‘BAŞKENT’İN SANATSAL ÇÖKÜŞÜ

Dünya’da bazı şeyleri bilmek veya anlamak için ille de alim olmak gerekmiyor.Bazen çevremizde olup bitenleri gözlemleyerek, bazen de küçük küçük araştırmalar ve incelemelerle, etrafımızdaki olup bitenin farkına rahatlıkla varabiliriz.Bende tam da böyle bir durumda boş boş tavana bakarken aklıma, birden Ankara’da kültür sanat anlamında yapılan faaliyetlerin yetersizliği konusunda bir şeyler yazmak geldi.Tabi işin şakası bir yana, bu yazıyı uzun süredir yazmak istiyordum. Gerçekten de bu konuda uzun uzun araştırma yapmak veya bilgi sahibi olmak gerekmiyor.’Hayat matematiktir’ diye bir söz vardır.Bizde, yola sayısal verilerle çıkıp,bu konuyu manevi düşüncelerimizle bir sonuca bağlayalım isterseniz.Ankara, 13 Ekim 1923 te Başkent olmuş ve başkent oluşundan bu yana 90 yıl geçmiş ve bu 90 yıl içerisinde çok sayıda yatırım ve çalışmalara sahne olup, bugün kültür sanat anlamında onlarca resmi ve özel kurum,üniversite ,vakıf ve dernek Ankara’mızın sine’sinde ‘faaliyetlerine’ devam etmiş ve halende devam etmektedir.
Aslında ilk önce kültürel ve sanatsal faaliyetlerin sınırlarını çizip, bunların diğer şehirlerde veya ülkelerde ne miktarda yapıldığını belirleyip, Ankara’mızın bu listede kaçıncı olduğunu ve bu zamanda kaçıncı olması gerektiğini belirtmekte fayda var. Ben bu konuda bir iki örnek verip, bu örnekleri daha sonra Başkentimizle karşılaştırıp, takdiri her zamanki gibi siz değerli okurlarıma bırakacağım. İlk olarak ülkemizin güneydoğusundan bir örnek verecek olursak, geçmiş yazılarımda da belirttiğim üzere sık sık davetli olarak gittiğim Gaziantep’te sanatsal olarak farklı ve kaliteli işleri bir arada gördüğüm günler geçirmiş ve bunu da yazılarımda belirtmiştim.Gaziantep’in kültürel altyapısının ve yerel idarecilerinin sanat alanında farklı kültürlere verdiği önem ve değer beni çok mutlu etmişti.Bu örneklerin sayısını fazlalaştırabilirim,Mesela Çanakkale ilimizde olup biten faaliyetler, artık herkes tarafından bilinir bir hal almıştır. Ama bu listenin içine, konumuna ve elinde olan maddi olanaklara rağmen Ankara’yı koyamam. Size ülkenin doğusundan ve batısından çok basit iki örnek verdim. Peki ya ortasından? Veremiyorum, çünkü Ankara’nın potansiyeline ve büyüklüğüne baktığımızda yapılan işler çok cılız kalıyor. Bir ülkenin başkenti olan ve 4 milyondan fazla insanı içinde barındıran bir şehirde doğal olarak beklentinin de büyük olması lazım. Bu konuda ‘küçük olsun bizim olsun’ diyemeyeceğim kimse kusuruma bakmasın.
Ankara, başkent olmasının getirmiş olduğu, sanatsal ve kültürel ağırlığı kaldıramamış ve bugün bir çöküşün içine girmiştir. Artık Ankara’da kültürel ve sanatsal anlamda yeteri kadar veya olması gerekenin biraz altında bile değil, hiç denecek kadar az sayıda etkinlik ortaya çıkmaktadır. Öyle ki yerel yönetimlerin bu konulara ilgisizliği başta olmak üzere saygın sanat kurumlarının da uyuşukluğu ile bu durum artık maalesef bütün çıplaklığıyla ortadadır. Ve yapılan etkinlikler çok dar bir kesime hitap eden, halktan kopuk etkinlikler haline gelmiştir. Ulaşımdan tutunda, bu etkinliklerin gerçekleştirildiği salonların yetersizliği veya mevcut olanların ise şehrin ücra yerlerinde olması, Ankaralıyı zaten az olan faaliyetlerden de uzaklaştırmıştır.Mesela saat 23:00,24:00 ten sonra toplu taşım araçlarının olmaması, adına metropol dediğimiz bir şehrin şanına yakışmamaktadır.Buradan, Ankara adına karar alan yöneticilerin kentlilik bilincine sahip olmadığını rahatlıkla anlayabiliriz.4 milyondan fazla nüfusa sahip olan bir kentte 24 saat ulaşımın kesilmemesi gerekir diye düşünüyorum.Yerel