“AFŞİNİN KEÇİSİ GİBİ OKUMAK”

Milli Eğitim Bakanlığının öğrencilere kitap okumayı sevdirmesi başka, kitap önermesi başka bir şey. O nedenle daha 2004 yılında Bakanlık ilk ve orta öğretimler için “100 Temel Eser” listesini hazırlamasını doğru bulmamış ve eleştirmiştim.

Bürokratik yapılanmanın insanlara hangi kitabı okuması gerektiğini söylemesi yanlıştır.

Okulun temel işlevlerinden biridir okuma alışkanlığı kazandırmak. Ancak bunu sadece okulun kazandıracağını düşünmek de bir o kadar yanlıştır. Öğrencinin ailesi, çevresi, dahası iletişim kurduğu herkesin bu konuda bir biçimde etkisi olur. Hatta görsel algı üzerinden öğrenmelerin arttığı multi medya çağında bu araçların okuma alışkanlığına olumsuz etkisi de göz ardı edilmemelidir.

Bizim gibi birçok eğitimcinin eleştirisi Bakanlığı bu uygulamadan döndürmedi.

Öğretmen olarak eleştirmeme rağmen görevim gereği uygulamaya katkı da bulunmaya çalıştım.

Kendi sınıfımda kimlerin neyi okuduğunun listelerini tuttum, kimi zaman da okulda yapılan planlama gereği dersimin ilk 20. dakikasını okuma uygulamasına ayırdığım oldu. Böylece projeyi uygulama üzerinden gözlemleme ve değerlendirme fırsatı bulabildim.

Bir projenin kendisi yanlış öncüllerle, değerlendirmelerle başlarsa uygulaması da ne yazık ki yanlış oluyor.

Bakanlık için bu uygulama sadece sayılardan ibaretti. Açıklamalar genelde “şu kadar öğrenci, şu öğretim yılında şu kadar kitap okudu” cümlesinden öte bir bilgi içermiyordu.

Meslektaşlarımla yaptığım görüşmelerde de onların da bu konuyu sağlıklı değerlendiremediklerine çokça tanıklık ettim. Kimileri, uygulamayı çok olumlu bulurken, kimileri benim gibi her şeyiyle yanlış bulmaktaydı. Benimle aynı düşüncede olanların da gerekçelerinin uygulamaya yönelik kapsamlı bir eleştiri içermediğini söylemem gerek. Yanlış bulanların gerekçesi işin bürokratik yönünün kendilerine bırakılması ve derslerde yaşananlardan ibaretti.

Oysa okulda okuma alışkanlığı kazandırmak için önce okulun buna uygun bir kültürel iklime sahip olması gerekir. Örneğin benim okulumda çok önemli eserlerin olduğu bir kütüphane bulunmasına rağmen, uzun yıllardır bu kütüphaneyi kullanmada rehberlik edecek kütüphanecilik mezunu bir görevlimiz olmadı. Son bir iki yıla kadar da hep kapalı kaldı.

Daha önemlisi okuma alışkanlığını kazandıracak bir müfredatımız yok. Çünkü sadece öğrenme üzerine kurulu bir müfredatımız var. Ölçme ve değerlendirme ise tümüyle yarışma esasına dayalı.

Bunun böyle olması elbette çok doğal.

Kademeler arası geçişin tümüyle merkezi sınavlara dayandığı bir eğitim modelinde ortaöğretimde okuma alışkanlığını kazandıracak olan derslerin ve araçların (ödev gibi) tümü önemsiz, anlamsız dersler ve araçlar haline geldi.

Okuma alışkanlığının düzeyini belirleyen temel göstergelerinden biri yazma ve derslerde konuşma (sözlü anlatım) alışkanlığıdır. Eğer okuma alışkanlığı yazma ve sözlü anlatımla bir araya gelemiyorsa oradan kitap okuyanlar çıkar ama etkili bir okuma alışkanlığı edinmiş birisi çıkmaz, çıkamaz.

Üniversite öğrencisiyken (1985-86 öğretim yılı) Emin Özdemir Hocamız anlatmıştı. (Hocamın adını anmışken okuma-yazama konusuna kafa yoran öğretmen arkadaşlarıma onun bütün eserlerini öneririm.) Oradan epeyce “Afşinin Keçisi” çıkar. Aklımda kalan biçimiyle anlatayım.

