23 NİSAN NEDEN ÇOCUK BAYRAMI?

Mustafa Kemâl, İstanbul’la olan her türlü ilişkisini kesmiş olan, Alevîlerin inanç önderi Cemalettin Efendi’yi Hacıbektaş’ta ziyarete gitmişti. Cemalettin Efendi, ağır hasta olduğu halde, Mustafa Kemâl’i yolda karşıladı. Oysa daha önce Osmanlı sadrazamı Talat ve Enver Paşalar da, kendisini ziyarete gitmişler, onları dergâhında kabul etmişti.

Mustafa Kemâl’in Samsun’a çıkışını izleyen günlerde de Cemalettin Çelebi ile Mustafa Kemâl arasında sıkı temaslar yürütülmüştü. Cemalettin Çelebi ile Mustafa Kemâl 23 Aralık 1919 günü geç vakitlere kadar sohbet etme imkânı bulmuşlar, ülkenin durumunu değerlendiriyorlardı.
Cemalettin Çelebi, Mustafa Kemâl’e:
‘Paşa Hazretleri, cesaretli ve basiretli idarenizde Türk milletinin düşmanı kahredeceğine inancım sonsuz. Yüce Allah’ın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra cumhuriyet ilânını düşünüyor musunuz?’ demiş, Cemalettin Efendi’nin ‘Cumhuriyet’ kelimesini böylesine açık yüreklilikle söylemesi üzerine, Mustafa Kemâl heyecan ve dikkatle Cemalettin Çelebi’nin gözlerine bakıp, ona biraz daha yaklaşıp, onun elini avucunun içine alıp, kulağına fısıldar gibi yavaş yavaş fakat kararlı bir sesle:
‘O mutlu günün ilânına kadar aramızda kalmak kaydıyla evet, Çelebi Efendi Hazretleri’ demişti.
Mustafa Kemâl ertesi gün, hastalığı sebebiyle fazla yürüyemeyen Cemalettin Çelebi’nin yanından ayrılmış, oğlu Hamdullah Efendi’yle beraber Hacı Bektaş Velî Türbesi’ni ziyaret ettikten sonra ayrılık vakti geldiğinde, dergahın kasasında bulunan paranın tamamı olan 1800 altın lira Temsil Heyeti’ne bağışlanmıştı.

Mustafa Kemal, vatanın parçalanmaması, kayıtsız şartsız millî egemenliğin kurulması ve medeni milletler arasında yer alabilmesi için, çalışmalarını çok zor şartlar altında sürdürüyordu. Emperyalistlerin her yandan sardığı, yıkılmakta olan Osmanlı’yı, milli bir devlete dönüştürme hedefinin, ancak Büyük Millet Meclisi tarafından gerçekleştirileceğine, saltanat ve hilâfet makamları olmadan da, devletin idare edilebileceğine inanıyordu.
Mustafa Kemal, Türkler’in koruyucusu görünümüyle varlığını devam ettiren Osmanlı saltanatının Türkler’i nasıl hor gördüğünü çok iyi biliyordu. Osmanlının parçalanma süreci başladığında, Türklerin ‘Ergenekon’ yani diriliş süreci de başlamıştı. Yeni kurulacak devlet, Osmanlı yıkıntılarıyla değil, onun külleri arasından yepyeni temeller üzerinde kurulacaktı,

19 Ocak 1920 günü İstanbul’da tekrar açılmış olan Meclisi Mebusan’ın içinde de milletin geleceğinin padişaha değil, meclise bağlanması yönündeki eğilimler güçlüydü. Ama Mustafa Kemal, Meclisi Mebusan’ın padişah tarafından dağıtılabileceğinden endişeliydi. Bu nedenle de Meclis’in Ankara’da olması gerektiğini düşünüyordu. Mustafa Kemal’in endişesi İtilaf Devletlerinin 16 Mart 1920 sabahı İstanbul’a İngiliz savaş gemileriyle silah ve asker çıkarmasıyla doğrulanmıştı.
İngiliz generali Sir Henry Wilson tarafından yönetilen işgal esnasında, kendisine yapılan tüm uyarılara kulaklarını tıkayan Vahdettin:
“İngilizler isterse yarın Ankara’ya giderler! Millet bir koyun sürüsü! Bir çoban lazım, o da benim” demeye devam ediyoırdu.

Mustafa Kemâl, 1920 yılı başlarında Padişah’a, onun uzantısı gericilere ve emperyalistlerin her türlü tehditlerine karşı, Ankara’da Türk Milletinin sinesine sığınmıştı. 31 Mart irtica hareketinin tezgâhçılarından olan İmam Kör Ali ve diğer işbirlikçi hainlerin oluşturduğu isyan birlikleri Ankara’yı çevreleyen dağların eteklerinde, Mustafa Kemal’i, padişah efendilerine ve onun efendisi emperyalistlere teslim etmek için pusudaydılar.
Sancaklarına Şeyhülislamın Millî Mücadeleciler için verdiği ölüm fetvalarını asarak Beypazarı ve Ayaş civarlarını tutan eşkıyaların silah sesleri, geceleri Ankara’dan duyulurken, yurtseverler, meydanlarda kurulan darağaçlarında ülkeleri için can veriyorlardı.

