Güneş batarken sararır

Dünya emekçilerinin ‘Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü’ olan 1 Mayıs’ta hep Marks, Engels, Lenin vb. sosyalist fikir adamlarının, önderlerin adını duyarız. Bizim tarihimiz yüzyıllar önce son çağda Marksizmin ortaya koyduğu düşünceleri uygulamaya koymak için yüzlerce isyan başlattı. Ne yazık ki, eğitim sistemimiz bize bu onurlu geçmişimizi vermedi, bunu insanlarımızdan gizledi. İşte bir örnek.

Yıldırm Beyazıt’ın ölümünden sonra oğlu Çelebi Musa diğer kardeşlerinden farklı bir çizgi izlimeye başlamış Şeyh Bedrettin’i kazaskeri ( Maliye Bakanı ) yapmıştı. Onun idaresinde “Yarin gül yanağından gayrı herşey ortak ” olacaktı. Ama savaşları kaybetmişler, yenilmişlerdi. Musa Çelebi’nin iktidarını kaybetmesinin nedeni de bu düşüncelerin Şeyh Bedrettin’in kazaskerliği döneminde uygulanması ve toprakların köylülere dağıtılmasıydı. Toprağa egemen olanlar, çıkarları için Mehmet Çelebi’yi tahta oturtmuşlardı.
Çelebi Musa öldürülmüş, Şeyh Bedrettin, İznik’e sürgün edilmişti. Osmanlının toprak beyleri ve feodal Bizans güçlerinin ortaklığıyla tahta gelen Çelebi Mehmet’i yoksul halk istemiyordu. Ege’nin değişik dinden ve dilden olan halkları:
‘Bütün özel mülklerin kaldırılması, tabiattan ve çalışmadan elde edilecek bütün ürünlerin ortaklaşa paylaşılması, zenginlerin ve toprak ağalarının mülkleri ve mallarına el konulması ve üç dinin kardeşliği ve eşitliği’ ni isteyerek ona karşı isyan başlatmışlardı. Şeyh Bedrettin sürüldüğü yerde, yeni bir dünya kurma emeli için çalışmalarını sürdürüyordu. İzmir Körfezi’nin Sakız Adası’na bakan ucunda Karaburun’da köy, köy kasaba, kasaba dolaşan Karaburun’a yaslanmış dağlarda keçi besleyen bir Türk’ün oğlu olan Mustafa; yoksulların, eşitsizliğe mücadele etmesi gerektiği yönündeki fikirlerini yayıyordu.
Halk tarafından benimsendi. Düşünceleri de bir anda çadırdan çadıra köyden kasabaya hızla yayılıyordu.
Halk ona Dede Sultan adını verdi.. Bütün özel mülklerin kaldırılması, tabiattan ve çalışmadan elde edilecek bütün ürünlerin ortaklaşa paylaşılması, ellerinde mülkleri olanların mallarına el konulması ve fakirler arasında yağmalanması gibi ilkeler ile beslenen fikirlerde yalnız kadınlar ortak olmaktan kurtulmuşlardı. Dede Sultan’ın ardında toplananlar arasında Yahudiler ve Hıristiyanlar’ın sayıları da epeyce olmuştu. Dede Sultan’ın düşünceleri İzmir Körfezi’nden Manisa vadilerine ve İznik ovasına kadar yayılıyordu.
Musa Çelebi’nin yoksul köylülere toprak dağıtması ve diğer uygulamaları Şeyh Bedrettin’in fikirlerinin uygulanmasıydı.
Halifeleri olan İzmir Karaburun’da Börklüce Mustafa ve Manisa’da Torlak Kemal köylüler ve yoksular arasında büyük bir taraftar kitlesi oluşturmuş ve parolaları olan
“ Kûnû ibadullahi ihvanen” yani “Allah’ın kulları kardeş olunuz” şiarıyla ayaklanmışlardı.
