Alevi Açılımı ve Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması

AKP Hükümeti Mustafa Kemal’den intikam alma sevdasını sürdürüyor. Ülkenin temelindeki taşları bir bir oynatıp, sökebilmek için her türlü yol ve yöntemi deniyor. Bu yol ve yöntemlerin son dönemlerdeki adı da “açılım” oldu. Şu açılımı, bu açılım ve “Alevi açılımı

AKP 12 yıldır uzmanlaştığı, işi sürece yayma ve bir şeyler yapıyormuş gibi görünme oyununu sahnelemeye başladı. Ve bu sahnenin oyuncuları da rollerini en iyi oynamaya çalışıyorlar. Bunlar Aleviliği temsil edenler ki; bunların çoğunluğu Alevi değil. Alevi kökenli olanların ise, Alevilik diye bir sorunları yok. Zira ilk seçimlerde seçilebilecek sıralarda milletvekili adayı olma sevdasındalar. 1-2 dürüst Alevi varsa da; onlarında, bu mücadeleyi kavrayacak ve göğüsleyebilecek çapları yok.
Dini ve inançsal temelli diğer sorunların gibi ‘Alevilik Sorunu’ da yapay bir sorundur. Özellikle emperyalist güçler sömürülerini kolayca sürdürmek için halkları birbirine düşürmeyi iyi bilirler. İnsanların gerçek sorunları uğruna, insanca yaşamak için gerekli koşulların sağlanması için mücadelesini engellemek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar.
Asgari ücretin altında sigortasız çalışan Sünni inanışlı aileden gelen bir kadın, türban takmanın her şeyden önemli olduğuna şartlandırılmıştır. Sigortalı olması için mücadele etmeyi gerekli görmez. Bir erkek ise işi gücü bırakıp namaza gitmeyi inanışının bir gereği sanır.
İş bulamayan çoğu zaman karnını bile doyuramayan, kendisinin Kürt olduğunu düşünen bir insan, kendisini işsiz, aşsız bırakanlarla mücadele etmeyi aklına getirmez. Katıldığı mitinglerde ‘ana dilde eğitim hakkı’ peşinde koşar. Toprağına el koymuş ağanın partisinin en hızlı militanıdır.
Sayıca çok az da olsa bazı Aleviler ‘Sünnilerin camisi var, bizim de cem evimiz olsun!’ talebine kilitlendirilir ki, emperyalizm Alevileri bu noktaya çekmek istemektedir. Oysa Aleviler, inançlarının ve mücadele geleneklerinin gereği, kendileri için çıkar peşinde koşanlardan değildir. Gerçek Aleviliği benimsemiş olanlar, bütün toplumu düşünen ve toplumdaki olumsuzluklara karşı mücadele etmeyi görev saymış devrimci unsurlardır.
AKP, ‘Alevilik Açılımı’nın önündeki en büyük engelin 677 Sayılı Kanun olduğunu dillendirmeye başlayınca Alevi görüntülü Muaviyeler, AKP toplantılarında bu kanunun kaldırılması için destek beyanına başladılar.
Büyük devrimci Mustafa Kemal, 31 Ekim 1924 günü Cumhuriyet’in 1.Yıldönümü konuşmasında şöyle diyor:
“Türkiye’de aslında gerici yoktu ve yoktur. Korku vardı, Kuruntu vardı. Cumhuriyet’in ilanı ve onun için gerekli olanların kurulması, gereksiz olanların kaldırılması üzerine herkesin açıklıkla gördüğü manzara o korkanlar ve kuruntu yapan için de gönül rahatlığına yol açmıştır…
İlkesiz siyasetçiler, alçak çıkarcılar o korkuyu uyandırmaya çalışır ve kendi çıkarları için çalışırlar.
Bu gibiler her ne şekil, biçim ve her ne aracılığıyla olursa olsun, varlıklarını sezdirdikleri gün, Türk milletinin amansız yok edişine hedef olmaktan kurtulamayacaklardır”

Mustafa Kemal’in bu konuşmasının bir yıl sonrasında Ankara İstiklâl Mahkemesi’nin de tekkelerin kapatılması yönünde karar alması üzerine 13 Aralık 1925 tarihinde ve 677 sayılı kanun çıkarılarak;

Madde-1: Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf su¬retiyle, gerek mülk olarak Şeyhinin tasarrufu altında, gerek diğer suretlerle tesis edilmiş bulunan bilumum tekkeler ve za¬viyeler, sahiplerinin diğer şekilde temellük ve tasarruf haklan baki kalmak (yani başka maksatlar için kullanılmak) üze¬re kamilen kapatılmışlardır. Bunlardan mevzu usulü dahilinde halen cami veya mescit olarak kullanılanlar ipka edilir.
Bilûmum tarikatlarla, Şeyhlik, Dervişlik, Müritlik, Dedelik, Seyitlik, Çelebilik, Babalık, Emirlik, Naiplik, Halifelik, büyücü¬lük, üfürükçülük, falcılık ve gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle, bu unvan ve sıfatla dit hizmet ifa ve kisve iksası (elbise giyilmesi) memnudur.

