6 YAŞINI BİTİRMİŞ OLMAK NEDEN ÖNEMLİ?

4+4+4 yasasını şimdilik sadece ilkokula başlama yaşı üzerinden tartışıyoruz. Oysa hemen her maddesi sorunlu bir yasa bu. Oysa biz bu yasayı dar grubun dışında bütün maddeleriyle tartışma fırsatı bulamadık. Olası sonuçlarının neler olabileceğini bir bütün olarak toplumun karşısına çıkaramadık.

Tartışma bir Hint hikâyesinde anlatıldığı gibi körlerin fili tanımlamalarına benzemekte. Herkes kendine dokunan yerden bu yasayı görmekte, anlatmakta.
Görünen o ki bizim bunu değiştirme şansımız yok.

Haziran ayında Ortaöğretim başarı puanı üzerinden tartışmıştık. Uygulamayla birlikte önümüzdeki günlerde bu tartışmalara “seçmeli dersler” de eklenecek.
Üstelik seçmeli dersler tartışması, toplumsal aidiyetlerle yakından ilgili olduğundan, bu derslerin tartışması “yaş” ve “ortaöğretim başarı” puanı tartışmasından daha yıkıcı ve toplumdaki siyasal ayrışmayı tetikleyici sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır.

Milli Eğitim Bakanının “laikçi, PKK’lı, anormal vatandaşlar”; Başbakanın “geri zekâlı” tanımlarıyla zaten karşı taraf belirlenmiş durumda.

Şunun bilinmesi gerekir, eğitim, kendine özgü nitelikler taşıyor ve bu özellikleriyle teknik yönler içerse de işlevsel yanıyla her zaman politik bir konudur. Dolayısıyla eğitimle ilgili bir konuda politik bir söylemin gelişmesi, politik tarafların oluşması, olması, doğaldır. Mesele çağdaş eğitim açısından eğitimin hem içeriğini hem de uygulamayla ilgili yasal düzenlemeleri toplumun baskın değerlerinin, grup taleplerinin dışında kalmasını, olabildiğince bilimsel ve tarafsız olmasını sağlamaktır.

Tartıştığımız yasa çağdaş eğitimin ortaya koyduğu temel ilkelerin çok uzağında bir yasa.

Kolay çözümlere dahi kapalı.

O nedenle üzerinde en kolay anlaşılabilecek bir konu olan okula başlama yaşı dahi çözülemiyor. Oysa yasanın ilkokul kapsamına aldığı 60-72 aylık çocuklar zorunlu eğitim içinde Anaokulu öğrencileri olarak kabul edilseydi veya ilkokul ön hazırlık biçiminde tanımlanıp yayınlanan yeni program bir yıla yayılıp ilkokulu dört yerine beş yıl kabul etselerdi bugün bu sorunu tartışmıyor olacaktık.

Tartıştığımız konu ilkokula başlama yaşı.

Bunun böyle konması gerekir.

Bizim tartıştığımız çocukların neler öğrenebildiği meselesi değildir. Bugün artık şunu çok iyi biliyoruz, çocuklar çok hızlı ve çok şey öğrenebiliyorlar. O nedenle yıllardır, okul öncesi eğitime dikkat çekmek için “7 çok geç” dedik. Hatta okul öncesi kavramının da terk edilerek, “erken çocukluk eğitimi” kavramının kullanılması gerektiğini savunduk.

Kabul etmek gerekir ki bu konuda bu hükümet döneminde önemli adımlar atılmıştır. Hatta anaokulu eğitimi birçok ilde zorunlu eğitim kapsamına alınmıştır. Okul öncesi eğitime erişim imkânları arttırılmıştır. Bunlar yapılırken Cumhuriyetin en önemli ideallerinden biri gerçekleşiyor diyerek şapka çıkardık. Dönemin Bakanları Hüseyin Çelik ve Nimet Baş bu konuda övündükçe haklılar dedik. Oysa bu yasa ile atılan bu adımlar bir çırpıda yok sayıldı. Olmayacak bir şey yapılarak 60-72 arası çocuklar zorunlu ilkokul eğitiminin içine alındı.

4+4+4 yasası 3 konuda yaş belirlemede hata yaparak işe başladı.
Birincisi ilkokula başlama yaşıdır, diğeri din eğitimi ve mesleki eğitime başlama yaşıdır.

Şimdilik birincisini tartışıyoruz, zamanla diğer ikisi de mutlaka önümüze gelecektir. Çünkü bu ülkede bazı şeyler deneme yanılmayla, bazen bu da yeterli olmuyor bataklığa saplanarak öğrenebiliyor.

Deneme yanılmanın yeterli olmadığı 60-72 yaş uygulamasında görülüyor. Neden mi? Çünkü biz bu filmi daha önce seyrettik. “Okul olgunluğu” yaşını aşağı yaşa indirmeyi Türkiye bugün tartışmıyor, bugünde uygulamış değil.