Şeyh Bedrettin’in yazdığı Varidât nedeniyle Alevi ve Türk düşmanı olan Kürt kökenli Şeyhülislam Ebusuud Efendi:
“Varidât sahibi Bedrettin küfür sahibi deyip lanet etmeyen ve onun müridlerinden olan kafirdir” diye fetva vermişti.
Şeyh Bedrettin Türkistan’a gitmek istiyordu. Türkistan’da Timur’un, Osmanlıdaki gibi bağnaz bir dini egemenliği değil, Türk gelenek ve göreneklerinin izin verdiği ölçüde İslami anlayış egemendi. Günümüzdeki anlamıyla laik bir sistem yürütülüyordu.
Halifeleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in taraftarlarıyla isyan başlatması üzerine, kendisi de Rumeli’de faaliyetlerini sürdürmek için, Eflak’dan Silistre, Dobruca ve Deliorman ‘Ağaç Denizi’ bölgesi taraflarına geçerek çok sayıda yandaş toplamıştı. Dobruca ve Deliorman bölgeleri Sarı Saltuk’un taliplerinin yoğun bulunduğu bir Türkmen bölgesiydi.
Savundukları düşüncelerin bir arada toplandığı kitap olan Varidat’ı alarak Bedrettin’in elini öpen, Börklüce Mustafa Aydın, Torlak Kemâl ise Manisa’ya ulaşmıştı. Börklüce Mustafa, Karaburun’da yaşıyordu. Karşıda bulunan Sakız Adası’nın yoksulları da Börklüce Mustafa’nın müridleri arasındaydı. O’nun: “Kadınlardan başka her şeyin, yani yiyecek içecek, giyecek, ekilmiş tarlalar, sofradaki her lokmanın insanların müşterek malı olması gerektiği fikri” hangi din ve milletten olursa olsun yoksul insanları büyülüyordu. O  “Ben senin evine, kendi evim gibi, sen de benim evime kendi evin gibi girip çıkarsın, kadınlar bu işten ayrı tutulmalıdır” diyordu.
İnsanlar, her türlü farklılığı unutup, dilleri, dinleri ve renkleri farklı olsa da, insan olduklarının farkına varmışlar, Sakız Adası ve Girit’in Hırıstiyan keşişleri “Dede Sultan”a bağlanmışlardı.
Bölge yöneticileri durumdan hiç hoşnut değillerdi.
Bu zındık susturulmalıydı. İsyancılar üzerine, Şehzâde Murat ve Beyazıt Paşa gönderilmişti. Askerler ihtiyar-genç, çoluk-çocuk, kadın-erkek ayırmaksızın insanları hunharca öldürüyor ve mallarını yağmalıyorlardı. Bir tarafta tam donanımlı Osmanlı ordusu, karşısında ise yalın kılıç insanlar ve yürekleri vardı. Binlerce yoksul insanı acımasızca katledildiler.
Bütün işkence yöntemleri denendi ki, Börklüce inanışından vazgeçtiğini açıklasın. Dede Sultan’ı direnişten ve fikirlerinden bir türlü vazgeçiremediler. Altı binden fazla müridi Dede Sultan’ın gözlerinin önünde öldürüldü. Her mürid boynu vurulmadan önce:
“ İriş Dede Sultan İriş” diye Börklüce’ye bakıp haykırıyor, günışığında parlayan kılıçlar gövde ile başı birbirinden ayırıyordu.
