DEMOKRASİ, MUHALEFET, EĞİTİM

Sir Robert Peel 1843’de Avam Kamarasında şunları söyledi: «…Mecliste çoğunluğa sahip ve devletin tüm belgelerine erişebilecek durumdaki bir bakan için iktidarını muhaliflerinin siyasasını suçlamak amacıyla kullanması parlamenter bir yol değildir»

Çok parti sistemlerinde hukuki muhalefete ek olarak, içinde bulundukları siyasal sistemi tanımayı reddeden, siyasal partiler şeklinde de oluşabilen, yapısal muhalefet daima vardır.

Demokrasi Kültürü; özgürlükçü, katılımcı, eşitlikçi ve çoğulcu yapısıyla hukukun üstünlüğüne yaslanan bir demokrasi anlayışının ürünüdür.

Tartışma ancak gerçek demokrasilerde oluşabilecek bir değerdir.

Farklılıklara tahammül değil, farklılıkları zenginlik kabul etmek gerekir. Bu bir anlayış, zihniyet ve demokrasi terbiyesi meselesidir. Demokrasi kültürünün yerleşmiş olduğu bir toplumda oluşmuş bir kimliğin en belirgin vasfı, başkalarını suçlama yerine dönüp aynaya bakabilmektir. Kendini sorgulayabilmek ve kendini aşabilmektir.

Demokrasi farklılıkları zenginlik kabul ederken, varlığını ortak değerlerden, aidiyetlerden besler. Özellikle kamu gücü, farklılığı korurken, benzerlikleri, ortak paylaşımları arttırmayı hedefler.

Demokrasi, birçok yanlış algılamada olduğu gibi, parlamentoya sahip olmak, seçimler yapmak, sandıktan çıkmak… demek değildir. Demokrasi, etkili, bilinçli yurttaşların toplumsal yaşam tarzıdır. Yurttaşların etkili olabilmesi, tabi olacakları, kuralları kendi iradeleriyle oluşturmaları ve yönetim yetkisini verdikleri kişi ve kurumları denetleyebilmeleri ve sorgulayabilmeleri ile mümkündür.

Demokrasiyi diğer rejimlerden ayıran en temel nitelik bir muhalefetin olmasıdır. Bu sebeple Mustafa Kemal, CHP’yi kurduktan sonra kendi destekleri ile muhalefet oluşturmuştur. Fakat demokrasi kültürü içselleşmiş olmadığı için çok partili deneme girişimi rejim tehlikeye gireceği düşüncesi ile bitirilmiştir. Kurulan muhalif partiler kapatılmış, kendini fesh etmiş veya ettirilmiştir. Dolayısıyla Türkiye tek partili bir dönem yaşamak zorunda kalmıştır.

1945’te çok partili siyasal yaşama geçiş, Cumhuriyet ve Demokrasi Kültürü’nün yaygınlaştırılmasında yeni bir aşama olmuştu. Artık yeni kurulan partiler arasında adı Demokrat olan bir parti de yer almış ve giderek bunları Sosyal Demokrat ya da Demokratik Sol olan başka partiler de izlemiştir. Bu siyasal kuruluşlar kendi amaçları için de olsa düzenlendikleri parti içi eğitimler ve oluşturdukları politikalarla demokrasinin gelişmesine katkı da bulunlar.

Demokrasi bir ülkenin yurttaşlarının sorumluluğuna dayanır. Demokrasi halk ile hükümdar arasında doğrudan bir bağ kurmak yerine; halkı yurttaşlara, hükümdarı da halk yönetimine dönüştürür.

Demokrasiler devletin halka hizmet için var olduğu ilkesine dayanırlar; halk devlete hizmet için var olmaz. Bir diğer deyişle, insanlar demokratik devletin tebaası değil, yurttaşlarıdır. Devlet yurttaşlarının haklarını korurken bunun karşılığında yurttaşlar da devlete sadakat gösterir.

Bir ülkede “Yurttaşlık Kültürü” ne kadar gelişmiş olursa demokrasi de o kadar gelişir.

Bu bağlamda Türkiye’ye baktığımızda, ülkemizde demokratik davranış olarak değerlendirilen tek şey seçimlerde oy kullanmaktır. İnsanlar seçim zamanı gider ve oy kullanır bunun dışında herhangi bir şey yapmazlar. Yani Türkiye’de insanlar bir partiyi seçer ve sonrasına adeta karışmaz. Denetleme, sorgulama gibi Yurttaşlık gereklerini yerine getirmez, hatta belki de çoğu insan bu tür haklarının olduğundan bile habersizdir. Çünkü insanlar seçimle seçtikleri partinin daha sonraki zamanlarda icraatlarını beğenmezse herhangi bir sorgulama ve denetlemede bulunmaz; hoşnutsuzluğunu ancak bir dahaki seçimde belirtir.

Demokrasi kültürü ile eğitim ilişkisinin sağlıklı kurulabilmesi için eğitim sistemi; aklı, takipçi değil özgür kılacak, yetiştirilmiş insandan ziyade eğitilmiş insan prensibine sahip olmasıdır.

Demokrasiyi ancak iyi eğitim almış insanların taşıyıp yükseltebilir. Aklını özgürleştirememiş insanlarla demokrasi geliştirilemez. Bunun en iyi göstergelerinden biri insani gelişmişlik endeksleridir. Türkiye’nin ulusalar arası endekslerdeki yeri olabildiğince kötüdür.

Çevresinde olup-bitene karşı duyarlı, özerk, eleştirel, katılımcı ve sorumlu davranma yeteneği kazanmış bireyler; demokrasi, insan hakları, barış, özgürlük ve eşitlik ilkelerine saygılı bir toplumun temelidir.

