KAMU EĞİTİMİNİN AMACI

Eğitim, diğer kurumlara oranla daha fazla toplumsal sorunlardan etkilenir.

Hatta bizatihi eğitimin kendisi bir olgu olarak sorun merkezlidir. Eğitimden söz açıldığında aslında biz bir sorun üzerinde konuşuyoruz demektir. Çünkü eğitim, insanoğlunun sorunlara çözüm üretme, sorunun karşısında kendi varlığını sürdürme yeteneğini, becerisini geliştirme etkinliğidir. Böyle bir etkinlikte başlangıç vardır, buna karşılık son yoktur. Her zaman daha iyiye yönelme, onu arama vardır.
Eğitim sisteminin sorunlu olması korkulacak yada olmaması istenilen bir durum değildir. O nedenle eğitimimizin sorunlu olması, doğaldır.

Sorun, bu sorunların nasıl ele alındığı, çözümlerin nasıl üretildiği ve eğitim süreçlerinin nasıl yönetildiğidir.

İnsanoğlunun eğitim ve diğer alanlardaki deneyimleri, eğitim sorunlarının nasıl ele alınması, yönetilmesi gerektiği noktasında fizik bilimindeki gibi kesinlik taşımasa da belli ilkeler, yollar, ortaya koymuştur, koymaya devam etmektedir.

Bu ilke ve yolların benimsenmesinde eğitimin özneleri olan çocuklar ile bulundukları toplumun özellikleri önemli ölçüde etkindir.

İnsanoğlunun tarihsel evrimi, bu konuda giderek toplumları bir birine yaklaştırmıştır. Özellikle eğitim için belirlenen amaçlar konusunda bir amaç birliği vardır. Örneğin eğitim için, bütün toplumların paylaştığı amaçlar, bireylerin ihtiyaçlarını karşılayacağı, refahlarını sağlayacağı, haklarını tanıyıp kullanacağı, koruyacağı, kendi yaşamını sürdürebilmesi için mesleki yeteneklerini geliştireceği, kanunların tanıdığı sosyal ve politik eşitliği sağlayabileceği bilgi ve becerileri kazanmasını sağlamak biçimindedir.

Özetle söylemek gerekirse, eğitimin amacı, bireyin, bedensel ve bilişsel gelişimini geliştirmek, ona bunu tek başına yapabileceği özellikler kazandırmak ve düşünceleri üzerinde egemen olmasını sağlamaktır.

Amacı bireyin özgürleşmesi olmayan bir eğitimin, çağdaş eğitim olduğundan söz edebilmek mümkün değildir.

Kamu eğitimi, bireye inanç dayatmaz, benimsetmez. Onu bir dinin kulu yapmaz, belirlenmiş davranışlarla tanrıya yaklaştırma çabası içinde olmaz.
Çocuğun ailesinin bir inanca sahip olması, çocuğunun da bu inancı kendileri gibi yaşamasını istemeleri onların doğal haklarıdır. Ancak bu isteğin, arzunun gerçekleştirileceği yerler kamu okulları değildir. Bir kez bu hakkın kullanımı kamu kurumlarına taşındı mı, birey kendi inancını değil, kamuya yön veren güçlerin inancını yaşamak durumunda kalır. Bu olgu bir arada yaşamayı, inancı üzerinden yıkmayı da beraberinde getirir. İşte bunun içindir ki kamu okulları sadece bir toplumsal olgu yada kurum olarak genel olarak dinin ne olduğunun bilgisini verir.

Günümüzde dinin, bireyin yaşadığı veya üyesi olduğu toplumsal gruplarda yaşanılan bir olgu olmaktan çok toplumsal ve siyasal iktidarın elde edilmesi yönünde araçsallaştırılmış olması, bugünün dünyasında en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.

İnsanlığın aydınlanmayla kazandığı hakikate ulaşmada, inanma nesnesi olmanın ötesinde bir değeri, anlamı olmayan dini dogmaların, değişebilir, test edilebilir, ölçülebilir, reddedilebilir ama asla iman edilemez olan hakikatin yerini alması, araçsallaştırılmış dinin, eğitim yoluyla özgürleşmenin önüne dikilmiş ne büyük bir tehlike olduğunu görmemizi zorunlu kılmakta.

Bir kez daha vurgulamak gerekir ki, bu dinin reddedilmesi değildir. Kendilerini dinle referanslandırarak, dini araçsallaştıran, toplumsal sorunları din üzerinden okumaya çalışan, düşüncelerini reddedilemez hakikat biçiminde sunanlardır, onların toplumda örmeye çalıştıkları düşüncelerdir.

Türkiye’de bugün eğitimin amacını önemli ölçüde bu yönde değiştirmiştir. Üstelik, bunu sadece dinsel düşünce kalarak yapmamaktadır. Güçlü bir piyasalaşma bu değişime eklemlendirilmiştir.

