HAK İÇİN TOPLUMSAL DİRENİŞ

Niyetim aslında yaşadığım doğal çevre, son günlerde bu yapı ile ilgili
yapılan sempozyumdan kalan bilgilerle bir şeyler kaleme almaktı.

Büyük laflar söylemek belki bu yolla mümkün olabilecekti. Oysa
İstanbul’da geçtiğimiz haftadan beri süregelen “GeziParkı” olayları,
hafta sonundan başlayarak Ankara, yani benim çevreme sirayet eden
olaylar hedefi bozdu. Kısmetle yetinmek zorundayim.

Benim hedefim olan doğal çevre, bitki örtüsü, hayvan yaşamı konuları tamamen başka nedenlerle bütün yurdu saran tepkilerin bir anlamda baslangıç noktası oldu. Şehrin tam ortasında bulunan Taksim ve onun merkezinde bulunan Gezi Park’ı, içindeki ağaçlar sadece ülkemizin değil dünya gündeminin önemli bir parçası oldu.

Prof.Dr Mümtaz Soysal “Anayasaya Giriş” dersimizde toplumların kavgasını vermediği kazanımlarını korumak için çabada bulunmayacakları tesbitini anlatmıştı.
Prof. Soysal seçkinlerin veya idarenin girişimi ile yapılan modernleşme, islahat, cumhuriyet ve demokrasinin rafa kaldırılması söz konusu olduğunda emek vermeyen halkın kılını kıpırdatmamayacağını da söylemişti.

Ben bir medya emekcisiyim, habercilikte gecen yirmi yilda siyeset denen kurumun en yakınında durdum, sanırım hiç bir siyasetçi bizler kadar çok miting, kongre, basın toplantısı, uluslararası ve ulusal siyasi toplantı izlememiştir, görmemiştir.

Varmak istedigim nokta konuyu gözlemleyebilmek için çok uygun bir yerde durduğum. Sadece siyasetçinin yanında durmadık; selde, depremde, toplumsal olayda, kazada, terör olayında kısaca hayatın çoğunlukla hüzünlü anlarında da halkın arasında olduk.

Gördüğum veya oyle algıladığım şey tam da hocamın teşhisi doğrultusunda,
siyasetçiler dahil herkesin çabasız elde ettiği demokrasi, çağdaş hayat,
toplumsal haklar için hiç de dertli olmadigi idi.

Eldeki haklar kaybolmaya, demokrasiden uzaklaşıldığı düşünülmeye
toplumsal kazanımlarının erezyona uğradığı hissedilmeye baslaması ile birlikte galiba halkımız ilk kez geniş kitlelerle tavrını ortaya koymaya,
kavga etmeye karar verdi.

Kavga etmek kelimenin tam karşılığını vermek değil elbette,
gerekiyorsa oda olacaktır ama demokrasiyi korumak bir yana bunun için gerekli eğitimi, davranış kalıplarını, tavrı geliştirmek, yerleştirmek gerekmiyor mu?
Cumhuriyeti ve demokrasiyi yıpratmak, yıkmak isteyenler bunun için insan gücünden bilgi birikimine uzanan yolda, hem de uzun soluklu çabalar veririken, bunlara sahip çıkması gerekenler rehavete kapılıp bugünlere gelinmesine yol açmadı mı sizce?

Doğal çevrede fiziki koşullar yaşamın niteliğini belirliyor. Temiz kaynakların beslediği su ortamları hayvan ve bitki nüfusunu olumlu yönde etkiliyor, yaşam olması gerektiği gibi sürüyor. Bunun için zaralı unsurların sisteme girmesini önlemek gerek.
Toplumsal yaşamımızda da ortamı kirletici unsurları uzakta tutmak için gerekli ayıklayıcı, bireyleri güçlendirici, eğitim yolu ile zararlı unsurları dişlayıcı çabalar zorunlu.


İlgili yazılar

ERDOĞAN-ÖCALAN ANLAŞMASI

Bu kadar mı ‘koyun’, bu kadar mı ‘uyuşturulmuş’ bir ulus olduk. Akıl, izan almıyor. Mantık kabul etmiyor. Bu ülkenin başbakanı

Sen kimin torunusun?

Osmanlı’ya ‘sultan’ olmak isteyen, Selim’e ‘vezir’ olmayı da göze almalıdır. Bu günlerde ‘sultan’ olma hayaliyle yanıp tutuşanların, kaçınılmaz sonlarına doğru

Üsküdar’da ağaç katliamı sürüyor

İstanbul Üsküdar’da Beylerbeyi sarayı çevresindeki trafiği rahatlatmak adına yapılan kavşak ve yol genişletme çalışmaları kapsamında ağaç katliamı sürüyor.  Birkaç gün

Bir Cevap Yazın