Hukuk ile demokrasi arasındaki ilişkiyi Katılım, Adalet ve Denetim şeklinde kısaca üç noktada toplayabiliriz.

Katılım, demokrasilerin en önde gelen ve “olmazsa olmaz” değerindeki boyutudur. Şekli olmayan demokrasilerde hukukun işlevi her düzeyde katılımın, her türlü siyasi yönlendirmeden uzak özgür ortamda serbestçe gerçekleştirilmesi, uygulamaya konulabilmesini mümkün kılacak düzenlemeleri yapmak ve bireysel iradelere kabul ettirmektir.

Adaletin toplumsal yaşamın bütün boyutlarında sergilenmesi ve gerçekleştirilmesi demokratik hukuk devletinin temel amacı ve görevidir. Adalet demokratik yaşamın vazgeçilmez öğelerinden biri olarak tüm sosyal sınıfa aynı uzaklıkta durmak ve toplumda sosyal barışın ve dengenin kurulmasında anahtar olmak durumundadır.

Demokrasinin ilk hedefi hukukun özgürleştirilmesi, inanç ve yerel değerlerden uzaklaştırılması olsa da en az onun kadar önemli diğer hedefi de hukuka adalet ilkesinin temel oluşturmasıdır. Bu ise ancak mecliste toplumun bütün kesimlerinin eşit temsil hakkına sahip olması ile mümkündür.

Gelişmiş demokrasilerin sahip olduğu en önemli özelliklerden biri de denetim mekanizmasının gerçek anlamda işletilmesidir. Bu bağlamda gelişmekte olan ülkelerin demokrasilerinin en önemli eksikliği denetim mekanizmasının gerektiği gibi işletilememesi ya da etkili bir şekilde kullanılamamasıdır. Türkiye’de de maalesef denetim mekanizmaları yeterince işlememekte ya da işletilmemektedir. Zaten demokrasimizin sorunlu olmasının en temel nedenlerinden birini denetim mekanizmalarının eksikliği oluşturmaktadır. Bu durumun oluşmasında, yürütmenin gücünün, yasama ve yargının üzerine çıkmış olmasının payı büyüktür.

Günümüzde siyasette ahlaki değerlerin azalması, yozlaşmışlık, köşeyi dönme, halk arasında siyasete karşı bir soğuma, siyasilere güvenmeme duygusu yaratmıştır. Bu nedenle de katılımcı demokratik kültürün gelişmesi engellenmektedir. Katılım, kararların alınmasında önemlidir. Oysa ülkemizde katılım, kararların uygulanmasında aranmaktadır ki bu bir demokrasi adına “katılım zorbalığını” geliştirmektedir.

Örneğin eğitimle ilgili yasalarda, mevzuatta bundan etkilenenlerin karar sürecinde hiçbir biçimde var olamadığını birlikte yaşadık gördük. Kararların oluşturulmasında genel seçimlerde bir kez alınmış temsil yetkisi her şeye yetebilmektedir. Oysa temsil yetkisinin verildiği genel seçimler, ağır propaganda, yanıltma üzerine kurulu biçimde işlemektedir. Dahası, yurttaşların sorunları, onların temsil yetkisini vermesinde onlara karşı kullanılmaktadır. Örneğin, demokratik bir devlette yurttaşa yardım, onun iradesinin bağımsızlığını yok etmek üzerine kullanılamaz. Oysa yapılan yardımlarla, teslim alınmış iradelerle demokratik tercih oluşmaz, oluşmamaktadır.

Gelelim cumhuriyet ile demokrasi arasındaki farklılıklara.

Demokrasi esas olarak katılımı öne çıkarır. Buna karşılık, cumhuriyette egemenliğin kaynağı sorunu belirleyicidir. Cumhuriyet, egemenliği, kişi ve dini otoritelerden uzak tutmayı, ulus yada halka vermeyi ilke olarak benimser. Buna karşılık demokrasi, egemenliğin kaynağı ile uğraşmaz, yurttaşların egemenliğin kullanımındaki payını esas alır. Bu önemli farklılık aslında her ikisinin bir arada olmasını zorunlu kılmaktadır. Demokrasisiz cumhuriyet, yada cumhuriyetsiz demokrasi eksiktir.

Cumhuriyetimizin 89. yılını kutluyoruz. Ne var ki gelinen noktada hem demokrasi hem cumhuriyet yara almaktadır. Demokrasi birleştiren olmaktan çok ayrıştırıcı uygulamalara, politikalara bir zemin olarak kullanılmaktadır. Çünkü ortada, yaşam tarzlarıyla, değerleriyle, aidiyetleriyle ayrışan bir toplum var.

Demokrasi için en tehlikeli şey, çoğunluğun her şey haline gelmesidir. Türkiye’de tam olarak yaşanan budur.


İlgili yazılar

O Bize Öğretmenin Nasıl Olması Gerektiğini Öğretti

  Ölümlerin ardı arkası kesilmiyor… Talip Ağabey, Metin Demirtaş, Vecihi Timuroğlu… Arkasından Ermenek’te 18 madencimizin madenin ve vahşi kapitalizmin karanlık

ÖLENİN SORUMLUSU KİM OLACAK

ABD’nin maşası olarak eylemlerine devam eden terör örgütü PKK, bağımsız bir Kürt devleti için silahlı mücadele ediyor. Herkes biliyor ki,

Çoğulcu demokrasiden dayatmacı devlete

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda devlet partisi kontrollü demokrasimiz, çok partili, sonra askeri darbeler ve koalisyonların ardından en son 12 Eylül 1980’den

Bir Cevap Yazın