Aşı Koyunda Deli Dalgalar

Aşı Koyu bizim Mergenli köyümüze yaklaşık 6 kilometre. Oraya gitmek için önce Gapız Deresi denilen geçitten geçiyorsunuz, sonra Aşı Dağı’na çıkıyorsunuz. En sonunda da daracık bir toprak yoldan döne döne aşağıya denize iniyorsunuz…

Adı üstünde bir koy… Sahili yaklaşık 1000 metre… Masmavi denizi, çakıl taşlarıyla kaplı kumsalı var. Marmaris’ten, Fethiye’ye – Antalya’ya; Antalya’dan, Fethiye – Marmaris’e geçen yatlar genellikle konaklamak için uğruyorlar.

17 Eylül 2014 tarihinde Kardeşim Ramazan’la birlikte Aşı’ya gittik. Küçücük koyda 7 – 8 yat bağlıydı. Çoğu Alman yolcu taşıyor. Birinde hep yaşlı Almanlar var. Öğle sıcağında demleniyorlar. Kadehler kalktıkça havaya, güzel bir melodi yükseliyor gökyüzüne. Dilini anlayamadığım melodiyi ilgiyle dinliyorum. Keyiflerine değmeyin gitsin. Yüzüyorlar, kitap okuyorlar, gülüp eğleniyorlar, içlerindeki derdi kederi ülkemize bırakıp gidiyorlar. İnsanca bir tatil. İnsanı yutkunduracak bir yaşantı…

Yıllar önce, buraya karadan yol yoktu. Bizim köylerden bir iki kişi kırk yılda bir uğrardı. Sahilde hep deniz yoluyla gelen yabancılar olurdu.

Lisede okuduğum yıllar… Köyden arkadaşlarımla toplaşır yayan yapıldak gelirdik buraya. Patlıcan, biber közlemesiyle karınlarımızı doyurur, ucuz kırmızı şaraplarla kafayı bulurduk. Dünyayı dolaşmaya çıkan turistlerle ilk kez burada karşılaşmıştık. Koyun ıssızlığından yararlanıp anadan doğma denize girerlerdi. Yaşantılarına hayran olmamak elde değildi.

Devrimci romantik Yörük çocuklarıydık o zamanlar… Köyümüzün duvarlarına, yollarına; çaldığımız kireçlerle “Tek Yol Devrim”, “Kahrolsun Faşizm” “Mahir Hüseyin Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş” yazıyorduk…

İşte o devrim gerçekleşirse ki; o zamanlar çok yakın olduğunu düşünürdük… Devrim olursa, dünyayı değiştirebilirsek, yoksul bir yaşam süren halkımız o turistlerle eşit olacaktı…

Akşam olunca denizin hemen kenarına yaktığımız ateşin başına toplanıyor, türküler, marşlar söylüyorduk. “Gün doğdu hep uyandık / Siperlere dayandık / Bağımsızlık uğruna al kanlara boyandık…” Sabaha karşı kiloluk şaraplarımız bitiyor, çoğumuz o masmavi, o yıldız kaynayan gökyüzünün altında, deli dalgaları dinleyerek uyuyup kalıyorduk…

Bir seferinde Fransız gençler gelmişti yatla… Çat pat İngilizcemizle hepsini yürüyerek köye getirdik. Anlatımlarımızdan köyün çok yakın olduğunu zannetmişlerdi, ama 6 kilometreyi yürüyerek gelmek hem de öğleden sonra kolay değildi…

Bizim eve götürdük… Soğuk ayranlar ikram ettik hepsine. Fransız Üniversite öğrencileri çok meraklılar. Her şeyi soruyorlar. Köylülerimiz de çokuştu. Gelenler inceden inceye süzüyorlar turistleri… Onlar boyuna fotoğraf çekiyorlar. Bir saat falan kaldık köyde akşamüstü yeniden Aşı Koyu’na döndük… Sonra o çektikleri fotoğrafları posta yoluyla gönderdiler. İlk renkli fotoğraflarımız onların çektiği fotoğraflardı…

Aşı Koyu’nu ilk fark edip oraya çardak kuran kişi Meltem İsmail’di. Yatlardan gelenlere  yemek hazırlıyordu. Bir süre sonra Orman, Meltem Amcaya savaş açtı. Devlete karşı burayı canla başla savundu. Hatta, Orman Kanununa aykırı davranmaktan hapsede girdi. Birkaç yıl yattı… Ama Aşı Koyundan sürüp çıkardılar Meltem’i…

