HİKARİ OE VE “ÜSTÜN YETENEKLİLER”

Kenzaburo Oe Japon Edebiyatının Nobel Ödüllü yazarlarından biri. Kitapları Türkçe dâhil dünyanın belli başlı dillerine çevrilmiş durumda. Şu günlerde ben de “Kişisel Bir Sorun” başlıklı romanını okuyorum. Kitaba başlamadan, bütün okumalarımda yaptığım gibi yazarı hakkında bilgiler edinmeye çalıştım. İnternet ortamında Oe hakkında yazılmış epeyce yazıya baktım. Yaşamı ve eserleri üzerine bilgi edindim.

Yaşamı bana uzun zamandır ele almaya çalıştığım eğitimde”üstün zekâ, üstün yetenek, deha” hakkında hayli esinletici oldu.

Önce Oe’nin yaşamındaki özel durumu anlatayım.

Oe, ilk romanını 23 yaşında yazmış. Daha ilk eserinde Japonya’nın en çok okunan, popüler yazarlarından biri olmuş. 1960 yılında evlenir. 3 yıl sonra bir çocuğunun olacağını öğrenir. Hamileliğin ilerleyen aylarında Oe ailesi, çocuklarının beyinde gelişen bir fıtıkla doğacağını öğrenirler. Bu onları inanılmaz biçimde kötü etkiler. Doğumun hemen sonrasında doktorlar, çocuğun beyinden ameliyat edilmesi gerektiğini, aksi takdirde yaşayamayacağını, ama ameliyat edildiğinde de zihinsel engelli kalacağını belirtirler. Hatta Oe’ye ameliyat yapmak yerine çocuklarının ölümünü beklemelerinin daha iyi olacağını söylerler. Bunun üzerine Oe, mesleki yaşamlarını Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan bombalardan etkilenen, özürlü kalan kişilere adayan doktorlara başvurur. Onlar, çocuğun ameliyat olması halinde özürlü kalacağını tekrarlar ancak bunun yanında kendisine insan yaşamının öneminden, en kötü koşullarda dahi umut ışığının görülebileceğini anlatırlar. Eşiyle birlikte tekrar hastaneye döndüklerinde çocuklarına Hikari (ışık) adını verirler ve ameliyatı kabul ettiklerini doktorlara iletirler.

Ameliyat yapılır, doktorların öngördüğü biçimde Hikari zihinsel engellidir artık. Çocuk büyüdükçe bu durum daha fazla görünür hale gelir. Hikari’nin görme duyusu çok zayıftır. Ayrıca sık sık sara nöbetleri geçirmektedir. Çevre ile iletişimi hiç yoktur. Anlama ve konuşma yeteneği çok sınırlıdır.

Hikari 6 yaşına geldiğinde anne ve baba, çocuklarında sıra dışı bir yetenek keşfederler. Hikari’nin şarkıları ezberlediğini ve çok güzel biçimde söyleyebildiğini keşfederler. Bunun üzerine Hikari’ye piyano dersi aldırmaya karar verirler. Bir müzik öğretmeninden bu konuda yardım alırlar. Müzik dersleri ilerledikçe, öğretmen sıra dışı bir yetenekle karşı karşıya olduğunu anlar. Hikari, dört aylık piyano eğitimi sonrasında en zor klasik parçaları çalabilir hale gelir. Hatta Hikari bununla yetinmez, kendi kendine besteler yapar. Notaları bilmeyen Hikari’ye öğretmen bestelerini notalayabilmesi için nota eğitimi verir. Kısa sürede Hikari Oe, kendi bestelerini yapabilen biridir. Öyle ki artık Japonya’nın dünyaca tanınan müzisyenidir o.

Hikari’nin durumu, nedenleri konusunda farklı görüşler bulunan sıklıkla otistiklerde görülen temel yetenekleri önemli ölçüde sınırlı, buna karşılık bir yeteneği en üst düzeyde olan bir tür savant sendromudur.

Bu yaşam öyküsünün üzerinde düşünelim.

Hikari Oe bir dahi, üstün zekâlı veya yetenekli midir? Değilse kime dahi, üstün yetenekli, zekâlı denir? Üstün zekânın, dâhiliğin bir ölçütü var mıdır? Hikari, çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelse idi, durum sizce ne olurdu? Hikari, zihinsel engellilerin gittiği bir okula gönderilmiş olsaydı, öğretmenler Hikari’nin müzik yeteneğini keşfedebilirler miydi?

Bu sorulara tam ve geçerli bir cevap verebilmek mümkün değildir.

Zekâ alanında henüz herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir noktaya gelmiş gözükmüyor. Buna rağmen çevre mi/ kalıtım mı tartışması da büyük ölçüde geri de kalmış durumda. Çevre ve kalıtım artık birlikte değerlendiriliyor. Kalıtımın etkisi ne olursa olsun, ancak uygun çevre zekânın kendini gösterebilmesini sağlıyor, onu geliştiriyor. Zekânın kalıtımla olan ilgisine, annenin beslenmesi ve moral ve fiziki sağlığının korunmasının dışında müdahale söz konusu değildir. Asıl iş doğumdan sonra başlıyor.

Hikari Oe’nin başarısı baba Kenzaburo ve annesinin özel ilgisinin ürünü. Bu çok açık.

“Kişisel Bir Sorun” Kenzaburo’nun otobiyografik romanları arasında sayılıyor. Buradan öğreniyorum ki Hikari’nin kuş sesine olan ilgisi, anne-babayı çok etkilemiş. Müziğe olan ilgisini, kuş seslerine olan ilgisi üzerinden takip edip ortaya çıkarıyorlar.

Bilim, ortalama zekânın yüksek zekâ düzeyine çıkartılabileceğini belirtiyor. Ama bunun için çevresel etkiler, dış ortam, büyük emekler ve yoğun çalışmalar gerekiyor. Daha da önemlisi üstün zekâlılar ancak etrafındakilerin zekâ düzeyine, kültürel birikimine göre varlık bulabiliyor.

Oysa Milli Eğitim Bakanlığı, doğuştan üstün zekâlıların peşine düşmüş durumda. Herkes için iyi, nitelikli eğitim yerine herkes için farklı eğitim diyebileceğimiz bir anlayışa geçmiş görünüyor. Bilim Merkezleri ile buna göre örgütlenmiş durumda.

Geçmişte bu konu üzerine yapılan, tartışmalar nedense yok sayılmakta.

Yanlışlığı ortaya konulmuş bu görüşün yeniden alevlendirilmesi ilginçtir. Kişisel olarak önemsediğim ancak eğitime dair görüşlerini sığ ve baştan aşağı yanlış bulduğum Mümtaz Turhan’a “kurtarıcı akıl” olarak sarılınıyor olması, eğitimde bir arpa boyu yol alamayacağımızı gösteriyor.

[email protected]


İlgili yazılar

Cevap Gerektirmeyen Soru

  Yaşadıklarımızdan kim sorumlu? Elbette böyle bir sorunun öneminin olmadığı günlerden geçiyoruz. Bugün itibarıyla 35 yurttaşımız yaşamını kaybetti. Yüzlerce yaralı

Mücadeleye katılın

Stephine Hessel, 1917’de Almanya’da doğmuş. II. Dünya Savaşında Naziler tarafından iki kez idama mahkûm edilmiş, her ikisinde de toplama kampından

Erdoğan’dan Cesaret Alıyorlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk’ün annesi Zübeyde hanım ile manevi kızı Afet İnan hakkında hakaretlere sonunda yanıt verdi. “Olay çok

Bir Cevap Yazın