DİKTATÖRE BAKIN!

Dilin kemiği yok. Şu sıralar Mustafa Kemal Atatürk’e saldırmak moda. Bir koldan İslamcı AKP, diğer yandan Kürtçü BDP, parti toplantılarını ve televizyon programlarını da aşarak O’nun kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kürsüsünden kin ve nefretlerini kusuyor.
O’nun meclisinde durum bu. Peki O’nun CHP’si ne yapıyor? Birkaç duyarlı milletvekilinin samimiyetini dışarıda bırakırsak, göstermelik direniş(!) peşinde. Genel başkanından en sade üyesine kadar derin bir sessizlik halinde, Atatürk’e sahip çıkmaktan korkar durumda. Daha açık bir ifade ile, Atatürk düşmanlarının değirmenine su taşıyor.

Bir anıyı, bir de kendi ağzından değerlendirmeyi hatırlatarak, bugünkü yazımıza noktayı koyalım. Özellikle Büyük Ata’nın değerlendirmesine DİKKAT. Bugün gelinen nokta ile ilgili önemli ayrıntılar dikkatinizi çekecektir.
Zaman zaman bu konuları işleyeceğiz, çünkü Türk insanın bunları hatırlamasında yarar var. Mustafa Kemal Atatürk’ü kurda-kuşa, şeriatçısına-islamcısına, tarikat ve cemaatçısına, kürtçüsüne-bölücüsüne, döneğine-liboşuna, satılmışlara yem etmeyeceğiz. Meydanın boş olmadığını göstereceğiz.

KÜFÜR EDEN KÖYLÜ

Atatürk’e hakaretten sanık bir köylü hakkında kovuşturma yapılıyordu. Durumu Ata’ya bildirdiler.
– Mahkemeye veriyoruz, dediler, size küfür etmiş.
Atatürk sordu:
– Ben ne yapmışım ona?
Soruşturma evrakını inceleyenler açıkladılar:
– Gazete kağıdı ile sardığı sigarayı yakarken kağıt tutuşmuş da ondan.
Bunu söyleyen o zamanın bakanlarından biridir.
Ata, bakana şu soruyu yöneltmiş:
– Siz hiç gazete kağıdı ile sigara içtiniz mi?
– Hayır…
– Ben Trablus’ta iken içmiştim. Pek berbat şeydir. Köylü gene bana az küfretmiş. Siz bunun için mahkemeye vereceğiniz yerde, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız.

DİKTATÖR DEĞERLENDİRMESİ

Manevi kızlarından Afet İnan ile güvenlik çemberini atlatıp saraydan çıktı. Taksiye atlayıp Sarayburnu Parkına gittiler. İkisi de sade elbiseler giymişlerdi. Gözlerinde güneş gözlükleri, başlarında şapkalar vardı. Kimse tanımamıştı. Gazi iki kağıt helva aldı. Yiyerek neşe içinde yürüdüler. Afet, Fransızların kendisine ‘diktatör’ iması yaptıklarını söyleyince, güldü ve düşüncelerini şöyle açıkladı:

BATI TÜRKİYE’Yİ KAVRAYAMADI:

Diktatör başka, bambaşka bir şeydir. Batı, Türkiye’yi de, Türkiye’de olup bitenleri de daha kavrayamadı. Türkiye’nin özelliklerini bilmiyorlar. Bilseler Fransızlar Çukurova’ya girmez, Yunanlıları İzmir’e çıkarmaz, Ankara’ya kadar yollamazlardı.

BENİM GÜCÜM:

Millet beni biraz hizmetim geçtiği için, bir aile büyüğü olarak görüyor ve sayıyor. Bilirsin bizde aile büyüğü çok önemlidir. Benim gücüm işte bu.

BAZI ŞAŞKINLAR:

Gördüğüm sevgiyi, saygıyı, bazı şaşkınlar diktatörlük diye yorumluyor. Buna canımın sıkıldığını itiraf etmeliyim. Eskiden beri düşündüğüm yenilikler var. Bunları birçok insanla paylaşıyorum. Uzlaşırsak uygulamaya geçiyoruz. Bütün devrimler kanunla, yani hükümetin rızasıyla, Meclisin onayıyla yapılıyor. Birdenbire de yapmıyoruz. Usul usul ilerliyoruz. Arada zaman bırakıyoruz.

