CUMHURİYET BAYRAMINI KUTLAMAMAK!

Ne ilgisi var denebilir?

Cumhuriyet ve diğer milli bayramlara, günlere, sembol ve değerlere karşı geliştirilen politikaların başlangıcı Newyork’taki İkiz Kuleler saldırısı yani 11 Eylül saldırısıdır.

Çünkü Birleşik Devlet, başta Türkiye olmak üzere tüm Müslüman ülkelerde güçlü Amerikan karşıtlığının nedenlerini Türkiye’de milliyetçilik olarak değerlendirirken, Arap coğrafyasında radikal İslami hareketler olarak belirledi. Bunun gereği olarak Türkiye’de milliyetçilik, Arap coğrafyasında ise radikal İslami anlayış geriletilecek. Tesadüf olmadığını yaşananlar defalarca gösterdi.

Birleşik Devletler tarafından AKP verilen güçlü desteğin arkasında bu politikaları uygulayacak en uygun örgütsel yapı olmasıdır. Çünkü yeni dönemde Birleşik Devletlerin istediği değişimler ülkelerin içindeki taraf güçler eliyle gerçekleştiriliyor.

AKP iktidarının eğitim programlarına ve devletin bürokratik yapısını yeniden yapılandırması bir tesadüf değil. Eskiye dönüşün gerçekleşmemesi için yapılanların küresel ekonomiye entegre edilmesi gerektiği düşünüldü. Eğer yerel düzeyde bir müdahale olur ise bu müdahale dış baskı ile dengelenmiş olacak.

Bizde eğitim sisteminde dinin etkisi arttırılırken, Arabistan, Mısır ve Lübnan gibi ülkelerde etkisi azaltılmaya çalışıldı. Mısırda Cihat dersine, Suudi Arapistan’da Hafızlık derslerine sınırlamalar getirildi, yeni programlar yapıldı. Katar, Ürdün, Lübnan gibi Arap ülkelerinde de benzer müfredat değişimleri yapıldı.

Birleşik Devletlerin özel olarak ilgilendiği ülkelerde müfredatlara ve toplumun simgesel yapılanışına ve ortak hafızasına müdahalesinin ilk örneği İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya işgalinin sonrasında yaptıklarıdır.

İkinci dünya savaşında ABD, Japonya’ya iki atom bombası attı. Daha sonra da işgal etti. Hiroşamanın, Nagasaki’nin üzerinden ölüm bulutları gitmemiş… Her yerde savaşın açtığı yaralar sarılmaya çalışılıyor. İşgal ordusu Komutanı McArthur, bu sorunları çözme yerine sokaktaki insanları gözlemler ve sıradan Japonlar onu çok rahatsız eder. Savaşı kaybetmiş Japonların ruh halleri, ülkelerine ve ülkelerinin değerlerine bağlılıklarıdır onu rahatsız eden.

15 Ağustos 1944, Japonya’nın teslim oluş tarihidir.

Ekim ayında işgal kuvvetleri komutanı Japon Hükümetine emrini verir: “Eğitim müfredatınızı değiştireceksiniz!”. Emrin bir başka açık hükmü ise Japon ulusalcığına dair ne varsa müfredattan çıkarılacak, eğitim “demokratik”leştirilecektir. Hemen ABD’den Dr. G.D.S, Stoddart Başkanlığında 27 kişilik bir eğitim uzmanları heyeti gelir. Tam bir yıl sonra bu heyetin hazırladığı eğitim raporu doğrultusunda Japon Eğitim Sistemi ABD’lilerin istediği biçimde değiştirilir. Ders kitapları yeniden yazılır. Ahlak ve geleneksel değerleri anlatan dersler kaldırılır. Eğitim Bakanlığının yetkileri kısıtlanır. Özel ve dini eğitim yapan kurumlara devlet desteği kesilir. Okullardan Şinto tapınakları çıkartılır. Böylece Japon ulusalcılığının beslendiği kaynaklar demokrasi adına yok edilir. Hatta Japon İmparatoruna 1946’da ilahi bir özelliğe sahip olmadığı açıklaması yaptırılır.

Hiç kuşku yok ki geçmişte Japonya’ya yapılanın bir benzeri daha öncesi de olmakla beraber 2004 yılından bu yana hem ülkemize hemde Ortadoğu ülkelerine yapılmaktadır. Üstelik bu dönüşüm güçlü bir neoliberal ekonomik politikalarla birlikte yürütülmektedir. Başarı için toplumun birliktelik hafızasının yeniden kurgulanması gerekmektedir. Bunun için toplumun simgesel kuruluşu yeniden yapılandırılmalı, referansları tümüyle değiştirilmelidir.

Ülkemizde yapılanlar tam olarak bu politikaya uygundur. Türkiye’de Amerikan karşıtlığını besleyen değerler, simgeler önemli ölçüde itibarsızlaştırılmaya, ortam sağlandığında da kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Bütün bunlar yapılırken Japonya’da demokrasi kavramına vurgu yapılmıştı. Öyleki bazı yayınlara demokrasi karşıtı fikirler içerdiği için ağır sansür uygulanmıştır. Türkiye’de ise iki kavram öne çıkmakta. Birincisi özgürlük, diğeri ise sivilleşme. Ne var ki bu temel erdemlerin, ideallerin gerçek bağlamlarından koparıldığından kuşku duyulmamalıdır.

Cumhuriyet, “kralsız ve tanrısız” bir yönetimi gerçekleştirme idealinin adıyken, bugün özgürlük ve sivilleşme adına yeryüzüne “seçilmiş kralların”, ağızlarında Tanrı sözleriyle boy göstermesi ilginçtir.

29 Ekim’de ve daha önce 19 Mayıs ve 30 Ağustos milli bayramlarında yaşananlara bir de bu açıdan bakmakta yarar var.

Yaşananları sadece bugünkü iktidarın bir tavrı olarak okumamak gerek. Yaşamakta olduğumuz dünya içinde uluslar arası güçlerin Türkiye için dönüşüm projelerine de sık sık bakmak gerek.

Not: Arap Dünyasında yaşananlar için bakınız Imed Labid, “Arap Eğitiminin Liberal Dönüşümü”

Eleştirel Pedagoji Dergisi Sayı:19

http://www.elestirelpedagoji.com/?pnum=35&pt=19.%20say%C4%B1


İlgili yazılar

Seçim sonuçları ve CHP

Bir seçim daha geçti, yine bize hüsran, yine bize umutsuzluk. Dolduruşa gelmeden, modaya uymadan, bugüne kadar olduğu gibi hiçbir beklenti

Uzun Hikaye….

Yüzyıllar önce çölde o kum tepesi senin, bu kum tepesi benim gezen âşık mı âşık Mecnun yaşarmış. Öyle âşıkmış ki

“AFŞİNİN KEÇİSİ GİBİ OKUMAK”

Milli Eğitim Bakanlığının öğrencilere kitap okumayı sevdirmesi başka, kitap önermesi başka bir şey. O nedenle daha 2004 yılında Bakanlık ilk

Bir Cevap Yazın