1983-1985 eğitim-öğretim yıllarında denenmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1983 yılında çıkarılan2842 sayılı Milli Eğitim Temel kanununda değişiklik yapan yasanın 22. maddesiyle okula başlama yaşı 7-14 iken 6-14 olarak değiştirilmişti.

Gazete arşivlerindeki tartışmalara bakıldığında, bu uygulamanın kimi akademisyenlerden (bunların başında o dönem doçent olan Ayla Oktay geliyor) destek gördüğü ama öğretmenlerden destek görmediği görülmektedir.

Aslında buradaki yanlışlık toplumsal gelişmeye bağlı olarak çocuklardaki öğrenme hızının artmasının onun sosyal varlık olarak da geliştiğine yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.

Okul olgunluğu adını verdiğimiz özelliklerin önemli bir kısmını 5 yaş çocuklarında da görebilmekteyiz. Bu özellikler, okula başlama yaşının erkene alınmasına gerekçe gösterilmiştir.

Dönemin karar alıcıları bu görüşleri esas alarak yukarıda andığımız yasal değişikliği yapmışlardır. Ama çok geçmeden uygulamada olumsuz sonuçlar yarattığı hemen görülmüştür. Özellikle aynı programa tabii olmalarında erken başlayanlarda sınıf terk, sınıfta kalma daha fazla olmuştur. Öğretmenler açısından aynı sınıfta 5 yaş ile 7 yaşın bir arada olmasından dolayı sorunlar ortaya çıkmıştır. Öğretmen 5 yaşındaki çocukla daha fazla ilgilenirken, diğer çocuklar sınıfta kendi başlarına kalmıştır.

Kaldı ki 1983 yılındaki uygulamada önce büyük kentler esas alınmıştır. (16.10.1983 Milliyet) Bugünkü gibi birden bire bir geçiş esas alınmamıştır. Daha çok büyük şehirler, gelişmiş iller esas alınmıştır.

Bu uygulama Anavatan iktidarı döneminde önemli tartışmalara neden olmuştur.
1984 yılına gelindiğinde velilerden gelen tepkiler ve kamuoyundaki eleştiriler karşısında Milli Eğitim Bakanlığı uygulamayı esnetmiştir. Ancak Başbakan Özal uygulamanın sürdürülmesini istemiştir. (29.8. 1984 Milliyet) Buna rağmen dönemin Bakanı Vehbi Dinçerler, çözümü uygulamayı esnetmede bulmuştur. Velinin iradesini esas alan bir uygulama başlatmıştır.

Altı yaş uygulaması Anavatan Partisi döneminde Metin Emiroğlu’nun Bakan olduğu dönemde de özel okullar bağlamında gündeme gelmiştir. (29.8.1987 Milliyet) Bakan Emiroğlu, küçük yaştaki çocukların zorunlu olarak okula başlatılacağı haberlerini iftira olarak nitelemiştir.

Bu yazıyı yazmadan önce bu uygulamayı yaşamış iki emekli öğretmenle sohbet etme fırsatım oldu. Onların dikkat çektikleri konu çok önemli. Onlara göre “bu yaşlardaki çocuklar, 40 yâda 30 dakika sırada oturabilecek çocuklar değil, onlar için teneffüs saatlerinin bir anlamı olmaz. Çünkü biyolojik ihtiyaçlarını, duygu ve düşüncelerini disipline etme becerileri çok zayıf oluyor. 7 yaş bunun için önemli” diyorlar. Kaldı ki 7 yaşında dahi çocukların bu özellikleri tam olarak kazandıkları söylenemeyeceğini belirtiyorlar. Onlarda, hepimiz gibi erken eğitim, geç ilkokul seçeneğini destekliyorlar.

Kimse zorunlu eğitimin erken yaşlara çekilmesine itiraz etmiyor. Hatta bunun zorunlu olduğunu vurguluyor. Mesele ilkokul programından, ilkokulun kendi özelliklerinden kaynaklanıyor ve Türkiye’deki ilkokulların fiziki imkânlarının 72 ay çocuklarına göre örgütlenmiş olmasından kaynaklanıyor.

Bakanlık birinci sınıflar için yeni bir program yayınladı. Yılın birinci dönemine ait ilkokul, yani okuma yazmaya başlama bir dönem ertelendi. Sadece bu dahi yapılan uygulamanın gerçekçi olmadığını gösteriyor.

Hazırlanan programın da ilkokullarda uygulanması imkânsız, çünkü sınıflar, araç gereçler okullarda mevcut değil. Söylenenler de masal, çünkü benim çocuğumun okulu en donanımlı okullardan biri olmasına karşın orada bile bu ortam yok.

Eğitimde Reform Girişimi(ERG) bu yasayla ilgili çok önemli raporlar yayınladı. Onların hazırladığı rapora göre “dünyadaki 204 ülkenin 126’sında, yani ülkelerin % 62’sinde, okula başlama yaşı 6’dır. Bu ülkelere Güney ve Kuzey Amerika ile Batı Avrupa ülkelerinin çoğunluğu dâhildir. İlköğretime başlama yaşı 5’e ve ilköğretimin ilk kademesi 4 seneye indirildiğinde, Türkiye dünyada böyle bir eğitim yapısına sahip ve çocuklarının ilköğretim ilk kademeyi 9 yaşında tamamladığı tek ülke olacak.”

