AKRAN BASKISI VE OKULDA ÇATIŞMA ÇÖZMEK

Lisede ve kalabalık sınıflarda öğretmenlik yapanlar genelde öğrenciler arasındaki sorunlara duyarsız kalırlar. Ta ki öğrenciler arasındaki sorun birbirlerine yönelik şiddete dönüşene kadar. Genelde üretilen çözüm, sorunun boyutlarına göre öğrencilerin disiplin kuruluna sevk edilmesinden ibarettir. Yıllarca öğretmenlik yapmış biri olarak, bu tür sorunlarla karşılaştığımda yaptığım çok da farklı olmamıştır. Hatta işin kestirme çözümü olarak gördüğüm, her iki tarafı bastırıcı davranışta bulunmak da sıkça başvurduğum yollardan biri olmuştur. Gerek öğrenci ile öğretmen olarak yaşadığım sorunlarda, gerekse öğrencilerin kendi aralarındaki sorunların çözümü noktasında başarılı bir öğretmen olduğumu söyleyemem.

Sınıfın kapısını kapattığımızda sınıfın yöneticisi olmamızla birlikte sınıfın lideri olduğumuzu söyleyemem. Sınıfın lideri haline gelemediğimiz için de sınıf içi çatışmalarda, sorun çözücü yönümüz hayli sıkıntılıdır. Kendimde gördüğüm bu özelliği diğer öğretmenlerimizin çoğunda da bir şekilde görmüşümdür.

Öğretmen Olmak

Öğretmenliği meslek haline getiren, öğretmekten çok, öğrencileri öğrenme ortamına hazır hale getirmek, onların hazır bulunuşluk düzeyini artırmaktır. Sınıftaki bir öğrenciyi dahi geride bırakmadan her birine aynı kazanımı, aynı düzeyde verebilmektir. Yoksa herkes birilerinden bir şey öğrenir. Herkes birilerine bir şey öğretebilir.

Lise birinci sınıf öğrencisiyken sık sık evimizin yanındaki kafeye giderdim. Kâğıt oyunlarını kafeyi işleten Alionbaşının Sağırdan (Köyde adıyla hitap edilmezdi, Sağır diye hitap ederlerdi. Oysa kendisi sağır değil akrazdı) öğrenmişimdir. Allah rahmet eylesin beni çok severdi. Kâğıt oynarken yanına oturturdu. Çok keyifli kâğıt, domino oynardı. Ali Onbaşının Sağır, dil engeline rağmen bana kâğıt oyununu öğretmekte hiç zorlanmadı.

Mühendislik bölümünü bitiren birinin Matematik öğretmeninden daha fazla matematik bildiğinden kuşku duymam. Ancak onun matematiği iyi bilmesi onu öğretmen yapmaz. Öğretmenlikte akademik bilgi, aranan temel koşullardan biridir ancak yeter koşul değildir.

Bir mühendis muhteşem bir araba tasarlayabilir ve onu fabrikada yapabilir. Buna rağmen kendi tasarladığı arabayı kullanmada bu bilgilerden mahrum sıradan şoför kadar başarılı olamayabilir.

Akran Baskısı

Geçen ay iki olaya tanık oldum. Birincisi bir arkadaşımın oğlunun, diğeri ise benim oğlumun başından geçti.

Birinci olay Ankara’nın en iyi özel okullarından birinde yaşadı. Arkadaşımın oğlu bu okulun ilkokul ikinci sınıfında okuyor. Sınıftaki iki öğrenci, arkadaşımın oğlunun su dolu pet şişesini gizlice boşaltıp içini idrarla doldururlar. Sonrada çocuğa zorla içirirler. Öğretmen sınıfta bunu fark eder. İki öğrenciyi azarlar ve pet şişesini sınıfın çöp kutusuna atar. Daha sonra çocuk başından geçen bu olayı anne ve babasıyla paylaşır.

Baba bu olaya haklı olarak ağır tepki gösterir. Okul idaresinden, öğretmen ve öğrencilerin cezalandırılmasını ister. Ancak okul, velinin tepkisine kayıtsız kalır, olayı geçiştirmeye çalışır.

Arkadaşım iş yerimize geldiğinde bu olayı öğretmen olmamdan dolayı bize anlattı. Biraz sakin olmasını istedim. “Olayı bu tür bir öfkeyle evde de anlatırsan çocukta olayı pekiştirir ve sorunu onun yaşamının en önemli trajedisi haline getirirsin” dedim. İlkokullarda disiplin yönetmeliği bulunmadığı için okul idaresinin bu iki öğrenci için sınıfını değiştirmenin dışında yapacağı bir şey yok, dememle birlikte öfkesini bu kez bana yöneltti. “Böyle bir olay karşısında, hem babasın, hem öğretmensin nasıl böyle davranırsın” diye çıkıştı. Sakin olmam ve tepki vermeyişim, kendisinde sorununa ortak olmadığım kaygısı yaratmıştı. Haklıydı ama ben de öğretmenim. Çocukları kaybedecek bir çözüm, bizim için bir çözüm olamaz.

Haklıydı, çocukların yaptıkları Ceza Kanunu kapsamına giren, suç sayılan ve cezası da ıslah evine göndermekle sonuçlanabilecek bir fiil.

Doğrusu arkadaşımla epeyce tartışmak durumunda kaldım.