Börklüce için darağacı kurulmuştu. Onun kara üzüm gözleri, keskin bir kılıç gibi parlarken, içindeki intikam ateşi Şehzâde Murat’ın yüreğine saplanıyordu. Dede Sultan, kendi canı uğruna dostlarını satmadı. İçindeki korku ve hınçla Mustafa’nın cesedini darağacından indirtip tahtaya çivileten Murat, istiyordu ki; halk, Osmanlının gücünü görsün, bir daha böyle işlere kalkışmasın. Deve üstündeki Dede Sultan’ın cesedi, şehirde dolaşırken, Mustafa’ya halkın sevgisi de artmıştı. Kimi açıktan açığa bunu belli ederken, bazıları da korku ve sevgi dolu gözlerle deve üstündeki Börklüce’ye bakıyordu. Mustafa’nın kolları kesilmiş, çarmıha gerilmiş halde Efes’e götürülüyordu. Müritlerine, onu inkar etmeleri halinde son defa olarak hayatlarının bağışlanacağı vaad edilmişti ama, onlar da bunu kabul etmediler. Müritler, başlarını düşman kılıçlarının önüne uzattılar.
Bölge halkı ise, Dede Sultan’ın yeniden dirildiği ve Sisam Adası’ndaki ormanlarda saklandığına inanıyordu.  Beyazıt Paşa yakaladığı Türkmenleri öldürmeye devam ederken, İzmir valisini yenen Torlak Kemal, Saruhan Sancak Bey’inin askerlerini de bozguna uğratmıştı. Börklüce’nin işini bitiren Şehzâde Murat, veziri Beyazıt Paşa’yı Torlak Kemal’in üzerine göndermiş, binlerce kişinin katledildiği savaşın ardından Torlak Kemal de öldürülmüştü.
Şehzade Murat, binlerce kişiyi katlettikten sonra Manisa’dan ayrılmıştı ki, üç bin civarında müridi Dede Sultan’ın cesedini çıkarıp yeniden isyan bayrağı açmışlardı. Şehzade Murat, geri dönüp uzun bir savaşın ardından Dede Sultan’ın üç bin müridini çınar ağaçlarına asarak idam etmişti.
Musa Çelebi’nin yanındayken ona ihanet edip Çelebi Mehmet’in saflarına katılan Beyazıt Paşa, Deli Orman’da bulunan Şeyh Bedrettin’in üzerine gönderilmiş ve onu da yakalamışlardı. Mahkeme kuruldu. Şeyh Bedrettin, Acem’den gelmiş Mevlâna Haydar’ın başkanlığında oluşturulan düzmece mahkemede yargılandı. Asılacağı darağacının yanına büyük bir cesaret ve onurla gelen Bedrettin:  “Güneş batarken sararır” diyerek, idam sehpasına çıktı.
Ölümüne karar verenler biliyorlardı ki, Bedrettin savunduğu düşünceleriyle, insanlık tarihi boyunca milyonların türküsü ve bayrağı olacaktı. Çünkü O ”ben senin evinde kendi evim gibi otururum, sen de benim esvabımı giyer, silahlarımı arabalarımı kullanırsın. Yalnız kadınlar hariçtir. ” diyerek insanları eşit tutuyordu.

Kitabı olan Cami’ul-Fusûleyn”de “Dünyada kutsallık yoktur. Kutsallık sadece Tanrı’dadır. O’nun yarattığı her şey, her nimet insan içindir. Toprağın tek ıssı (sahibi ) Tanrı’dır. Rumeli’nde bol bol görülen malikane ısları (sahipleri) yüzünden insanlar bu nimetten mahrum bırakılamaz. ” Diye yazmıştı.


İlgili yazılar

Dünden günümüze değişenler!

Toplumu oluşturan bireylerin birlikte yaşadıkları ortak yaşam alanlarında sözlü veya sözlü olmayan yazılı veya yazılı olmayan kurallar vardır. Bu kuralların

SIRA BİZDE

Evet ama neyin sırası bu …. Bir ülke düşünün ve yönetim şekli demokrasiden ileri demokrasiye geçiyor. İnsanların yaşam şeklinde de

At Torbaya…

Olağanüstü günler geçiriyoruz. Cumhurbaşkanımızın “Hatta o camiadan dostlarınız, arkadaşlarınız olabilir. Ben diyorum ki bunları da ifşa etmeniz lazım. Bunları savcılıklarımıza,

Bir Cevap Yazın