Türkiye Cumhuriyeti dahilinde Selâtine (Padişahlara, Sul¬tanlara) ait veya bir tarikat ve yahut cerri menfaate (Çıkarcılığa) müstenit olanlarla, bilumum sair türbeler mesdut (kapatılmış) ve türbedarlıklar mülgadır. Kapatılmış olan tekke ve zaviyeleri veya türbeleri açanlar veya bunları ye¬niden ihdas edenler veya tarikat ayini icrasına mahsus ola¬rak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hizmetleri ifa veya kıyafet ikna edenler (elbise giyenler) üç aydan eksik olma¬mak üzere hapise ve elli liradan aşağı olmamak üzere para ce¬zasına çarptırılırlar..” denilmişti. Kanunla ilgili görüşmeler sırasında Rize Mebusu Ekrem Bey:

“Tekkeler şimdiye kadar en iğrenç içtimai sahnelere yuva olmuş, memleketin en buhranlı zamanlarında meşum ve siyasi tahribatlar yapmışlar, roller oynamışlardır. Bunlar padişahlara diyorlardı ki; biz senin bendeniziz. Senin için her şeyi yaparız. Senin kulunuz, sana hizmet etmeye amadeyiz. Padişah onlara diyordu ki, evet siz Allah’ın muteber kullarısınız. Binaenaleyh her iki taraf da yekdiğerini memnun edecek cinayeti işlemekte idiler” diyerek savunmuştu.

Ankara ve diğer İstiklal Mahkemelerinde yargılananlara baktığımızda Ekrem Bey’in konuşmasında kastedilenlerin yani Sünnî tarikatların yıllardır yaptıklarıydı. Ama, Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına karar verilmesiyle Cumhuriyet düşmanı Nakşibendî, Kadirî, Halidî gibi Sünnî tarikatların yanı sıra, Cumhuriyet’in kurucusu olan ve Fransız ihtilali ile başlayan Osmanlı aydınlanma hareketinin ilerici ve ulusal bir çizgisinin temsilcisi, emperyalizme karşı mücadelede yerini alan Türk kökenli Alevî- Bektaşî Dergahlarına ait tekke ve zaviyeler de kapatılmıştı.
Tunalı Hilmi, Meclis’teki konuşmasında ‘Dedelik’ kurumunun kaldırılmasını önermişti. Bu önerisiyle Alevî–Bektaşî tekkelerinin aynı zamanda bir ibadet yerleri olduğu gerçeğini de vurguluyordu. Alevîlerin ibadeti olan ‘Cem’ in yapıldığı ‘Meydan evleri’ de kapatılmıştı. Oysa Sünnîlerin ibadet yeri olan camilerin bulunduğu tekkeler, kanuna göre kapatılmıyordu.
Böylece ‘Cumhuriyet’ dönemin kadroları arasında yer alan örümcekli kafalar ilk zaferlerini de kazanmış oluyordu. Bektaşî halife babalarından Turgut Koca olayı şöyle anlatır:
“Aslında Atatürk’ün niyeti Bektaşî tekkelerini kapatmak değildi. İsmet Paşa, Kazım Karabekir, Kazım Özalp, Abdülhalik Randa filan yasa hazırlıkları yapılırken bir araya geldiğinde, Atatürk;
‘Bektaşî tekkelerini de kaldıralım mı?’ diye sormuş. Kazım Karabekir Paşa, Abdülhalik Randa;
‘Olmaz’ demişler. Ama İsmet Paşa dayatmış:
‘Ya hep ya hiç’ Atatürk de İsmet Paşa’nın sözüne uymuş.
2 Eylül 1925 tarihinde bir kararname ile 773 tekke ve 905 türbe hemen kapatılmış, Alevilere ait olan Türbe, dergâh ve tekkeler kapılarına kendileri kilit vurmuşlar, 28 Kasım 1925 tarih ve 8493 genelge ile kapatılan tekkelerin işlemlerinin yürütülmesi Milli Eğitim Bakanlığı’na verilince türbe ve tekkelerdeki sayıları 9 bine ulaşan eser, ‘titizlikle korunmak üzere (!)’ Milli Eğitim Bakanlığı’na bırakılmıştı.


İlgili yazılar

Elemtere fiş, kem gözlere şiş

Evlerde yakalanan paraları İktidarın itibarını beş paralık etmek isteyen Paralel polis yerleştirdi vatandaş! Sen memleketin bakanını, bakanın çocuklarını, arkadaşlarını nasıl

Ayıplı Dava

Günlerdir ülkenin farklı hastanelerinden isyan çığlıkları yükseliyor. Medya yer vermiyor, kimse kulak asmıyor. Deniliyor ki; yaralı IŞİD militanları Türkiye’de tedavi

PKK HEDEFİ 12’DEN VURDU

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasından, bırakıldıktan sonra söylediklerinden çıkarılması gereken dersler var. Gelecek eleştirilere aldırmadan, açık yüreklilikle konuşmak cesur

Bir Cevap Yazın