Afşin adında bir filozof varmış. Kasabanın epeyce uzağında, kitapları ve keçisiyle yaşarmış. Sürülerini otlatan bir çoban, kasabadan oralara geldiğinde Filozofumuza uğrarmış. Her defasında filozofumuzu kitap okurken, bir şeyler yazarken bulurmuş. Çoban, değişmeyen bu görüntü kendisinin de okumayı çok sevdiğinden, çok kitap okuduğundan söz edermiş. Çoban her uğrayışında bu sözleri tekrar edip durmuş. Filozof Afşin, çobanın bu sözlerine uzun süre cevap vermemiş. Ancak Çoban her uğrayışında bu sözleri tekrar edip durunca, filozofun canına tak etmiş. Çobana dönerek “benim şu keçim senden daha fazla okur” demiş. Çoban, Filozofun bu sözlerine alınır. Çobanın sözlerine alındığını gören Filozof, Cuma namazı için kasabaya ineceğini, isterse keçimle “burada halkın huzurunda yarışabilirsin” demiş. Çoban bu öneriyi kabul etmiş. Filozof, yarışma öncesinde keçisini hazırlamaya başlamış. Bunun için kitap sayfalarına önce birer arpa yapıştırmış. Keçi her sayfayı çevirdiğinde arpa buldukça kitap sayfalarını çevirmekte kısa zamanda ustalaşmış.

Yarışma günü gelince Caminin önünde buluşulur. Bir kitap Çobanın önüne bir kitap da keçinin önüne konulur. Çoban birkaç sayfa bitirmeden keçi hızlıca kitabın bütün sayfalarını bitirir. Durumu gören Çoban itiraz eder. “Keçi okumuyor, sayfa çeviriyor” der.

Filozof Afşin, Çobanın itirazını haklı bulur ve der ki “şimdi anlarız, okuyup okumadığını”. Filozof önce keçiye bir soru sorar, keçi sadece meler, soruya cevap veremez. Filozof bu kez Çobana döner. Ona da bir soru sorar. Çobandan bir ses çıkmaz. Filozof kalabalığa döner. “Mesele sayfa çevirmekse benim keçim, çobandan daha fazla sayfa çevirmiştir” der ve yarışmayı keçinin kazandığını ilan eder.

Milli Eğitim Bakanlığı, okuma alışkanlığını ne yazık ki Afşinin Keçisi gibi okumaya indirgediğinin farkında değildir.

Acı ama gerçek, öğretmenlerin çoğunluğu da sorunu böyle algılamaktadır.
Şimdiler de bir de öğrencilere okunacak kitapların sakıncalı bulunduğu konuşuluyor. “Fareler ve İnsanlar” ile “Şeker Portakalı” sakıncalı bulunmuş.

Vallahi iyi etmişler!

Bu kafaya, bu davranış, çok yakışmış.

Dizilerin sakıncalı bulunduğu, Yunus Emre’nin sansürlendiği; Bayrak şiirinin şiddeti özendirdiğinin söylendiği bir ülkede, böylesi kararlardan daha doğal ne olabilir ki?


İlgili yazılar

Dolar Kuru 2017’De De Artar Mı?

Özellikle son yıllarda Türkiye’de ekonomik gelişmelere bakarken ilk dikkate alınan ölçü döviz kuru olmakta. Ekonomide ne olup bittiğini anlamak isteyenler

Kaos, Karmaşa Ve Panik

Son yıllarda Ortadoğu bataklığında neler oluyorsa, bizde de yaşanmaya başladı. Sanki bir Ortadoğu ülkesi gibiyiz. Ortadoğu şimdi bataklıktan da öte

Çoğulcu demokrasiden dayatmacı devlete

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda devlet partisi kontrollü demokrasimiz, çok partili, sonra askeri darbeler ve koalisyonların ardından en son 12 Eylül 1980’den

““AFŞİNİN KEÇİSİ GİBİ OKUMAK”” için 1 cevap

  1. Anna diyor ki:

    very nice! I wish I could go on a trip like that. it`s been my dream for a long time now.while you were getting slemmad, it got slow here.white fish, rock fish ect.some day!

Bir Cevap Yazın