Geçmişten ders almak

Çok değil, 30 yıl önce Türkiye yine olağanüstü bir seçime gidiyordu. Demokrasiyi kesintiye uğratan ve milyonlarca insanın mağdur olmasına neden olan 12 Eylül yönetimi yeniden partili sisteme dönüş kararı vermişti.
Yasalar kendilerine göre hazırlanmış, onların istediği biçimde şekillenmesine olanak verilmiş üç siyasi parti seçime katılabilecekti. Bazı partiler ve aday olanlar veto edilmişti.

Ancak, üç parti ve omzu kalabalıkların istediği kişiler seçime katılabileceklerdi.

Bu aşamada başta Bülent Ecevit başta olmak üzere çoğu kimse, “böyle bir ortamda sosyal demokrat parti kurdurulmaz” düşüncesinde idiler.
Solun değerleri darbe süreci içinde tırpanlanmış, kadrolar yerle bir edilmişti.
Solun kolu kanadı kırılmış bir durumdaydı.
Bunlar gözönüne alındığında denilenler doğru sayılabilirdi.
Ancak, yine de bir şeyler yapmak gerekliydi.
Yapılması gereken işlerden bir tanesi ” seçimleri boykot” ya da “oy kullanmaya gidip tak tak yapmak” şeklinde gelişiyordu.
Oysa, yetersiz de kendisini Halkçı olarak lanse eden parti desteklenseydi, belki de ülkenin değerlerini hoyratça tahrip eden ANAP böylesine güçlenemez, ülkenin kaderiyle oynayamazdı.
Bu havada seçimler yapıldı.
Kenan Paşa, son konuşmasında başında bir generalin partisini işaret edince, 12 Eylül’ün ve öncesinin bütün günahlarını bünyesinde barındıran Turgut Özal’ın partisi birinci oluverdi.
Kendilerini solcu olarak görenlerin ise büyük bölümü “tak tak” yaptılar. Kimi de sandığa gitmedi. Buna rağmen kuramcıların sosyal demokrat olarak görmedikleri Calp’in partisi ikinci oldu. Seçim aşamasında Calp’in partisini sosyal demokrat olarak görmeyenler daha sonraları birleşmek ve bir parti olmak için kendilerini parçaladılar. Ama, süreç harekete öylesine zarar vermişti ki; Calp’in aldığı %32 oyu, birleştikten sonra göremediler.
Kısacası, şunu söylemek istiyoruz. Elbette siyasiler öngörülü olmalıdırlar. Gelecek kaygısı taşımalılar. Ancak, yapacakları bir ters hareketin hiç sevmedikleri, hiç istemedikleri birisine avantaj getireceğini de hesaba katmalıdırlar.
Elbette, aday belirleme yöntemi şık olmamıştır. Opörtünistçe davranılmıştır. Bu hoşgörülecek bir davranış değildir. Ancak, üç seçenekli bir tablo karşısında, kim olduğu, ne olduğu belli olan kısacası bir tanıdık var iken, boykot etmek kime hizmet olacaktır?
12 Eylül sonrası hatırlanarak, oy kullanma yönteminin belirlenmesinde büyük yarar olduğunu düşünüyoruz. Oyunuzu oraya atın, buraya atın demekten öte, yurttaşlık hakkınızı kullanın diyoruz.
Ve, 30 yıl önce düşülen hatanın Türkiye’yi nerelere götürdüğünü görüp, 30 yıl sonra aynı hatanın yapılmamasını diliyoruz.


İlgili yazılar

Fettan!

Aslında çok varlıklı bir ailenin ilk göz ağrısıydı… Doğmadan hemen önce anne ile baba ayrılınca geleceğin dikenli yollarında yürümesi de

II. ABDÜLHAMİT

Bugünlerde nedense aklıma hep II. Abdülhamit ve siyasal tavrı geliyor. Hani ülkemin bir bölümünün “Kızıl Sultan” diğer bölümünün “Ulu Hakan”

Çözüm Yasası

AKP, PKK ile bugüne kadar yaptığı görüşmeleri yasal bir zemine oturtmaya çalışıyor. Özellikle PKK taraftarları “açılım” adıyla yapılan görüşmelerin yasal

Bir Cevap Yazın