İNANCIMIZ DA ÇOKTAN SEÇMELİ OLDU

Üniversiteye giriş sınavları, bir yönüyle eleme sınavıdır. Katılanların bilgisini, akademik eğitim için hazır olup olmadığını ölçmez. Bir tür sıralama yapar ve konulan alt sınır üzerinden, adaylara akademik eğitime başvurma hakkı tanır. Sınava giren adayların büyük çoğunluğunu dışarıda bırakmak temel amaç olduğu sürece de hep böyle kalmaya devam edecek.
Diğer yönüyle yeterli olmamakla birlikte adayın akademik eğitim için gerekli bilgi donanımını ölçer. Nedense bizde bu sınavların hep bilgi ölçtüğü yönünde bir kabul vardır.

Yanlıştır.

Yanlış olduğunu, en iyi üniversitelerin birinci sınıfında ders veren hocalar bilir. Gelen öğrencilerin, üstelik de yüksek puanla gelenleri de dahil olmak üzere bir konuda küçük bir bilgi notunu yazarak hazırlayamadıklarını görürler. Güney illerimizden birinde Felsefeye Giriş dersleri veren öğretim üyesi arkadaşım 40 öğrencinin bulunduğu sınıfta tahtaya Sokrates öncesi 5 düşünürün adını tahtaya yazar ve bunların kim olduğunu sorar. Hiçbiri bu düşünürlerin adını duymamıştır. Duymadıkları gibi içlerinden biri “Hocam bu Yunanlıları bilmek zorunda mıyız gibi” bir çıkışa cesaret etmiştir. Arkadaşım bu çıkışa sevindiğini hiç değilse içlerinden birinin bu isimlerin Yunanlılara ait olduğunu biliyor diye düşündüğünü söylemişti.

Yıllar önce Ankara Üniversitesi’nin eski rektörlerinden Nusret Aras bir sempozyumda Çankırı Meslek Yüksek Okulu’nda okul müdürünün tanık olduğu bir durumu anlatmıştı. Orada ise üniversite öğrencisi 67’den 19’u çıkaramamış.

Elbette böyle hatırlatıldığında bizi gülümseten çokça örnek vardır. Bu örnekler genelde Matematik, Türkçe, Edebiyat, Coğrafya, Fizik, Kimya, Biyoloji vb gibi temel derslere ait idi. Şimdi bu dersler kervanına Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi dahil edilmiş durumda. ÖSYM’nin yaptığı açıklamaya göre önümüzdeki sınavda bu dersten de sorular sorulacakmış.

Üniversiteye giriş sınavı hazırlıkları epeyce hızlanmış durumda.

Adaylar bir önceki yılın Mayıs ayından itibaren dershanelere koştular, kayıt yaptırdılar, okullar açılmadan dershanelerindeki eğitimlerine devam ettiler. Yarış devam ederken ÖSYM ve Milli Eğitim Bakanlığı sınav öncesinde sınavı etkileyen bu kararı ile üniversite adaylarının “dine” dair bilgisini mi ölçmeyi amaçlamaktadır? Hiç sanmıyorum. Ne tür sorular sorulacağı hakkındaki soruya örnek sorularla yanıt veren ÖSYM’nin amacının bu olmadığı çok açık.

İşte örnek soru diye verilen sorulardan biri:

“Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere izin almadan, seslenip selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz, böyle hareket etmeniz sizin için hayırlıdır. Şayet evde kimseyi bulamazsanız yine de size izin verilmedikçe içeri girmeyin…” Nur ,27-28)

Bu Kur’anı Kerim ayetleri, aşağıdaki hak ve özgürlüklerden hangisiyle ilişkilendirilebilir?

A)Mülkiyet edinme hakkı
B)Aile kurabilme hakkı
C)Yaşama hakkı
D)Özel yaşamın gizliliği hakkı
E)Düşünceyi ifade etme özgürlüğü

Bu soruda ne var denilebilir. Görüldüğü gibi cevabı da çok basit. Yukarıdaki ayetten hareketle (D) seçeneğini çıkarmak için özel uzmanlık gerektiren bir bilgi gerekmiyor. Milli Eğitim Bakanlığı da yaptığı açıklamada sorular işte böyle basit olacak diyor.

Oysa durum sanıldığı gibi değildir. Soru bir Kur’an ayetidir. İnanan ve bu soruyu yanlış cevaplayanları dinen baskı altına alan bir içeriğe sahiptir. Gerçi diğer sorular için de benzer durum geçerli ancak bu soruda durum daha açıktır. ÖSYM böyle sorularla, insanları dinen baskı altına aldığının sanırım farkında değildir.

Kur’an ve hadisler üzerine kurulu sorular Din ve Ahlak Bilgisi dersiyle ilgili sorular değil, doğrudan adayın İslam Dinine ilişkin bilgisini sormaktır ki bu adayın inancını soruya çevirmektir, daha ileri giderek söyleyeyim inancını sorguya çekmektir. İnsan Haklarının konu edindiği bir soruyla insan haklarının çiğnenmesidir.