1979 yazında bir kez daha gittik oraya… Harıp ağacının (Keçiboynuzu) altında kuru yavan bir şeyler yiyoruz. Dağdan bir adam indi sahile, başka kimseler de yok. Adamı tanımıyoruz. Bize baktı, şöyle bir… Sonra soyundu denize doğru yürüdü gitti. Ama birkaç dakika sonra baktık ki adam denizin içinde çırpınıyor. Beş altı kişi fırladık yerimizden adamın yanına vardık. Baktık adam resmen boğuluyor. Sahilden birkaç metre ancak gitmişti. Hemen kurtardık. Adam denizi sığ sanmış, hiç yüzme bilmiyormuş. “Aşı Koyu hemen derinleşir. Hem denizi tanımıyorsun, hem yüzme bilmiyorsun hem de bu kadar rahat denize giriyorsun…” Adamı denizin elinden kurtarmıştık. Yakın köylerden birinde imammış, hiç denize girmemiş yaşamında. Aşı ısısız falan denilince kalkıp gelmiş. Biraz sonra hepimize teşekkür edip gitti.

12 Eylül ülkenin üzerine bir kâbus gibi çökünce her birimiz bir yere savrulduk… Özlemle beklediğimiz devrim gerçekleşmedi. Her birimiz kendi karasularımızda umutsuz ve hayalsiz hapsedildik.

Ülkenin yürekli gençlerini, devrimcilerini, okuyan, yazan aydın kesimlerini hapse tıktıkça, öldürüp yok ettikçe işleri kolaylaştı. Artık karşılarında önemli bir güç kalmamıştı. Her geçen gün ülkenin kaynaklarını çar çur ettiler. Soydular, talan ettiler. Irmaklarına, sularına, ovalarına çekirge sürüleri gibi çullandılar.

Aşı Koyu’na yol açtılar önce… Sonra birilerine kiraya verdiler. Sonra da girişi çıkışı paralı yaptılar…

Biz çoktan büyümüştük ve ülkemizin başka başka yerlerine savrulmuştuk.

Şimdi her yıl yaz tatiline gelince burayı bir mabetmiş gibi ziyarete geliyorum. Dalgalar hala bıkmadan usanmadan kumsala vuruyor. O yılları düşündükçe gülümsüyorum.

O günden bugüne; çok güzel insanlar kaybettik yaşamda; Babam, Hasan Ağabeyim, Musa Dedem, Akkızca Ninem, Çolak Abdurrahman, İsmail Kınalı ve diğer pek çok dost, akraba çoktan sonsuzluğa kanat açtılar.

Biz o günden bugüne devrime ve güzel günlerin geleceğine olan inancımızı hiç kaybetmedik. Ve hiçbir şey yolumuzdan döndüremedi bizi…

Yolundan dönmeyenlere, döndürülemeyenlere selam olsun…

Sevgili okuyucu hala varsan ve okuyorsan beni, eğilmediysen, bükülmediysen ve geleceğe olan inancını kaybetmediysen sana da selam olsun…

Ortaca Günlüğü notlarımız burada bitiyor… Yeni yazılarda buluşmak üzere…


İlgili yazılar

Nanik yapın!

Çocuklara bebekken bir tekerleme söylenir… Tel sarar yavrum tel sarar, tel saramazsa ne yapar… Bu tekerleme ile birlikte de sürekli

Bir oy bir oydur

Bir vatandaş olarak; yalana, talana geçit vermemek için, Tek adam diktatörlüğüne karşı, parlamenter sistemin devamı için, Pazartesi sabah uyandığımda “öteki”

Anaların Ahı Tutar!

Diktatörlüğe giden yolda vatandaşa zulüm sürüyor. Zulümün iki aracı vardı. Bir zaman birlikte yürüdükleri FETÖ’cü olmak. Bir zamanlar aynı masada

“Aşı Koyunda Deli Dalgalar” için 1 cevap

  1. HÜSEYİN diyor ki:

    Hocam çok duygulandım gerçekten. Bizim de aşı, Mergenli, Gövez denilince aklımıza gerçekten hem acı hem tatlı bir sürü anımız geliyor doğrusu. 1976-1982 yılları arasında aşı dağında orman kesim işlerinde çalışmıştık. Ben o zamanlar 8-10 yaşlarında idim. Ortacadan aşıya ilk defa gökbel yolundan traktörle gittiğimizi hatırlıyorum. Daha sonra dediğiniz gibi diğer Karadonlar’dan Gövez’den giden yol açılmıştı. Gövezde bakkalda durup oynamak için meşe(misket) aldığımız, Gövez’in çok tozlu yolu, bakkalı, okulu , yağmur yağınca taşan deresi unutulmayan anılarımızdan.1981 yılında da aşı dağından denize ulaşmak için gidilen yolda bir traktör kazasında amcamın oğlu vefat etmişti. Aşı dağı ve denizi bize hala bu yüzden bu acı olayı hatırlatır. Bizim orada düzlükte barakadan evlerimiz vardı ve bu evler en az 6-7 yıl orada kaldı. Bir sürü anı birikti bu arada. iyisi ve kötüsü ile.Teşekkürler hocam

Bir Cevap Yazın