Bunu anlamak için gündemdeki konuları bakmak yeter de artar.
İnsan ve insani değerleri esas alan, özgür yurttaşlar yetiştirmeyi hedefleyen eğitim yerine “küresel piyasaların” ihtiyaçlarını karşılamayı öncelik haline getiren, aidiyetini din ve etnisite ile sınırlandıran bireyleri yetiştirmek isteyen bir eğitim modeli inşa edilmeye çalışılıyor. Bir taraftan da bu yeni girişimci bireye dinsel bilgiler yüklenmek istenmekte.

İşin içinde piyasa ve din birlikte var ise “sömürü düzeni” için tam bir ideal durum yaratılmış olur.

Eleştirel bilincin geriletildiği bir eğitim modelinde piyasa için “kindar ve dindar” nesil, kiniyle yıkan, dindarlığı ile güçlüye teslim olan bir kişiliği temsil edecektir.

“Kindar ve dindar” kişiliğin kuşkusuz hakikati öğrenmek gibi bir sorunu olmayacaktır. Oysa eğitimin temel şartı “hakikatin” öğrenilmesidir.

Aydınlamanın önemli düşünür ve politikacılarından olan Condorcet,20-21 Şubat 1792 yılında Fransa Millet Meclisine sunduğu raporda “hakikatin” öğretilmesi konusuna değinerek, bunu öğretebilmek için kamu eğitimin “her türlü sosyal ve politik otoritenin etkisinin dışında kalmasının, bağımsız olmasının” gerektiğini vurgular. Ancak bunun istenilen biçimde gelişmeyeceğini vurgulayarak bu görevi. Milletin Meclisinin yerine getirmesinin gerektiğini söyler. Ona göre “millet meclisi kişisel çıkardan en uzak kuvvettir”, güçtür.

Bizde de Cumhuriyetin ilk yıllarında Milli Eğitimin oluşturulmasında Condorcet’in düşüncelerinin etkileri görülür.

Farklılıkları gören ama birleştiren değerler ve aidiyetler oluşturmaya çalışan bir eğitim amaçlanmıştır.

İnsanlığın kamu eğitiminde bu düşünceye gelmesinin arkasında büyük mücadeleler, milyonlarca insanın ölümü vardır. Katliamlar, savaşlar vardır. Üstelik çoğunlukla da aynı tanrıya, kutsal kitaba inananlar arasında yaşanmıştır bu olaylar.

Batıdaki örnekleri, özellikle de Fransa’daki örnekleri çok iyi bilinir. O nedenle bunları tekrarlamayacağım. Ama son yıllarda okuduğum, bulunduğumuz coğrafyayı, Irak’ı, Mısır’ı, Libya’yı, Bahreyn’i, Yemeni, özellikle de Suriye’yi ve İran’ı anlamak için herkesin bugünlerde mutlaka okuması gereken bir kitap önererek yazımı sonlandırmak istiyorum.

Farhad Daftary’nin yazdığı Muhalif İslamın 1400 Yılı/ İsmaililer/ Tarih ve Kuram” [http://www.kitapdenizi.com/kitap/4955-Muhalif-Islamin-1400-Yili-Ismaililer-Tarih-ve-Kuram-kitabi.aspx] başlığını taşıyan bu kitap araçsallaştırılmış dinin Tanrı adına öldürmeyi nasıl kutsadığı, bu coğrafyanın insanlarının toplumsal hafızasının bunu mutlaka yeniden hatırlamayı öğrenmesi gerektiğini bize göstermektedir.

Kamu eğitiminin amacını dine kıranlar eninde sonunda masumlarla birlikte kendilerini de yok ediyorlar.

Kapitalizmi dinler ortaya çıkarmadı ki onun ortaya çıkardığı sorunları din çözebilsin. Araçsallaştırılmış din, kapitalizme çocuklarımızı kurban ediyor, bunu anlamak için elinizde tuttuğunuz mushafın kâğıdının, basımının ve elinize ulaşma yollarının hikâyesine kafa yorsanız bunu göreceksiniz.


İlgili yazılar

Enerji de akıl yönetimi?

Güneş ülkesi olan Türkiye ne yazık ki güneşin enerjisinden hiç bir şekilde yararlanamıyor. İspanya’da Madrit’de stadyum büyüklüğünde güneş enerjisi panelleri

Katarlı Sani 53 At Hediye Etmişti!

Yıllardır dünyada sıfır dost politikası uygulayan Türkiye’nin elbette arasından su sızmayan dostları da var. Bunların en başta geleni Katar. Dünya

PES YANİ SAYIN BAŞBAKAN

Sayın Başbakan bu… Günlük söylemlerde bulunmayı alışkanlık haline getirdi. Böyle olunca, dün söylediğini ‘söylemedim’ diyebiliyor. Yaptığını ‘yapmadım’, yapmadığını da ‘ben

Bir Cevap Yazın