Denilebilir ki bunlar o dersin Müfredatında var ve herkes Anayasanın hükmü gereği bu dersi bu şekliyle almaktadır. Doğrudur, ancak bugün bu dersin İnsan Hakları Hukuku açısından tartışmalı ve ayrıştırıcı, bölücü derslerden biri haline gelmesinin nedeni de tam olarak bu içeriğe sahip olmasıdır. Anlaşılan o ki ÖSYM ve Milli Eğitim Bakanlığı bu çarpık ve yanlış 12 Eylül zihniyetini sahiplenmiş durumda. Bu iki kurumun diğer uygulamalarına bakıldığında bu karar, karar alıcı konumunda bulunanlara doğrusu çok da yakışmaktadır. Ateistine, Agnostiğine, Deistine dahi Kur’an, Hadis öğreten, bunu zorla yapan bir ülke olmak kolay değil! Ayrıca bu dersi almayan diğer dinlere inanan öğrencilere de farklı bir uygulama yaparak, sınavda eşitsizlik yaratmak da işin amortisi gibi durmaktadır.

Eğer soru formatı buysa hayırlı olsun bu sınav da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yolcudur.

ÖSYM ve Milli Eğitim Bakanlığı yukarıda özetlediğim eleştirilerden elbette haberdardır. Öyleyse neden böyle bir karar aldılar? Amaç dine dair sorular sormak ise bu zaten yapılmaktaydı. Felsefe, Sosyoloji ve Tarih dersleri üzerinden dine, özel olarak da İslam Dinine ait sorular sorulmaktaydı.

Denilebilir ki bir ders lisede okutuluyorsa ona dair sorunun sorulması doğru olmaz mı? Olur, ama bu bütün dersleri içermeli. O zaman Resim, Müzik, Beden Eğitimi gibi derslerden, bu derslerin teorik, anlatıma dayanan bölümlerinden hatta alan tercihine göre seçmeli alınan derslerden de sorulmalı. Bu yapılmayarak sadece Din ve Ahlak Bilgisi dersinin sınava dahil edilmesi böylesi ilkesel bir tutumun gereği değildir.

Asıl amaç, bu derse yönelik öğrencilerin algısını değiştirmektir. Çünkü öğrenciler, derslere sınav merkezli yaklaştıklarından bu sınavda soru çıkmayan dersleri sadece sınıf geçilmesi gerekli dersler olarak görmekteler ve dersi gerektiği biçimde ciddiye almamaktadırlar. Çoğu zaman öğretmenlerle olan ilişkileri dahi derslerinin sınavdaki ağırlığına göre olmaktaydı. Bu nedenle Din ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri eğer yönetim kademelerinde değilseler, öğrencilerin “gereksiz” bulduğu öğretmen kategorisinde yer almaktaydı. Bu kararla bir ölçüde dersin ve öğretmenlerinin algısı değiştirilmek isteniyor.

İkinci amaç, kaldırılmak istense de varlığını koruyacak olan Dershanelerde bu öğretmenlerin, yada atanamamış Din ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin istihdamı sağlanmış olacak. Böylece bu kararla Din ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri de piyasadaki yerini almış olacaklar.

Öğretmenliğim süresince Din ve Ahlak Bilgisi dersinin zümre üyesi olarak ve sınav komisyonlarında görev aldım. Tesadüf müdür bilemem ama nedense hep böyle oldu. Bunda Felsefe Grubu Dersleri öğretmeni olmamın payı olduğu kadar, bu dersin öğretmenleriyle kurduğum dostlukların da etkisi olmuştur. İtiraf edeyim, Öğretmenler Odasında en iyi anlaştığım öğretmenler nedense hep bu dersin öğretmenleri olmuştur. Ayrıca boş geçen Din ve Ahlak Bilgisi derslerine girmişliğim de vardır. Kur’anı Kerim’in hangi sureyle başladığını bilmeyen, sınav kâğıdına “besmele” ile başlayıp soruları yanlış cevaplayan öğrencilere tanık olmuşluğum da vardır.

Ne diyelim hayırlı olsun! Mesele dindar olmak yerine dindar nesil yetiştirmek olunca bunların olması da bir o kadar doğal.

İnancı öğrenip öğrenmediğimizi de artık çoktan seçmeli soru haline getirdik. Kolay mı sanıyorsunuz?

[email protected]


İlgili yazılar

HEEYYOOO ANNNEEEE…

Bugün öyle damardan bir yazı yazıp seni ağlatmak istemiyorum. Hüzün bulutları kaplamasın evimizi, ocağımızı zira o bulutların yağdırdığı yağmurlarda çok

SANATIN VE SANATÇININ KÖTÜ KADERİ

”Güzel sanatlardaki başarı bütün devrimlerin başarıldığının en kesin kanıtıdır.” Demiş, Mustafa Kemal ATATÜRK… Bu cümleyi kurduğu yıllardaki tarihçiler ve sanatçılar,

Üretilen Kin Karşı Kini Büyütüyor

  Kürt sorununun çözümüne evet. Çünkü Kürt sorunu dediğimiz şey insanların aidiyetlerini, bu aidiyetlerini ifade eden dil ve kültürlerinin ifade

Bir Cevap Yazın