocakları söndüren,
devlet yanlısı Kürt vatandaşların evlerini basarak,
kundaktaki çocukların vücutlarını mermi ile dolduran
terör örgütünün lideri idama mahkum edildi.
Ardından idam kaldırılınca
Ağırlatılmış müebbete çevrildi.

Yani,
Türk Ordusunun başındaki komutan,
diğer subaylar,
terörist başının yediği aynı cezaya çarptırılmak isteniyor.

Devam edelim.

Acaba amaç,
Eşeği önce kaybettirip
sonra buldurmak mı?

Acaba, savcının istediği
ağırlatılmış müebbetler,
daha sonra terörist başını da kapsayacak
bir genel af için mi planlandı.
Bir af düzenlemesi ile,
“Sizden de bizden de herkes yararlansın”
denilerek, her kesime mavi boncuk mu
dağıtılacak?

Hep diyoruz ya,
“Burası Türkiye,
‘olmaz’ olmaz.”


İlgili yazılar

KAYBEDENİ BELLİ SAVAŞ

Seyyar satıcı Muhammed Buazizi 17 Aralık 2010 tarihinde aracına el konulmasını gerekçe göstererek, intihar girişiminde bulundu. Buazizi’nin bu eylemi, Tunus’ta

Hatem Teyze göğe çıktı.

Elleriyle diktiği, sulayıp büyüttüğü üzüm omcaları ona karşı çok cömertti. Koca koca salkımlar değişik aromalarıyla dallarda demlenip ona gülümserken, o

14 şubatın soğuk nefesi

Vergisel bazda iş yapamayan esnaf için iş yapabileceği günlerdendir 14 Şubat. Aynı zamanda erkek milleti için kabusun diğer adıdır da.

Bir Cevap Yazın