Kemal Şahin Bulvarı’ndan aşağı

ORTACA GÜNLÜĞÜ (3)
O bankın üstünde uzun süre oturup düşünüyorum. Ömür dediğin nedir ki, işte yarıdan fazlasını geçtik bile…
Biraz sonra kardeşim Ramazan beni almaya geliyor. Benden iki hafta önce geldi izne. On sekiz yıldan beri Almanya’da yaşıyor. Ortaokul mezunu olmasına karşın kendini çok iyi yetiştirdi. Bilimden, sanata, edebiyata, tarihe, felsefeye; her konuda ne bulduysa okudu. Almanca ve İngilizce’yi çok iyi derecede biliyor…

Ülkemizin içinde bulunduğu durum onu da derinden yaralıyor. Sanki Türkiye’de yaşıyormuş gibi ülkenin sorunlarını yakından izliyor. Dışarıdan daha mı iyi görünüyor ne? Ülkemiz üzerine oynanan oyunları en ince ayrıntısına kadar araştırmış, ulusal reflekslerin köreltildiğini falan anlatıyor yol boyu…

Ortaca’dan Sarıgerme’ye doğru giden yolun adı Kemal Şahin Bulvarı… Rahmetli Kemal Amca ve eşi Pembenaz Teyze, Aksu Köy Enstitüsü mezunudurlar. Ortaca’da binlerce insanın yetişmesinde emekleri vardır. Kemal Şahin Öğretmenimiz iki dönem Ortaca belediye başkanlığı da yaptı. Çok önemli hizmetler gerçekleştirdi.

Bulvar üzerinde vızır vızır araçlar işliyor. Yolun iki kenarında yemyeşil narenciye bahçeleri. Arada bir nar bahçesi de görüyoruz. Nar son iki yıl hiç para etmemiş. Kızıp kökünden söküp atanlar olmuş. Bu yıl fiyatların ne olacağı hala belli değil…
Bölgede çiftçilik tamamen ölmüş. Belli ki bilinçli öldürülmüş. Öyle ya, köylü borçlanmazsa; o güzelim narenciye bahçelerini, zeytinlikleri, tarlalarını neden satsın yabancılara?
Sarıgerme’den başlayarak yer gök beton yapı olmuş. Bizim Mergenli’nin Sarıgerme’ye bakan yamaçları bile imara açılmış. Dağları katman katman düzlemişler. Belli kibrit kutusu gibi yazlıklar kondurulacak. “Eren ağacını bile bile söküp atmışlar” diyor kardeşim. Bizimkiler Türkmen. Yatır, türbe, Eren ağacı inançları var. Kardeşim “Emperyalizm işte böyle çekirge sürüsü gibi çullanır yoksulların üstüne, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını söker alır ellerinden” diyor ve ekliyor: “Sarıgerme’de her taraf 5 yıldızlı otel oldu. Artık yer kalmadı bizim Mergenli’ye doğru dağın kenarından kenarından geliyorlar” diyor.

