FAŞİST DİYENLERE BAKIN…

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, “Kral Çıplak” dediği için bugünlerde belli kesimler tarafından linç ediliyor.
Güler’i linç edenlerin en önemli argümanları “faşistlik” ve “ırkçılık”.
Birgül Ayman Güler üzerinden CHP’ye, daha doğrusu devrimin önderlerine yapılan bu saldırılar, kimilerini de uyandırmaya başladı.

En başta, CHP tabanı gerçeği biraz daha iyi görür hale geldi.
Atatürk’e direk saldırıda bulunmayı göze alamayanlar hep İnönü’ye sataşıp durmuşlardı. Saldırıların özü ise, ülkemizin aydınlığa çıkmasına önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun yapıtlarınaydı.

Birgül Ayman Güler’in TBMM’deki konuşması onlara topyekün saldırı olanağını ortaya çıkardı. Ama, ortaya çıkan bir başka gerçek vardı ki, millet artık “Kralın Çıplak ” olduğunu gördü Birgül Ayman Güler’ın konuşmasıyla.

Çocuk katilini, barışın bir numaralı aktörü haline getiren müzakereleri görmeyen, göremeyen yığınlar şimdilerde Birgül Ayman Güler’in konuşmasıyla kendilerine gelir gibi oldular.

Başta CHP tabanı olmak üzere, halkın içine girip de neler konuşuluyor, değerlendirilmeler nasıl yapılıyoru bir araştırabilseler parti yöneticileri, partinin yeniden ayağa kalkmasını da sağlayabilirler.
Üniter yapı içinde bir çok etnik kökenden salt iki tanesini ele alıp, iki ulus yaratmaya çalışanların amacı ne olabilir?

Bir devlette iki ulus olsun diyenler, diğer etnik unsurları nereye koyacaklardır?
İki ulus olsun demek iki devlet olsun demekle eşanlamlı değil midir?

Etnik milliyetçilik üzerine siyaset üretmeye çalışanlar kendilerini sol olarak lanse ederlerken, gülünç duruma düştüklerinin farkına varamayacak denli gözleri yumuk olanlardır.

Solculuk, ilericilik kaba etnik milliyetçilik üzerine yürütüldüğünde faşizme varır.

Bu toprağın insanına “ananı da al git” diyebilen bir anlayış, kendi otoriter ve totaliter özelliklerini unutup, bu işin akademik açıklamasını yapan birisine faşist diyebiliyorsa, cahilliğini ortaya koyar.

Birgül Ayman Güler’in bilimsel saptamalarını anlayamayacak denli sığ düşünceye sahip insanlar ne yazık ki; okumayan, araştırmayan, sorgulamayan bir toplumu etkileyebiliyorlar.

Demokrasiyi beş yılda bir oy kullanmaya indirgeyenler ve çoğunluk anlayışını benimseyenler Birgül Ayman Güler gibi yurtseverlerin bilimsel tesbitlerine “sade suya tirit” ve hamaset yüklü eleştiriler getirerek gündemi değiştirmesini ne yazık ki becerebiliyorlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar suyu tersine akıtmak mümkün değildir.
Gün gelir gerçek tüm çıplaklığıyla anlaşılır ve yerine oturur.
Bu ülke, Damat Ferit’lerin ihanetleri sonrasında düşman pençesinin altına girdi. Bu onursuzluğa Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları dur demek için büyük, büyük olduğu kadar da kutsal bir savaş başlattılar.

Dünyanın ilk Ulusal Kurtuluş Savaşı, yokluk, yoksulluk içinde çok zor koşullarda emperyalizme karşı verildi ve utkuya ulaşıldı.
Düşman pençesinden kurtarılan ülkede ondan sonra da ekonomik savaş başlatıldı.
Cehaletin yenilmesi için mucizeler yaratıldı. Toplu iğne bile üretemeyen, buğdayını bile dışarıdan alan bir ülke; yapılan yatırımlarla dünyanın saygın ülkelerinden birisi haline getirildi.

Devrimleri gerçekleştiren kadro o yokluk zamanında bile hiç bir ülkenin ayağına gitmedi. Herkes Atatürk’ü ziyarete geldi. Şimdilerde leyleği havada görenler gibi görgüsüzce, dünya ülkelerine seferler düzenlenmedi.

O kadro, yozlaşan din anlayışının ülkeyi getirdiği noktayı iyi bildiği için laiklik denilen kavramı ortaya attı. İnanç ve düşünce özgürlüğünü ortaya koydu. Emperyalizmin böl, yönet, parçala yöntemini etkisiz kılmak için de uluslaşmayı hedefledi. Uluslaşma süreciyle ayrışmadan birleşmeye gidilmesi amaçlandı. Bu tam anlamıyla gerçekleşmese bile belli ölçüde yol alındı.

