DAMAT FERİT VE SADÂKATNÂMELER

Bugün sizlerle 93 yıl öncesine, 1920 yılı Nisan ayına küçük bir yolculuk yapacağız.

Hepinizin bildiği gibi Milli Mücadele, emperyalist devletlere ve onların yerli işbirlikçilerine karşı yalnızca silahla verilen bir mücadele değildi. Milli Mücadele aynı zamanda İstanbul Hükümetleri ile girişilen amansız bir yetki savaşına sahne olmuştu. Tozlu gazete sayfaları arasında kalan Sadâkatnâmeler başlıklı birkaç küçük haber bu yetki savaşının boyutlarını ortaya koyuyordu.

Önce 23 Nisan 1920’ye giden süreçte hafızalarımızı tazeleyelim..

Damat Ferit başkanlığındaki İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal’i, 3 Haziran’da Harbiye Nezaretine çektiği ve işgallere karşı Türk halkının tepkisini dindirme yetkisinin kimsede olmadığını haykırdığı o ünlü başkaldırı telgrafının ardından 9. Ordu Müfettişliği görevinden almış, Mustafa Kemal Paşa ise hem bu görevinden hem askerlik mesleğinden istifa etmişti. Mustafa Kemal Paşa, mücadelesini “sine-i millet”te yürütme kararı alırken, İstanbul Hükümeti Onun etrafında bütünleşme eğilimi gösteren ulusal uyanışı kırma çabalarına hız vermişti..

Örnek mi?

Erzurum kongresini engellemek istemiş, Sivas Kongresi’nin engellemek için Ali Galip ile anlaşmış, ülkenin dört bir yanında ulusalcı düşünce karşıtı ayaklanmaları körüklemiş, Türk’ü Türk’e kırdırtmıştı.

Damat Ferit düşüyor

Ulus temsilcilerinin kongrelerde parlamentonun toplanması ve ülke yazgısına eline alması konusunda gösterdiği kararlılık sonucu Damat Ferit iktidardan düşürülmüş, Ali Rıza Paşa Hükümetinin kurulması ile seçimlere giden yol açılmıştı. 12 Ocak 1920’de toplanan Meclis-i Mebusan’ın 28 Ocak’ta Misak-ı Milli’yi kabul etmesi Ali Rıza Paşa kabinesinin sonunu getirmiş, Salih Paşa 8 Martta yeni kabineyi kurmuştu. Ne var ki işgal bölgelerinde halkın gösterdiği direnç, özellikle Urfa ve Maraş’taki savunma, İtilaf güçlerini daha etkin önlemler almaya itmiş ve 16 Mart 1920’de İstanbul işgal edilmişti. Hükümet, işgalcilere boyun eğip halka “kemal-i sükûn ile iş ve güçleriyle meşgul olmaları” tavsiyesinde bulunurken Mustafa Kemal, yayınladığı genelgelerle işgali kınamış, İstanbul ile resmî ve özel tüm telgraf haberleşmesini yasaklamış ve Ankara’da olağanüstü yetkilerle donatılmış bir meclisin toplanabilmesi için seçimlerin nasıl yapılacağını açıklamıştı.

Mustafa Kemal, bu ölüm dirim savaşında bir kez daha “seçim” diyerek Milli Mücadele’nin demokratik niteliğini ortaya koyarken Damat Ferit bu demokratik gelişmenin önünü kesmek için yeniden sahne almıştı.

