“İNANCIMIN GEREĞİ”

Yeni söylem, “laiklikte ısrarcı olmayan demokrasi” biçiminde sunuluyor. Önceki yıllarda “vatandaş değil devlet laik” olur söylemi vardı. Yeni söylemle bundan da vazgeçilmiş olunuyor sanırım.

Neden tümden vazgeçilmediğini anlamak ise zor.

Laikliği savunanları ürkütmemek ise amaç (bazıları bunu da yazdılar), kimsenin ürktüğü yok.

Hem özgürlükten, hem demokrasiden söz ediyorsanız, eninde sonunda dünyevi bir duruş sergilemek zorundasınız.

Farklılıklarla bir arada yaşamak, din ve vicdan özgürlüğünü korumak istiyorsanız, dünya bu sorun için laiklikten başka bir kavram/yol/yöntem üretemedi.

Yaşamın bütün alanlarını kendi doğrularınızla başlatıp bitirebileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. İsteseniz de bu mümkün değil. Toplum mühendisliği, uzun vadede hiçbir toplumu gitmesi gerektiği yoldan alıkoyamaz/koyamamıştır.

İki hafta kadar önce türban taktığı için 2002 yılında meslekten atılmış bir öğretmenle ilgili haberler manşetlerdeydi.

Öğretmen inancının gereği olarak başını örttüğünü söylemiş, bunda ısrarcı olmuş. Zamanın mülki amirleri de bu şekilde öğretmenlik yapamayacağına karar vermiş ve meslekten çıkarmışlar. O da dava açmış.

Davanın nasıl sonuçlanacağının, Milli Eğitim Bakanlığının tavrının da bir önemi yok.

Üzerinde durulması gereken konu, “inancımın gereği başımı örtüyorum” ifadesi…

Sorunun özü de, hesaplaşılması, çözüme bağlanması gereken de bu ifade…

Nedense üzerinde durulmayan ve kaçınılan da tam olarak bu anlayış. En başta bu ifadeye kullanan öğretmen ve ona destek olanlar bunu yapıyor. Çünkü onlar için inanç sadece kendilerine ait olandan ibaret.

Yukarıda söylediğim gibi doğruyu kendileriyle başlatıyor ve kendileriyle bitiriyorlar. Kendilerinden farklı olanların inançlarının bir önemi yok, eğer varsa bile bunun onlar için de meşru olması gerekiyor. Kendilerinin meşru görmediği bir inancın hiçbir hakkı yok.

Konuyu biraz somutlaştıralım.

Bu yazının yazarı olarak benim inançsız biri olduğumu kabul edelim. Benim çocuğum da bu öğretmenin sınıfına verilmiş olsun. Ben, inançsızlığımın gereği olarak çocuğumu onun dininden, dini dayanak alan davranışlarından korumak istiyorum. Bunu nasıl başarabileceğim? Örneğin bana bu öğretmeni inançsızlığımın gereği olarak reddetme hakkı verilir mi?

Hadi diyelim ki bu örneği söz konusu kişi inançsız diye reddettiniz. Bu kez inançlı biri olduğum kabul edilsin ama başörtü takmayı da dinimin gereği görmeyen biriyim ve başörtü tercihini din adına ortaya konulan yanlış davranışlardan biri olarak görüyorum ve çocuğumun benim inanç değerlerimle yetişmesini istiyorum. Çocuğumun benimle öğretmeni arasında inanç bakımından bir gerilim yaşamamasını gerektiğini düşünüyorum. Benim, bu öğretmeni çocuğumun öğretmeni olmamasını isteme hakkım var mıdır?

Bu da mı yeterli olmadı…

O halde şöyle bir örnekten devam edelim. Ben ve söz konusu öğretmen aynı düşüncedeyiz. İnancımız gereği başörtüsü takmak zorunludur diye düşünüyoruz ve yaşamın her alanında kendimizin böyle kabul edilmesini istiyoruz. Çocuğum ne benim gibi nede öğretmeni gibi düşünüyor. O da inancımın gereği baş örtmek diye bir şey yoktur, bu dini emir değil bir gelenektir o halde ben inancımın gereği başını örtmeyen bir öğretmenden ders almak istiyorum diyebilir mi?

Bu örneklerde yeterli olmadıysa konuya bir başka açıdan devam edelim.

Örnekte olduğu gibi öğretmen, bir kamu kuralına inancı gereği uymayarak bu davranışının kabul edilmesini istiyor. Peki bende bir başka kamu kuralını inancımın gereği diyerek reddedebilir miyim?

Ben, inancımın gereği bana ancak benimle aynı inancı paylaşan biri yönetici olabilir düşüncesinden hareketle benimle aynı inancı paylaşmayan birini inancımın gereği diyerek reddedebilir miyim? Maide suresinin “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.” 44. ayetinin gereği olarak bunu isteme hakkım var mı, yok mu?

Eğer bir kamu kuralını sadece “inancı(n)mın gereği” gerekçesine dayandırarak ortadan kaldırabiliyorsak, bu açık ayetin gereğinin neden yapılmadığını sorma hakkımız olmalı diye düşünüyorum.

Çözmek isteyenlere kolay gelsin.


İlgili yazılar

Cumhurbaşkanlığı meselesi

Hafta sonunda CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısını okuyunca şu kanaate vardım. Biz Ekmel beyi tanımıyoruz ancak

Suç Sadece Aldatanda Mı?

Devlet büyüklerimiz, birbiri ardına kandırıldıklarını söyleyip duruyorlar. Hatta, pek muhterem cumhurbaşkanımız, yanıldıklarını samimi biçimde itiraf etti.. ‘Ne yazık ki ciddi

BAŞKANLIK SİSTEMİ, ATATÜRK VE TAYYİP

Türkiye, yeniden, bir kez daha ‘Başkanlık Sistemi’ tartışmasının içine girdi. İktidar, yine dikkatleri başka yönlere çekmeyi başardı. Şimdi, yandaş basındaki

Bir Cevap Yazın