“KEMALİZM DEMOKRASİYİ İÇERMEZ”

Yalanlar, Yanlışlar, Yutturmacalar

Demokrasi; kısaca egemenliğin halkta olduğu rejimdir. Cumhuriyet; yöneticilerin seçim yoluyla iş başına geldiği siyasal sistemdir. Ortak yön; seçimdir. Seçime katılım koşulları demokrasinin derecesini gösterir. Demokrasiler; ülkelerin tarihsel gelişimlerine, toplumsal yapılarına, kültürel birikimlerine göre farklılık gösterir. İki kanal vardır.

1) İngiltere kanalı; egemenliği monarkla paylaşır.
2) Fransa kanalı; egemenliğin doğrudan halkta/halkın temsilcilerinden oluşan mecliste olduğu yöntemdir.

Kemalizm; Halkçılık ilkesi ve hâkimiyet-i milliye/millet egemenliği düsturu ile demokrasiyi içinde barındırır. Kemalizm’de demokrasi kendine özgü bir gelişim göstermiştir.

“Yapılan işler akıl denilen bir süzgeçten geçirildikten sonra, muhit denilen bir icabata uydurulduktan sonra tatbik edilirse fayda verir, kök tutar. Zigana Dağının üzerinde portakal ağacı dikilmez. Biz filan millet veyahut falan yerde böyle yapmışlar, biz de aynını yapalım diyenlerden değiliz. Biz memleketimize en uygun, ulus işlerine en elvereni tatbik ederiz.”

düşüncesinden hareket eden ihtilal kadrosu daha ihtilalin ilk gününden itibaren millet iradesini üstün tutmuştur. Bu nedenle Sivas Kongresi’nde Meclis-i Mebusan’ın açılması için İstanbul’a baskı yapılması kararı alınmış, uygulanmış ve meclisin açılması sağlanmıştır. İstanbul işgal edilip demokrasi havarisi kesilen ülkelerce kimi milletvekilleri tutuklanıp meclis çalışamaz kılındığında Mustafa Kemal Paşa bir kez daha seçim sandığını göstermiştir.

Dikkat edelim… Ülke işgal altındadır… İşgalci devletler işgal ettikleri bölgelerde seçim yapılmasına izin vermemiştir… İstanbul Hükümeti ülke genelinde bürokratları eliyle seçimleri engellemeğe adeta azmetmiştir… İşte böyle bir ortamda engeller bir bir aşılmış; örneğin İzmir’de seçim yapılmasına izin verilmeyince Kuşadası’nda yapılan seçimlerle İzmir milletvekilleri belirlenmiş böylece demokrasinin olmazsa olmazı seçim gerçekleştirilmiş, TBMM açılmıştır.

Ulus temsilcilerinin Sivas Kongresi’nde benimsedikleri düşüncenin sonucu olarak I. TBMM’de siyasal partiler kurulmamıştır. Ancak bu durum, muhalefetin olmadığı anlamına gelmez. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının kurduğu I. Grup’un karşısında muhalifler II. Grup’u kurmuş ve oldukça etkili muhalefet de yapmıştır. İktidar ve muhalefet olarak ele alınıp bir değerlendirme yapıldığında bilgi, akıl, zekâ, saygı ve nezaket ilkelerinin en güzel örneklerini veren I. TBMM’deki bu yapı, onun demokratik çehresini de ortaya koymuştur.

Madem bu kadar demokratik bir ortam vardı Mustafa Kemal 1923’te seçimlere giderken neden II. Grupçuları aday göstermedi?

Bu soru günümüzde kimi çevrelerce sıkça sorulmakta, verilen yanıtlarla da Mustafa Kemal’in muhalefeti bertaraf ettiği izlenimi verilmektedir. Sorarım size… Hangi demokraside bir lider kendisine muhalefet edenleri kendi listesinden aday gösterir? 1923 seçimlerine gidilirken ihtilal zaferle sonuçlanmış, sıra devrimlere gelmiştir. Asıl mücadele şimdi başlayacaktır. Bu, çağdaşlaşma mücadelesidir. Mustafa Kemal, bir siyasi grubun lideri olarak seçim bildirisini yayınlamış, öngördüğü programında birlikte ve uyumla yürüyebileceği yol arkadaşlarını belirlemiştir. Muhalefet de aynı yolu izleyebilir, seçimlere girebilirdi. Zira, önlerinde herhangi bir engel yoktu. Yapmadılar. O halde Mustafa Kemal nasıl suçlanabilir?