Damat Ferit yeniden iktidarda -Yetki savaşı şiddetleniyor

Ülkenin seçim atmosferine girdiği, İstanbul’da “millici”, “kuvvacı” avının sürdüğü, Anadolu’ya aydın ve asker göçünün hızlandığı bu günlerde İstanbul ile Anadolu arasındaki yetki savaşı 5 Nisan’da Damat Ferit Paşa’nın 4. kez kabinesini kurması ile şiddetlenmişti. Damat Ferit önce ‘Paşalık’ rütbesi verdiği Anzavur’u “Kuva-yı Milliye”yi yok etme görevi ile Karesi (Balıkesir) mutasarrıflığına atamış, ardından 10 Nisan’da Şeyhülislâm Dürrizade Abdullah Efendi’nin Kuva-yı Milliye’yi kâfir ilân eden ve katlinin vacip olacağını bildiren fetvası yayınlanmış, 18 Nisan’da da İngiliz desteğiyle “Kuva-yı İnzibatiye” adı verilen Halife Ordusu kurulmuştu. İstanbul Hükümeti’nin bu tavrına karşılık Heyet-i Temsiliye de önlem almakta gecikmemiş, 6 Nisan’da kamuoyunu doğru bilgilendirmek üzere Anadolu Ajansını faaliyete geçirmiş, Mustafa Kemal, bir yandan seçim çalışmalarını yürütürken öte yandan askerî önlemler almaya yönelmişti. 15 Nisan’da Çerkes Ethem kuvvetleri Anzavur kuvvetlerini dağıtırken 16 Nisan’da İstanbul’un fetvasına Ankara müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi’nin fetvası ile yanıt verilmişti.

Sivil-Asker Aydınlar Mustafa Kemal’in etrafında birleşiyor

Gerek İstanbul Hükümeti’nin, gerekse işgal güçlerinin aldığı tüm önlemlere karşın Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılması hız kazandığı gibi sivil ve asker aydınların göçü de durmamış, artmıştı. 2 Nisan’da Halide Edip Hanım, Dr. Adnan (Adıvar), Hüsrev (Gerede), Yunus Nadi, Yusuf Kemal, Rıza Nur, Abdullah Azmi, Hoca Vehbi, Cami (Baykurt) beyler, ertesi gün de İsmet (İnönü), Celâlettin Arif, Saffet (Arıkan) beyler Ankara’ya ulaşmıştı. Mustafa Kemal Paşa, Yunus Nadi’yi kabulünde “…milletin istiklâlini vatanın son kaya parçası üzerinde müdafaa edeceğiz, kurtaracağız veya -eğer mukadderse- öleceğiz. Fakat eminiz ki ölmeyeceğiz ve kurtaracağız” diyerek mücadelelerindeki kararlılığını vurgulamıştı. Bu kararlılığını, ülkedeki tüm askerî güçleri Heyet-i Temsiliye emrinde birleştirmekte de göstermişti. 9 Nisan’da 56. Fırka Kumandanı Albay Bekir Sami Bey’den, İstanbul ile bağlarını koruyan 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa’nın -gerekirse tutuklu olarak- Ankara’ya getirilmesini, Yüzbaşı Selâhattin Bey’den ise bu konuda Bekir Sami Bey “üzerinde kudretinin son haddini” kullanmasını hatta engel olmaya kalkarsa onun da tutuklamasını istemişti. Bekir Sami Bey ile 61. Fırka Kumandanı Kâzım (Özalp) Bey’e, ulusal birliği bozacak davranışta bulunan mülkî ve askerî görevlileri görevden alabileceklerini, hatta tutuklayabileceklerini de bildirmişti. Böylece ülkedeki tüm asker ve sivil bürokratlar üzerinde Anadolu’nun otoritesini sağlamaya yönelmişti.

İstanbul’la olan hiyerarşik bağlarını koruyan sivil bürokratlarla ordu ve kolordu komutanlarının Anadolu’ya verdiği destek de gün geçtikçe artmıştı. Kastamonu Valisi Cemal Bey, daha İstanbul’un işgalinin ertesinde, 17 Mart’ta, Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafla vilayetinin “bugünden itibaren … Heyet-i Temsiliye’yi Hükümet Merkezi” saydığını belirtmiş, 6 Nisan’da 61. Tümen Komutanı Albay Kâzım (Özalp) Bey, 14. Kolordu ile ilgisini kestiğini Heyet-i Temsiliye’ye bildirmiş, İstanbul Hükümeti ile yakın ilişkide olan 12. Kolordu Komutanı Fahrettin (Altay) Bey ile Yusuf İzzet Paşa ise Nisan ayı içinde Heyet-i Temsiliye emrine girdiklerini açıklamışlardı. 20 Nisan’da ise Fevzi Paşa (Çakmak) Anadolu’ya geçmek üzere Kuşçalı’ya ulaşmıştı. 22 Nisan’da da Mustafa Kemal Paşa bütün vilayetlere gönderdiği genelge ile “23 Nisan’dan itibaren bütün mülkî ve askerî makamların ve umûm milletin mercii(nin)” açılacak olan meclis olacağını ilân ederek yetkinin, Ankara’da ulus temsilcilerinden oluşacak mecliste olduğunu vurgulamıştı.