Yolu, okulu, hastanesi, fabrikası, tersanesi kısacası hiç bir şeyi olmayan ülkede bacalar tütmeye, insanlar okumaya başladı.
Irk üstünlüğü üzerine bir yapı inşaa edilmedi.

Bir üst kimlik olarak TÜRK ele alındı. Onun içindir ki, “Ne mutlu Türk olana” değil, “Ne mutlu Türküm diyene ” denildi.
Bu ayrımcılığın tam zıttıydı. Yani, birleştiricilikti.
Ama, emperyalizmin gözü karaydı. Ortadoğu ve Türkiye üzerindeki planları, bölmek, parçalamak ve ayırmak olduğu için her dönem kullanacağı unsurları buldu.

Geçmişteki isyanlar yetki ve güç kaybına uğrayanlar kullanılarak başlatıldı.

Günümüzde de, aynı yöntem uygulanmaktadır.
Irak’ın parçalanması, Suriye’nin parçalanmak istenmesi oyunu tam anlamıyla ortaya konulurken, bazıları bunu kavrayamadıkları için büyük bir aymazlık ve gaflet içindedirler.

Genç Türkiye Cumhuriyeti, eğer bir asimilasyon siyasası izlemek isteseydi, inanın bunu başarırdı.

Kendilerine ilerici ve solcu etiketini yapıştıranlar, şimdi ayrılmanın provaları yapılan bu bölgedeki, sömürüyü bir incelesinler. Bu bölgenin halkı için mücadele ettiklerini söyleyenlerin, hiç feodalizmden, emekten, sömürüden söz ettiklerine tanık olabiliyorlar mı?

Kısacası, ana dilde eğitim, ana dilde savunma isteklerinin nasıl sonuçlanacağını de düşünmeleri gerekir.

“Barış” çok güzel bir sözcük. Ama, neye göre ve nasıl bir barış?
Bizi bölünmeye ve parçalanmaya götürecek bir barış güzel bir barış olmaz. Bu barışın sonu hüsran olur.

Geri kalmış ancak, doğal kaynakları zengin olan ülkelerde, etnik ve mezhepsel kimlikler üzerine ayrıştırma hareketleriyle ulus devletten uzaklaştırma politikası emperyalizmin politikasıdır. Bu politikaya alet olmak vatan hainliğidir.

Birgül Ayman Güler’in konuşması üzerine CHP’den istifa eden Adıyaman Milletvekili Salih Fırat “Ulus devlet, milliyetçi ve etnik bir yaklaşımla siyaset yapmak CHP’ye yakışmaz” derken, kimlerin uşağı olduğunu ortaya koymuştur.

Vatan bölücülerine, vatan hainlerine ve onlar gibi düşünenlere, “Ulusalcılığın” yurtseverlik olduğunu haykırmamız gerekir. Bunu da en başta CHP yöneticilerinin yapması gerekir.

Bu büyük ülke inanın dışarıdan gelecek toplu tüfekli saldırılarla yıkılamaz. Ancak, Damat Ferit örneğinde olduğu gibi,işbirlikçiler becerebilirler. Ama, buna da izin vermeyecek denli yurtsever bir halkımız var.
Birgül Ayman Güler, bunun işaret fişeği olmuştur. Milyonlarca Birgül Ayman Güler vardır bu topraklarda ve emperyalizmle işbirliklerine geçit vermeyecektir.

Ulusalcılara faşist diyenlerin geçmişteki argümanları da komünistlikti. Onlara her dönemde bir düşman gereklidir. Onlar şimdi ulusalcıları kendilerine düşman ilan etmişlerdir.

Buyursunlar gelsinler.


İlgili yazılar

İÇİMİZDEKİ İRLANDALILAR!..

Kesintili eğitimi öngören teklifin yasalaşması ülkemizde bir dönemin kapandığının göstergesi oldu. Ne yazık ki, Türkiye’yi artık aydınlık bir gelecek beklemiyor!..

TENCERE TAVA HEP AYNI KAFA

10 günü dolduran Gezi Parkı eylemlerinin ülkede bazı taşları yerinden oynatacağına Başbakan Erdoğan’a rağmen inanıyorum. Bir şeyler mutlaka değişecek, bazı

“ANNENİZİN, EŞİNİZİN YÜZÜNE NASIL BAKIYORSUNUZ?”

Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın en önemli unsurlardan birisini oluşturan kadınlara çok büyük değer verirdi, bunu da dillendirmekten kaçınmazdı. Her

Bir Cevap Yazın