Bin yıllık yurdundan sökülüp atılan zeytin ağaçlarını düşünüyorum. Muslu Ağabeyin “Dozer ağaçları köklemeye başlayınca ağaçlar koyunlar gibi meledi” sözleri aklıma geliyor. İçim kan ağlıyor çıplak dağlara bakınca, en çok da utanıyorum.
Bu işgal nasıl sona erdirilir? Bunu düşünmek gerekir. En garibi, kendileri yağmacılıktan yana yöneticilerle bu nasıl olur?
Daha dün Urla’da 1. Derece SİT olan bir koyla ilgili kocaman kocaman üniversite hocaları para karşılığı rapor vererek güzelim koyu 3. Derece SİT’e indirip yapılaşmaya izin vermediler mi? Peki şimdi öğrencilerini yüzüne nasıl bakıyor, nasıl içten ders verebiliyor bu Hocalar…
Eylül ayı…
Köye varınca İncircik Dağının başına doğru bir kara bulutun ağdığını görüyorum. Göçmen kuşlar büyütmüşler yavrularını. Kırlangıçların gagalarıyla çamur taşıyarak yaptıkları yuvalar geliyor aklıma. O yuvaların içinde gagaları gökyüzüne açılı yavruların ağızlarına yem bırakmaları. Hepsini gördüm yaşadım… Ekim geldi mi yavrularıyla birlikte Afrika’ya giderler, Nisan’da yeniden gelirler, tıpkı bizim gibi…
Ağustos böceklerinin çoğu sıcakta bağırmaktan çatlayıp ölmüş. Kalanların süngüsü düşmüş. Sesleri pek rahatsız etmiyor insanı. İncir, üzüm mevsimi bitmiş. Çocuklar okul yollarında. Garip ve derin bir sessizlik işlemiş köyün ruhuna…
Anam her zamanki gibi ellerini eteğine silerek karşılıyor bizi. Seksene merdiven dayadı. Sekiz çocuk dile kolay, doğuracaksın, büyüteceksin, okutacaksın, insan içine çıkarıp, evlendirip torunlarını görüp seveceksin…
Uzun uzun sarılıyor. Gözlerimiz sulanıyor. Gerçekten de insanın anası gibisi var mı?
Köyde bu mevsimi çok seviyorum. Buruk bir mahzunluk var insanlarda. Gençlik yıllarımda pamuk toplama mevsimiydi ve düğünler tutulurdu ardı arkasına. Davul zurna sesleri dağları taşları birbirine kavuştururdu. Parayı cebine koyan Ortaca’ya eksik gedik almaya giderdi. Yazın takır takır kuruyan arklar, Eylül geldi mi silme akardı. Sarı bulanık arkın içinden geçen portakalları tutarak yerdik… Ne olacaktı sanki biraz önce ark başındaki ağaçların birinden düşmüş ta buralara kadar gelmişti…
Düğünlerde en güzel elbiselerimizi giydirirdi analarımız ve “Aman kirletmeyin ha” diye uyarırdı. O tozlu yollar mı büyüttü bizi, yoksa, yediğimiz ot çöp mü? Nerelerden nerelere savrulduk. Arkadaşlarım her geçen yıl daha da yaşlanıyor. Fakirlik ciğerlerine tak demiş çoğunun…
Köyümüzün insanlarının büyük bölümü otellerde çalışıyor. Çok değil aldıkları. Ama olsun düzenli bir gelirleri var hiç olmazsa buna da şükür diyorlar. Ne yapsınlar, çiftçilik öldü. Sanayi zaten olmadı. Turizm’de paket turizminin bölgeye çok faydası yok. Turist bir kez para veriyor, otele geliyor, oradan hiç çıkmıyor. Dışarı çıkmayınca bölgedeki esnaf, sanatkâr para kazanamıyor. Kısır bir döngü içinde kıvranıp duruyor insanlarımız.
Eskiden buraların öz sahipleri bizlerdik. Dağlar da bizimdi denizizler de, Dalaman Çayı da… Şimdi öyle değil, dağlar bizim değil, ovalar bizim değil, Dalaman Çayı bile bizim değil. Adam yukarıdan suyu kapattı mı söyleyeceğin hiçbir şey yok…
(Sürecek)


İlgili yazılar

Sivil Darbeden İslam Devletine!

30 Ağustos günü devletin resmi törenlerinde türbanlı emniyet müdürünü hepimize normal bir şey oluyormuş gibi izlettiler. Görüntüyü izleyince ‘eyvah  öngörülerimiz

AÇIKLAMAYI EŞ BAŞKANLAR YAPACAK

Ne oluyor? Nereye gidiyoruz? Terör örgütü lideri ile TBMM’de yemin eden ve ettiği yemine ihanet eden milletvekilleri, Adalet Bakanlığının izniyle

Akıl tutulmasının Nirvana’ya ulaştığı nokta

9 yaşındaki bir çocuğun başındaki türban bu kadar haramı ve ayıbı örtmez, örtemez. Bakanlar kurulundan seri adımlarla çıkıp kürsüye gelirken

Bir Cevap Yazın