Bütünleşmeye Damat Ferit Müdahalesi: Sadâkatnâmeler

Nihayet 23 Nisan 1920’de olağanüstü yetkili meclisin açılması, ulusun, yazgısını kendi eline alması ve tek egemen gücün Türk ulusunu temsil eden Büyük Millet Meclisi olduğunun vurgulanması, İstanbul Hükümeti’ni yeni önlemler almaya itti. Damat Ferit, Sadrazam ve Harbiye Nazır Vekili sıfatlarıyla 24 Nisan’da bir genelge yayınladı; “Bilcümle erkân, ümera ve zâbitan(ı)” “.. şems-i şevket ve ikbâli asırlarca aleme şa’şaa-paş(parıltılı) olmuş o muazzam taht-ı saltanat ve hilafetin etrafında” toplanmaya çağırdı. Genelgede vatanın hatta ırkın “nifak ve ulü-l-emre itaatsizlik” nedeniyle tehlikeye girdiğini söyleyen Damat Ferit, “neferden müşire kadar cümlemiz kanun ve Padişahımız Efendimiz Hazretlerine itaatle mükelleftir” diyerek herkesi Padişaha “sadâkat ve her emrine itaat” göstermeye çağırdı. Ardından da devlet hizmetinde bulunan tüm görevlilerin sadâkat yemini etmesi kararlaştırıldı. Bu amaçla “Sadâkatnâme” başlıklı kağıtlar bastırıldı, bunların tüm kamu görevlilerine dağıtılarak imzalatılması, imzalayanların yeminlerine sadık kalmalarının sağlanması öngörüldü.

Damad Ferid imzalı “Bilcümle Erkan ve Ümera ve Zabıtana” başlıklı genelge

Sadâkatnâmeler; siviller ve askerler için olmak üzere iki türlü düzenlenmişti.

Sivil görevliler şöyle yemin edecekti:

“Şevketlu Halife ve Sevgili Padişahımız Sultan Mehmet Han-ı Sâdis Efendimiz Hazretlerinin her türlü evâmir-i şahanelerine mûti’ ve münkad kalacağıma (emirlerine isyan etmeyeceğime boyun eğeceğime) ve iktiza-yı halde (gerektiğinde) uğur-ı Hilâfetpenâhîlerinde feda-yı cana hazır ve âmade bulunduğuma ve memuriyette bulunduğum müddetce siyasetle kat’iyyen iştigal etmeyeceğime ve Hükümet-i Osmaniye’nin rıza-yı âlisi hilafında bir fiil ve harekette bulunmayacağıma

Vallah, Tallah, Billah”

Askerlerin yeminlerinin başlangıç ve son bölümde kimi değişiklikler vardı. Şöyle ki:

“Baş Kumandan-ı Âzam ve Akdesimiz Şevketlu Halife ve Hakanımız Padişahımız Sultan Mehmet Han-ı Sadis Efendimiz Hazretlerinin her türlü evâmir-i şahanelerine mûti’ ve münkad kalacağıma ve iktizay-ı halde uğur-ı Hilâfetpenâhîlerinde feda-yı cana hazır ve âmade bulunduğuma ve silk-i askeriyede kaldığım müddetçe siyasetle kat’iyyen iştigal etmeyeceğime yemin ederim.

Vallah, Billah, Tallah”

Damat Ferit Paşa, 26 Nisan 1920 tarih 139 numaralı sadaret emri ile tüm sivil ve askerî birimlere Sadâkatnâme örneklerini gönderdi, yapılacak törenlerle yemin işleminin gerçekleştirilmesini istedi. Posta ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halid Bey de tüm şube ve kalem müdürlüklerine yemin örneklerini tebliğ ederek törenlerle bu yeminin yapılmasını istedi.

