Dünden günümüze değişenler!

Toplumu oluşturan bireylerin birlikte yaşadıkları ortak yaşam alanlarında sözlü veya sözlü olmayan yazılı veya yazılı olmayan kurallar vardır. Bu kuralların bazıları örf adet görenek ve geleneklerden oluşur. Yazılı olmayan bu uygulamalar, yaşam süzgecinden geçerek günümüze ulaşmıştır. Ortak yaşam alanlarında bir de yazılı kurallar vardır. Bunlar genelde yasalar ve yasaların çıkardığı kurallarla uygulanır ve uyulur. Bu iki toplumsal yaşam kuralları bir arada yaşayan insanların mutluluğu ve huzuru için oluşturulmuş yasalar topluluğudur ve mutlak uyulduğunda huzur ve disiplin vardır.

Huzur ve disiplin içerisinde olan toplumlar sosyal, kültürel, sanayii ve ekonomi alanında gelişimlerini tamamlamış ve bu yaşamlarını yeni devinimlerle birlikte devam ettirmektedirler. Bu yaşam şeklinin tek düşmanı vardır; O da yozlaşma ve toplumsal erozyondur.

Her ne kadar sanayii ve ekonomi bir ülke veya toplumun özgürlüğü ve bağımsızlını oluştursa da, sosyal yaşam o ülkenin geleceğidir. Bu nedenle sosyal değerlerin yozlaşmaması esastır.

Son yıllarda toplumsal erozyonun ve yozlaşmanın çok hızlı ilerlediğini tanık oluyoruz. Günümüz Türkiye’sinde sevgiden ve güvenden yoksun insani ilişkilerin korkulacak boyutlara ulaştığını tanık oluyoruz. Oysa bizlerden, bizi yönetme talebiyle oy isteyen yöneticiler geçmişin kötü olduğunu ahlaksızlaştığını, dinsizleştiğini, komşuluk ilişkilerinin ortadan kalktığını, anne-babaya olan saygının yok olduğu ve yok olan bu değerleri yeniden yaşama geçirecekleri sözüyle karşımıza çıktılar. Ancak gelinen nokta hiç de öyle olmadı. Tam tersine bir akımın hızla yayıldığını görüyoruz: İnsanlar köylerinden kasabalarından büyük kentlere göç ederek kentlerin varoşlarında yoksulluğun ve açlığın pençesine yem oldular. Toplumsal bozulmayı körüklediler.

Göçmeyenler göçenlere ‘’artık siz köylü değilsiniz büyük şehirlisiniz’’ dendi. Hatta ‘’bakın biz sizleri kasabalılıktan kurtardık’’ diye övünüldü.

Oysa bildiği sadece tarla işçiliği, hayvan bakıcılığı, sebze yetiştiriciliği olan bu insanların yaptığı işleri bırakmasını ve kentlileşmesine! (Kentleri köylüleştirmesine) katkı sağladılar.
Köyünde mutlu, huzurlu sağlıklı olan bu insanların elinden her şeyleri alınarak devletin bir kilo patatesine, şekerine, ekmeğine tuzuna çayına muhtaç hale getirdiler. Çalışarak üretenler çalışamaz ve işsiz konuma düşürüldü.

Daha önce üretici olanlar kentlerin varoşlarında tüketici haline getirildi. Mesleği veya yeteneği, becerisi olmayan, doğal olarak da yaşamını tek başına idame ettiremeyen bu insanlar yerel veya merkezi idareye, bazen de cemaatlere muhtaç hale getirdiler.

Daha önce yaşadığı yerde iyi niyetli, dost, komşuluk hak ve hukukunu bilen ekmeğini paylaşan yok ve yoksulluk görmeyen bu insanların önce kültür anlayışı sorgulandı sonra kendileri bulundukları bölgenin kimyasını bozdular.

Ne acıdır ki çocukları işsiz, eğitimsiz ve alt kültür baskısı altında olan bu insanlar sokaklarda, rüzgârın savurduğu kuru yaprak misali kümeler halinde köşe başlarında gelecek umudu olmadan toplandılar. Ne kendilerine ne de ülkelerine katkı sağlayamayan bu atıl yığın ne yazık ki; topluma zarar vermeye başladı.

Sosyal boyutunu ve ülkenin geleceğini düşünmezsek, üretmeden tüketmek çok kolaydı. Çalışarak yorularak geçimini sağlayan bu insanları oy makinesi haline getirerek, kendi siyasi hayalleri için kullandılar.

Demokrasiyi kendi amaçları için araç olarak kullanan istedikleri istasyonda inen bu yöneticiler oluşturdukları iletişim araçları vasıtasıyla dayattıkları yönetim anlayışına İLERİ DEMOKRASİ adını koydu. Oysa ileri demokrasiyi 1740’lı yıllarda Jean-Jacques Rousseau ‘’Erdemli Demokrasi’’ demişti.

On iki yıl önce yola çıktıklarında toplum huzuru, komşu ülkelerle ‘sıfır sorun’ yerine barışı, demokrasiyi, çocuklarımızın geleceği ve siyasi geleceğimizi çaldılar.

Ve biz hala okulların açılmasıyla birlikte kilometrelerce yol giden çocuklarımızın çok değil 5-10 yıl sonra, birer din adına insan kafası kesecek kadar radikalleşebileceği olasılığını bile tartışamıyoruz.

Önce aş-iş vereceğiz, huzurunuza huzur katacağız, geleceğinizi garanti altına alacağız ve herkes için demokrasi dediler.

12 yılda gelinen bu ileri demokraside oğullarımız güvenlikçi; kızlarımız da bedenlerini satmak zorunda kalan kayıp kuşağın kayıp isimsizleri oldu!


İlgili yazılar

DARBE SADECE POSTALLA OLMAZ TAKUNYA SESLERİNİ DUYMUYOR MUSUNUZ?

Ethem’in katil zanlısı serbest bırakılmış, tecavüzcüler görmezden gelinip sokağa salınmış, tacizlere işlem yapılmamış, özgürlüklerine dokunulmamış, pala ile halka saldıranlar, yaralayanlar,

MİTOMANİ

Normal bir ülkede, bugünlerde ülkemizde yaşananların binde birinin sadece dedikodusu çıksa, ortalık toz duman olurdu. Daha birkaç ay önce devletin

“Yalnız değiliz”

“Bir ufka vardık ki artık Yalnız değiliz sevgilim. Gerçi gece uzun, Gece karanlık Ama bütün korkulardan uzak. Bir sevdadır böylesine

Bir Cevap Yazın