yönetimlerin istendiğinde halka değişik kültürleri ve sanatları tanıttığını gördük ve yaşadık.Ama Ankara’dakiler sanırım sadece kendi kişisel zevklerini göz önünde bulundurarak karar veriyorlar. Yani işimiz sanat adına çok ta derinlemesine bir bilgi sahibi olmadığını düşündüğüm yönetici ve kişilerin eline kalmış. Üç popçu veya 5 rockçı ile 4 milyonluk kozmopolit bir şehrin kültür ve sanat damarlarına hayat veremezsiniz, veremiyorsunuz da. Bırakın sanatı, devlet olma geçmişi bile bizden çok çok daha az bir tarihe sahip olan Slovenya bile, Ankara’da bizim çoğumuzun adını bile duymadığımız sanatçı ve müzisyenleri keşfedip kendi ülkelerinin festivallerine çağırıyorlar. Bizlerde derin uykulardayız halen. Burnumuzun dibindeki değerlerimizden haberimiz yok. Zaten popüler kültürün baskısından dolayı da farklı kültür ve sanat tarzlarına fırsat ta yok ilgide yok.
Yani kısaca Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti Ankara’da kültürel ve sanatsal anlamda bol miktarda ‘yok’ var.Bu iddia mı somutlayabilirim.Bugün yurt dışından ülkemize gelip konser turnesine çıkacak olan çoğu müzik grubu veya sanatçı yurdun değişik şehirlerinde sanatlarını icra ederlerken Ankara’yı listenin içine almamaktadırlar.Nedenini birkaç gazeteci arkadaşımla araştırıp tartıştığımda ortaya gerçektende çarpıcı sonuçlar çıkıyor.Mesela, bir etkinliği düzenleyen kurum veya firma, fazla protokol sayısından ötürü ve protokolün ise bu davetlere teşrif etmediğinden ötürü, salonların boş kaldığını ve zarar ettiklerini söylüyorlar.Bu sadece basit bir örnek.Yada halktan birkaç kişi ile bu sohbetleri geliştirdiğinizde, ya ücretlerden yada konserin yapılacağı yerlerin uzaklığından ötürü gece eve dönüş zorluğu çekeceğinden evde oturmayı mecburen tercih ettiğini, tv izlemenin daha kolay bir iş olduğunu söylüyor.Bu listeyi uzattıkça uzatabilirim.Saydıklarımız, en basit olan sebepler.Tabiki kültür sanat adına bir şeyler yapan ve bunu başarabilen kurum veya kişilerde, ilgisizlikten ve maddi zorluklardan dert yanıyor,yada dediğim gibi halktan kopuk, küçük bir azınlığa hizmet veriyor.Onlarda haklılar ne diyeyim.Sonuç olarak, Türkiye’mizin Başkentinde oturan bir vatandaş ile, yine Türkiye’mizin mütevazi bir köyünde oturan bir vatandaşımız arasında, kültürel ve sanatsal aktivitelere katılabilme oranı eşit hale gelmiştir diyebiliriz.Anlayacağınız, mesele üç beş senede aşılabilecek kadar yüzeysel görünmüyor.Felaket tellallığı yapmamak gerekir ama, sanırım şapkamızı da önümüze alıp düşünmemiz gerekir.Yoksa gerçektende hayat damarlarımızdan biri kopuyor mu acaba ne dersiniz ?Yoksa 3 popcu, 5 hip hopçı,100 küsür de tv dizisi 70 milyona yeter mi? Boş mu verelim yoksa resimi,heykeli,tiyatroyu,evrensel müzik tarzlarını,edebiyatı,Halk müziklerini,folkloru,modern dansları.Yoksa bunlardan biz anlamazmıyız?Yoksa bunlar bir avuç azınlığın anlayacağı şeyler mi?Yoksa sizde ‘tükürürüm böyle sanatın içine diyenlerden misiniz’??????.Tüm halkımıza saygılarımla…


İlgili yazılar

VALLAHİ YAZIKLAR OLSUN!

“Ben yeşilin hastasıyım” dediği gün anlamıştım. Yine bir çam devrilecekti. Çok bekletmediler bizi. ODTÜ’ye daldılar. Bütün nobranlıklarıyla… ODTÜ, Türkiye’nin aydınlık

İMAM-HATİP OKULLARINI ANLAMAK

Nereden bakılırsa bakılsın, İmam-Hatip okulları 1946’dan beri eğitim sistemimiz içinde merkezi bir yerdedir. Hemen her tartışmanın, her düzenlemenin doğrudan ya

Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olmak

Merhaba, Gün geçmiyor ki; bir gazetede, bir TV programında, bir radyoda, bir sosyal iletişim ağında gıda üzerinde yalan yanlış beyanat

Bir Cevap Yazın