Bakanlık başka ülkelerden örnekler vermeyi seviyor. Almanya’yı örnek veriyorlar.
Almanya bize öyle uzak bir ülke değil, hemen herkesin bir yakını Almaya’da ikamet ediyor, yakınları Alman okullarında okuyor. Benim gözümle gördüğümü, yaşayanlardan dinlediğimi Bakanlık bize masal olarak veriyor. Alman okullarında o yaş çocuklarına sizin şimdi birinci yarıyıl için hazırladığınız gibi bir program uygulanıyor. Sınıflar ve araç gereç gereçler de o programa uygun.

Deniliyor ki; “Daha önce 31 Aralık tarihinde 6 yaşını dolduracak olanlar, eylül ayı itibarıyla okula alınıyordu. Yani 68 aylık olanlar zaten alınıyordu. Yeni uygulama ile bu sadece iki ay öne çekilmiş oluyor. Ancak eskiden şöyle bir durum vardı: 68 aylık çocuklarla, 84 aylık çocuklar (7 yaşındakiler) aynı sınıflara konuluyordu. Aradaki yaş farkı 18 aya kadar çıkıyor! Şimdi biz bunu 66 aya çekerek en fazla 72 aylıklarla birlikte, bu farkı 6 aya indiriyoruz. AB’nin 14 ülkesinde, çocuklar 60-64 aylıkken ilköğretime alınıyor. Önemli olan çocuğun eğitime başladığı yaş değil, önemli olan psikolojik hazırlık ve uygun müfredat. Şimdi biz çocuğu oyun oynatarak eğiteceğiz. 60 aylık çocuğu, velisi isterse durumu da uygun ise AB ile birlikte hazırladığımız müfredatı uygulayacağız.” (http://www.samanyoluhaber.com/gundem/Es-tayininde-yeni-model/825130/)

Bu bilgilerin nerede ise tamamı yanlış. Birincisi eski uygulamada 72 ayını dolduranlar zorunlu olarak alınmaktaydı. Aralık ayında 72 ayını dolduranlar ise velilerin isteği ve okuldaki komisyonun değerlendirilmesiyle alınıyordu. Bugün olduğu gibi kimse doktora gönderilmiyordu. Hatta 72 ay çocuklarda kayıt yapılsa dahi velinin isteğiyle okula başlamaları bir yıl ertelenebiliyordu. Bu nedenle şu anda 2005 doğumlu, 84-85 ayına gelmiş çocuklarla 60 ay çocukları bir arada olabilecek.
Bakanlık şunu anlamalı sorun ne uygun müfredat, ne psikolojik hazırlık, sorun, okulların fiziki yapıları, sınıf ortamları ile öğretmenlerin buna hazır olmalarıdır. İlkokullarımızda bulunmayan da budur.

Eğer bu uygulama 10-15 kişilik sınıflarda olsaydı, yine sorunların bir kısmı aşılabilirdi. Oysa toplam öğrencinin %80’nin bulunduğu büyük kentlerde, sınıfların mevcudu en az 40 olacak. Bu kadar öğrencinin bulunduğu sınıflarda ilk yarı için özel olarak hazırlanmış program da uygulanmaz, uygulanamaz.

Bakanlık, öğretmenlerini velilerini inandıramadığı bir uygulamayı istediği biçimde uygulayamaz, uygulayamayacaktır. Her aşamasında bir dirençle karşılaşılacaktır. Zamanla bu direnç daha da artacaktır.

Olmayacak işe âmin deniliyor.

***

Bu yazıya başlarken amacım, gelişim psikolojisindeki kuramlar etrafında 72 ay tespitinin nasıl ortaya çıktığını anlatmaktı. İlkokul ile Anaokulu arasındaki ayrımı aktarmaktı. Okul çağı çocuğunun özellikleri üzerinde durup ortaya konulan bilimsel verilerin uygulamada nasıl kullanıldığı üzerine tartışmaktı. Gelecek yazımızda bunu yapmaya çalışacağız.


İlgili yazılar

İNÖNÜ YAPMIŞTIR

Türkiye, bu sabah acı bir haberle uyandı. Afyon’da 25 askerimizin şehit oluşu haberiydi bu..Sayı yüksek olduğu için Beytüşşebap’daki şehitimizin haber

Sıkıldık artık usta!

Ben hiç bu kadar “sorumsuz”bir iktidar görmedim. Hatasız kul olmaz ama bizim hükûmet sütten çıkmış ak kaşık. Ekonomik kriz kapıda,

Türkiye, JES Tehdidinin Farkında Mısın?

Ne zaman çevre katliamına tanık olsam, “Ben çevrecinin daniskasıyım” sözü gelir aklıma. Daniska, argoda “en iyi, en güzel örnek” anlamına

Bir Cevap Yazın