DİKTATÖR OLSAM:

Diktatör olsam Terakkiperver Cumhuriyet Partisi kurulabilir miydi? Meclis, Anayasa için yararlı gördüğüm iki maddeyi reddedebilir miydi? Alfabe devrimi için İsmet Paşa’yı ikna etmek, meclis çoğunluğunu kazanmak için üç yıldır bekliyorum. Diktatör olsam ‘bu olacak’ derdim, olurdu.

FAŞİST VE KOMÜNİST PARTİ DEĞİLİZ:

Bizdeki tek parti faşist veya komünist tek partilere benzemez. Onlar gibi seçmeci, birörnekçi, tektipçi değiliz. Herkes üye olabilir. Bu yüzden partide saltanatçılık dışında her türlü düşüncenin temsilcileri var. Bir diktatörün partisi böyle olur mu?

İDEALİMİZ DEMOKRASİ:

Anayasamız birden çok parti kurulmasına elverişli. Mussolini gibi demokrasi aleyhinde hiç konuşmadım. Tam tersine idealimizin demokrasi olduğunu her fırsatta söylüyoruz. Üniformalı, silahlı, sopalı gençlik kollarımız da, geniş bir polis örgütümüz de yok. Düşünsene, İzmir suikastını Motorcu Şevki’nin ihbarı ile öğrendik, ikincisi rastlantı

SEÇİMSİZ-KURULSUZ İŞ YAPMADIM:

Milli Mücadele başladığından beri seçimsiz, kurulsuz, bir başıma hiçbir iş yapmadım. Hep seçilerek, seçilmiş kurullar ve Meclisle çalıştım. Milli Mücadeleyi Meclisle, sıkıyönetimsiz ve sansürsüz yürüttüm. Diktatörlerin kendilerine göre orduları olur. Bizim ordumuz halkın, cumhuriyetin ordusudur.

DİN SÖMÜRÜSÜNE İZİN VERMEMEK DİKTA MIDIR?

Şimdi cumhuriyeti ve çağdaşlığı korumak için dinin sömürülmesine fırsat ve izin vermiyoruz. Bu dikta mıdır? Dinin sömürülmesine fırsat verdiğin anda ortalık tarikatlar, cemaatler, gizli medreseler, cinci hocalar ile doluverir. Hurafelere yeni hurafeler eklenir. Türbeler dolup taşar. Ümmetçilik hortlar. Dinciler toplumu baskı altına alırlar. Milli devleti örselerler. Zorlukla sağlamaya çalıştığımız birlik bölünür. Biz toplumu dayanışma, bütünlük ve barış içinde tutmaya çalışıyoruz. Arzumuz uygarlığa ve demokratik cumhuriyete yürümektir. Haksız dikta iddiasında bulunanlar…”

Bir ses duyuldu, arkasına baktı: “Eyvah yakalandık, bizimkiler geliyor”
Telaş içinde Gazi’yi arayanlar koşar adım yaklaşıyorlardı.


İlgili yazılar

CHP’Yİ İÇERİDEN VURMAK!..

CHP üzerinde yazıp çizenler kadar okuyanlar için öncelikle şu uyarıyı yapmamız gerek: CHP’yi nasıl biliyorsunuz? Ne kadar tanıyorsunuz? Eğer bu

O Bize Öğretmenin Nasıl Olması Gerektiğini Öğretti

  Ölümlerin ardı arkası kesilmiyor… Talip Ağabey, Metin Demirtaş, Vecihi Timuroğlu… Arkasından Ermenek’te 18 madencimizin madenin ve vahşi kapitalizmin karanlık

TAKSİM’E KIYMAYIN GEZİ’NİN MASUMİYETİNİ KİRLETMEYİN

Gezi Parkı direnişi… Türkiye silkindi, 90 kuşağı ayağa kalktı. Anneler-babalar, nineler, ev kadınları-çalışan kadınlar… Türkiye böylesini görmedi, dünyada ülkemin saygısı

Bir Cevap Yazın