Kimler Sadâkatnâmeleri imzalayarak yemin etti

Sadâkatnâmelerin imzalanması törenle yapıldı. Siviller; müdürlerin önünde okuyup imzalamış, kendi künyelerini de yazmışlardı. Askerler ise kumandanlarının önünde okuyup imzalamış, isim, rütbe ve görevlerini belirtmişlerdi. Örneğin; İstanbul’da binbaşı, yarbay, albay ve daha alt rütbeli subaylarla askerî memurlardan oluşan toplam 128 kişi ve 139 erin yeminleri 2. Alay Müfettişi Mehmet Sabit bin Ahmed, Ağır Topçu 1. Liva Kumandanı Kaymakam Hüseyin Şükrü, İnşaat-ı İstihkâmiye Komisyonu Reisi Miralay Mehmed Refik ve Karadeniz Mevki-i Müstahkem Kumandanı Miralay Yusuf Ziya bin Hüseyin beylerin gözetiminde yapılmıştı.

İmzalanan sadâkatnâmeler toplu olarak ait oldukları makama teslim edilmiş, hem imzalanan sadâkatnâmeler hem de onlarla birlikte gönderilen bağlılık telgrafları gazetelerle kamuoyuna da duyurulmuştu¹.

Gazetelerle ilân edilen sadâkatnâmelerde dikkati çeken bir özellik de Anadolu İhtilâli’nin başladığı illerden gelenlere ve ihtilâlin simge isimlerine öncelik verilmesiydi. Örneğin Amasya’da Mustafa Kemal’i karşılayan ve onunla birlikteliğini vurgulayan Müftü Tevfik’in padişaha sadâkat yemini gururla okuyuculara sunuluyordu. Yine Erzurum Valisi Reşid Bey’in yemin töreninin Kâzım Karabekir Paşa’nın da bulunduğu kalabalık bir kitle önünde yapıldığına yönelik telgrafı propaganda aracı olarak kullanılıyordu.

Kâzım Karabekir Paşa da emri altındaki 15. Kolordu’da yemin töreninin yapıldığını telgrafla İstanbul’daki Harbiye Nezaretine bildirmişti.

Ankara Vali Vekili Yahya Galib (Kargı) Bey de aynı gün yapılan resmî törenle sivil görevlilerin bağlılık yemini ettiklerini ve “… Devlet-i Âliyelerinin istiklâl ve istihlâsı uğrunda tarihinin şimdiye kadar kayd etmediği fedakârlıklara azm etmiş ve bu azîm ve imanında sevgili Padişahlarının kalb-i hümâyûnlarını daima kendileriyle beraber görmekte bulunmuş olan bütün milletin en yüksek nokta-i vahdeti(nin)” padişahta birleştirdiğini bildirmişti.

Sadâkatnâmeler, ucu İtilaf devletlerinde olan Damat Ferit Hükümeti’nin Anadolu’yu içten parçalamaya yönelik yeni bir oyunu idi. Ancak bu ihanet şebekesinin oyunu Türk ulusunu Mustafa Kemal’den ayırmaya yetmedi. Aksine bütünleşme arzusunu tetikledi. Zira o günlerde Anadolu insanı sağduyuluydu. Yakın geçmişte yaşananlar belleklerde taptazeydi. Bu nedenle ihanetin nereden geldiğini görecek kadar deneyimliydi.
————————-
¹ Ayrıntılı bilgi için bkz. Şaduman . Halıcı, “İstanbul Hükümeti’nin Milli Mücadeleye Karşı Yeni Bir Taktiği: Sadakatnameler”, Atatürk Yolu Dergisi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, Yıl: 20, Cilt: 10, Sayı: 40, Kasım 2007


İlgili yazılar

CHP’nin iktidar sorununu bu kurultay çözer mi?

CHP’nin ilk kurultayını 4-11 Eylül 1919 tarihinde yapılan ve Sivas Kongresi olarak anılan ilk kurultaydan,  ikinci kez açıldığı 1992 yılındaki

Türkiye ağır yaralı!

Örgüt elemanları başlangıçta 6 bin dolar verdiği gençleri kandırıyor, daha sonra 1200’er dolar vermeye devam ediyor. -Adıyaman Emniyeti’ne 18 aile

İflah Olmayanlar

Günümüzde iki sınıf ortaya çıktı; iflah olamayanlar ve ihya olanlar… İktidara sırtını dönenler iflah olamadı. CHP için zaten iflah olamama

Bir Cevap Yazın