Sonuçta olayı kapatmaya çalışan okul yönetimine karşı okulun bağlı bulunduğu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden müfettiş gönderilmesi için girişimlerde bulunduk. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü şikâyeti dikkate alarak okulda inceleme başlattı.
Olay arkadaşın anlattığına göre öğretmenin ceza alması ve o iki öğrencinin sınıflarının değiştirilmesiyle sonuçlanmış.

Bu olayda doğrusu öğretmenin yerinde olmak istemezdim. Muhtemeldir ki olayı fark ettiğinde, sorunu iyi niyetle sınıf içinde çözmeye çalıştı. Oysa olayın konusu olan “çiş içirme” en ağır suçlardan biri. Ayrıca bizim toplumumuzun kültürel yapısında çok daha farklı algılamalar içeren kültürel kodlara sahip bir olay. Eğer bu öğrenciler, öğrenciyi dövmüş olsaydı, velinin göstereceği tepki bu kadar ağır olmayacaktı.

İkinci olayın kahramanı ise ilkokul birinci sınıfta okuyan benim oğlum.

İkinci dönemin ilk haftasıydı. Oğlum ısrarla bir daha okula gitmeyeceğini söyledi. Her zaman okula severek giden bir öğrencinin birden böyle konuşması bizi şaşırttı. Neden gitmek istemediğini ısrarla sorunca, sınıftaki bir öğrencinin kendisinin o gün beslenme kutusundaki tostunu aldığını, vermezse kendisini döveceğini söyledi. Bunu “öğretmenine söyleseydin” dedim. “Öğretmenim ona bir şey yapmıyor, şikâyet ettiğimde bize kızıyor. Herkes ondan korkuyor. Kızları sürekli dövüyor. Saçlarını çekiyor.” dedi. Şakayla karışık, “sen de onu döversin” dediğimde, “o çok güçlü, bir de ablası ve ağabeysi var, teneffüste ona kızanları dövüyorlar” dedi.

Uzatmayayım, sonuçta eşim konuyu öğretmenle konuştu. Resmin diğer tarafı ortaya çıktı. Diğer velilerin de şikâyetçi olduğu öğrenci, bir Çingene(Roman) idi. Öğretmen, bütün öğrencilerin onu dışladığını, onunla arkadaşlık yapmadıklarını, zaman zaman da “pis Çingene” dediklerini ve o öğrenciye sahip çıkılması gerektiğini söyler.

Öğretmenden aldığımız bilgileri kendi çocuğumla konuştum. O öğrenciye “pis Çingene” deyip demediğini sordum. Kendisinin demediğini ama iki kız öğrencinin bunu dediğini, çünkü onların saçlarını çektiğini ve arkadan tekme vurduğunu söyledi.

Oğlumun yaşadığı bu olay da öylesine karmaşık ki bir yanda etnik ve kültürel farklılık, diğer yanda ise çoğunluğun sahip olduğu kültürel kalıp yargılar var. Öğretmen böyle bir olayla baş etmek durumda.

Her iki olay da özünde okullarda sıkça yaşanan akran baskısı kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte.

Biz öğretmenler, bu tür akran baskılarının doğurduğu çatışmaları çözebilme noktasında pek donanımlı değilizdir. Ayrıca bu konularda veli bilgilendirilmesi de genellikle yapılmaz. Oysa sınıf içi sorunlar eve mutlaka bir şekilde yansır.

Okulda çatışma çözmek ve okulu barış içinde yaşanabilir hale getirmek, okulun tarafları olan öğrenci, öğretmen, veli ve okul personelinin bu konularda önceden bilgilenmiş olmasını gerektiriyor.

Geçmişte bu konu öğretmen eğitiminde pek dikkate alınmaz idi. Yalnızca rehber öğretmenlerin sorumluluk alanı olarak düşünülürdü. Öğretmenler sadece kendi deneyimleriyle çözüm üretirlerdi. Bugün artık böyle bir durum söz konusu değil. Konuyla ilgili yazılı literatür de hayli fazlalaştı.

Son olarak bir kitap önerim olacak. Benim bu konuyla ilgili sıkça başvurduğum kitaplardan biri olan Fred Schrumpf, Donna K. Crawford ve Richard J. Bodine’nin kaleme aldığı “Okullarda Çatışma Çözme ve Akran Arabuluculuk” başlıklı çalışmayı meslektaşlarıma öneririm.


İlgili yazılar

Bunları Birilerine Hatırlatmalıydık!

Bunları yazmak şart oldu. Kızanlar olacaktır. Sevenler sevmez, sempati duyanlar küfür eder hale gelecektir. Kim bilir belki de sosyal medyada

Ve Aslında Kılavuzu Herkes Biliyor!

Bir ülkeyi hedef alan düşman, İlk önce, herşeyden önce, O ülkenin kurucusunu ve ordusunu hedef alır. Emperyalizmin, bilinen ve en

BÜYÜK MAKAMLARDAKİ KÜÇÜK İNSANLAR

Türkiye’nin en önemli kurumlarından biri, Türkiye Barolar Birliği Başkanı konuşuyor. Türkiye gerçeklerini anlatıyor. Yargının sorunlarını… Van’da yaşanan drama dikkat çekiyor.

Bir Cevap Yazın