23 Nisan 1920 günü sabahı Ankaralılar, bayram günlerinde yaptığı gibi, allı güllü en güzel elbiselerini giymişler, çocuk, kadın, erkek, genç- yaşlı Hacı Bayram Veli Türbesi ile Meclis binası arasındaki bölgeyi doldurmuşlardı. Milli bir felaketin yaşandığı kızılca kıyamet günlerinde Osmanlı yıkılırken, Türkmen obaları, Ankara’da kuracakları yeni bir devletin Meclis’ini açıyor başlarına yeni bir reis seçiyorlardı. Seymen Alayı kurulmuştu.

Meclis, 355 üye yerine ancak 115 mebus ile açılacaktı. Meclis binasının merdivenine çıkan Mustafa Kemâl, kırmızı beyaz keserek Meclis’e girmişti.
Meclisin en yaşlı üyesi 1845 doğumlu Sinop Mebusu Şerif Bey Mustafa Kemâl’in hazırladığı açılış konuşmasını yapıyordu. İstanbul’un işgali ve bütün esasları ile Hilâfet Makamı ve hükümet merkezinin bağımsızlığı ortadan kalkmıştı. Bu duruma baş eğmek, Türk milletinin kendisine dayatılmak istenen yabancı tutsaklığını kabul etmesi demek idi. Ancak tam bağımsız yaşama azminde olan ve her şeyden önce özgür ve başı dik Türk Milleti tutsaklığı şiddetle red etmiş ve derhal vekillerini toplamaya başlayarak Meclisini oluşturmuştu. Şerif Bey :
“Ben bu Yüce Meclisin yaşlı başkanı olarak, Allah’ın yardımı ile milletimizin içte ve dışta tam bağımsızlığını ele alıp yönetmeğe başladığı nı bütün dünyaya ilân ederek Büyük Millet Meclisini açıyorum.” Diyordu.

Anadolu’nun her köşesinden gelen vekillerin teşkil ettiği Büyük Millet Meclisi millete hakikati anlatacaktı. İngilizler tarafından satın alınan ve milleti birbirine düşürmek maksadını güden bazı hainlerin halkı aldatmak için söylediği yalanlarla, İzmir’i, Antalya’yı, Adana’yı, Anteb’i ve Maraş’ı ve Urfa’yı işgal eden düşmanlara karşı savaşan yurtseverlerin, bir de Halife olan padişahın organize ettiği hainler tarafından katledilmesine karşı duracaktı.
İngiliz casuslarının halkı birbirine düşürme planlarına karşı İzmir’ini, Adana’sını, Urfa ve Maraş’ını ve vatanın düşman istilâsına uğramış bütün yerlerini savunanlar, milletin şerefi için kanını canını verenler, artık Millet Meclisi tarafından yönetiliyordu.
Türk milleti köle olmayacak, millet ve vatanın kurtulması halkın ‘ümmet’ likten ‘millet’ olma sürecine girişiyle sağlanacaktı.

Mustafa Kemal izlenilmesi gerek yolun, Osmanlı Devleti’nin milli olmayan siyaseti olmaması gerektiğine inanıyordu. Çeşitli milletleri, ortak ve genel bir ad altında toplamanın ve kitlelerin eşit haklar ve şartlar altında bulundurarak güçlü bir devlet kurmanın parlak ve çekici bir siyasî görüş olduğunu görüyordu ama, bunun aldatıcı olduğunun da farkındaydı.
Hiçbir sınır tanımadan, dünyadaki bütün Türkleri bir devlet halinde birleştirmenin de imkânsız olduğunu bildiği için, millî sınırlar içinde, her şeyden önce kendi gücüne dayanarak varlığını koruyarak, millet ve memleketin gerçek refahı için çalışmak gerektiğine inanıyordu.

Onun içindir ki, Meclis’in açıldığı gün, çocuklara bayram edilmişti. Çocuk, halkın gücüydü, çocuk gelecekti. Çocuk, millet olmanın bilinciyle büyümeliydi.


İlgili yazılar

Nasıl başı dik alnı açık dolaşabiliyorsunuz?

Dün sabah saatlerinde Kızılay’da bir gazete bayiine uğradım. Sözcü gazetesi istedim. “Oradadır ağabey” dedi, sergiyi gösterdi. Sergideki gazetelerin içine baktım

MAHMUT ESAT BOZKURT YAKIN PLANDA

Geçen haftaki yazımda son günlerde yazılı ve görsel medyada hakkında farklı yorumlar yapılan Mahmut Esat’ı tanıtma sorumluğunu hissettiğimi belirtmiştim. Bugün

Dünden günümüze değişenler!

Toplumu oluşturan bireylerin birlikte yaşadıkları ortak yaşam alanlarında sözlü veya sözlü olmayan yazılı veya yazılı olmayan kurallar vardır. Bu kuralların

Bir Cevap Yazın