BAĞYANLAR VE ARABALARI!..

Milattan önceki dönemlerdeydik tekerlek icat olmuş, ehliyet de onu takip etmişti… Yeşilçamda Şoför Nebahat abla ekolüne uyan devrin bağyanları (bayanları) ise ki; aralarında bende varım, dört tekerin kontrolünü elimize aldık.
Araba kullanmanın iki kötü tarafı var. Biri benzin doldururken diğeri ise park ederken… Israrla çalan telefonun sesiyle birlikte üçüncü kötü tarafını da görmüş oldum; araç muayenesi…
İki yıl olmuş, arabanın muayenesini yaptırmam gerekiyormuş.
Her bağyan! gibi kendimi sanayide buldum. Önce motor ustasına gittim ki, motor yağı kapkara olmuşmuş. “Zeytinyağı eklesem olur mu? Usta bey” gibi kötü bir espri yapmadan hemen değiştirelim yağın rengi çok önemli dedim sanki motor yağından anlarmış gibi… Arabanın balataları ıvırı zıvırı değiştikten sonra elektrikçiye gittim. Bir de baktılar ki fren lambaları yanmıyor.
Ablacım dikkat etmedin mi? Halbuki bağyan! kısmının arkada da gözü olduğu söylenirdi! Sen nasıl göremedin?
Hayır olamaz, olmamalıydı gibi kıvırma sözcüklerinin ardından rotbalans denilen bir icadın daha olduğu söylendi. Ben tamamen şuurumu kaybetmiş durumda ustalar ne söylese “hımm evet haklısınız. Onun da değişmesi lazım” diyordum. Taaaa ki rotbalans ustasıyla karşılaşana kadar. Arabanın iç kısmıyla ilgili “o kopmuş bu kırılmış arabada hafif çekme var bir de ses geliyordur değil mi”? dediklerinde artık bende tiriger kayışı koptu.
Dillerinden anlamıyordum ve sanayii terk ettim. Akşama doğru telefonum çaldı arabamı alabilirmişim. Sanayiye gittim, araba tamamen yapılmış, yıkanmış paklanmış muayeneye hazırdı.
Ertesi gün sabahın köründe bu sefer de muayene istasyonuna gittim sıramı aldım başladım beklemeye.
Tek bağyan! şoför bendim ve hiç kimse bana öncelik tanımadı. Vaayyy! dedim Sonunda bağyan! erkek eşitliği sağlandı üstelik tüm erkekler televizyondaki pilates programını izliyordu.
Kadın pilatesçi haydi bağyanlar! şöyle yapıyoruz böyle yapıyoruz dedikçe içten içe kikir kikir gülüyordum.
Sonunda sıram geldi, paramı yatırdım, aracım çekaptan geçti ve evraklarımı teslim aldım. Araç trafiğe çıkmak için test edip onaylanmıştı. Artık tüm şoförler rahat uyku uyuyabilirlerdi. Ama o anda kafamın üstünde bir floresan patladı ve içsel bağyan! dürtüm sorularını ardı ardına sıraladı.
Yahu benim şu araba kadar da mı değerim yok? Kimse bana “git çekap ol” demiyor.
Araçlar periyodik olarak çağrılıp bakımları yapılıyor ama insanlara bu zorunluluk getirilmiyor. İllaki hasta olacak ondan sonra…
Halbukim koruyucu hekimlik diye bir şey vardı eskiden!
Makineye bakım var insana yok.
Sanırsınız aracı uzaylılar kullanacak.
Ve de üstelik hepisi sağlam!
Sanki sinyali bozuk olan yok.
Bir de şehir içi hız limit 50 km ya! İşte o benim koptuğum an oluyor.
Erich Von Daniken’in Tanrıların Arabalarını okurken bile bu kadar içsel çatışmalara düşmemiş, aracın muayenesi ile başlayan ve hala devam eden travmayı nasıl atlatacağımı düşünüyorum.


İlgili yazılar

Can Babama, Canım Babama…

Sevgili babacığım bu mektubu sana her zaman ki gibi yüreğimden yazıyorum. Sana ulaşacağını biliyorum zira bedensel bağımız kopmuş olsa da

Türkiye Solunun Terörle İmtihanı

Türkiye 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak tanımlarken artık dört bir yanı terör örgütleri ile çevrili bir ülke olarak

Selahattin Demirtaş’a Mektup

Sayın Selahattin Demirtaş HDP Genel Başkanı Size bu mektubu ülkeme ve demokrasiye olan sorumluluk duygumla yazıyorum. Sadece Kürt Hareketindeki insanların

Bir Cevap Yazın