Kaldı ki Terakkiperver Cumhuriyet Parti’si de muhalefetin katılmadığı seçimlerle oluşan II.TBMM’de doğmamış mıdır?

Demokrasilerde eşit ve genel oy esastır.

Batı demokrasileri kısıtlı oydan genel oy sistemine geçebilmek için büyük bedeller ödemiştir. İngiltere’de 1832’de 20 yaşın üstündeki nüfusun ancak %5’i oy kullanabilmiştir. Bu yıl yapılan reformla seçim tabanı %7’ye çıkarılmış, 1914’te ise nüfusun ancak %30’u oy kullanabilmiştir. Ancak, vergi vermeyenlerin ve kadınların oy hakkı yoktur.

Amerikada Poll-tax sistemi yani dolaylı yoldan zencilerin oy hakkını kısıtlayan sistem ancak Şubat 1964’te kaldırılabilmiştir. Bu sistemde oy verebilmek için 1-5 dolar arası seçim vergisi ödenmesi istenmektedir ki mali durumları çok düşük olan zenciler bu uygulama ile oy hakkından yoksun kılınmıştır.

Oysa Mustafa Kemal daha 1923’te vergi versinler vermesinler seçme yeterliliğine sahip herkesin oy vermesini sağlamıştır. Bu demokrasi değil de nedir? 1923’te seçmen yaşı düşürülmüş, vergi koşulu kaldırılmıştır. Yani taban genişletilmiştir.

1931 seçimlerinde bağımsız milletvekillerinin Meclis’te yer alması için önemli bir adım atılmıştır. CHP, 22 ilden 30 bağımsız milletvekili seçilebilmesi için bu illerde listesini boş bırakmış, adaylardan cumhuriyetçi ve milliyetçi olmalarını ama CHP programı dışında bir programla seçmenlerinin karşısına çıkmasını istemiştir. Bu, demokratik bir tavır mıdır? Evet.

1935 seçimlerine giderken işçilerin ve köylülerin TBMM’de temsili için halkçı bir adım daha atılmıştır. Kazan köy muhtarı olan Satı (Çırpan) Hanım aday gösterilmiş ve milletvekili seçilmiştir. Aynı yıl yapılan seçimlerde Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa gibi muhalif olanlar bağımsız olarak seçilirken Berç Türker, Dr. Taptas, İstamat Zihni Özdamar, Abravaya Marmaralı gibi gayrimüslim yurttaşlarımız da bağımsız olarak CHP ikinci seçmenlerinin desteği ile Meclis’te yer almışlardır. Yelpaze biraz daha genişlemiştir.

1935 seçimleri bir başka açıdan daha önemlidir. O güne değin millet egemenliği; erkek milletin egemenliğidir. Bu seçimlerde kadınlar milletvekili olarak ilk kez seçimde yer almış, 17 kadın seçimleri kazanmış ve Meclis’e gelmiştir. Ara seçimlerde Çankırı’dan Hatice Özgener’in katılımıyla da sayıları 18’e yükselmiş, kadını ve erkeği ile milletin tam egemenliği sağlanmıştır.

Dikkat edelim kadınlarına bu hakkı Türkiye’den önce veren iki ülke vardır. ABD’de 1920’de, İngiltere’de 1928’de kadınlar seçilme hakkına kavuşmuştur. Buna karşın Fransa 1944’te, İtalya 1946’da, Belçika 1948’de kadınlarına bu hakkı vermiştir.

Bu gerçeği göz ardı eden kimi çevreler yalnızca ABD ve İngiltere’yi ele alarak Türkiye’nin geç kaldığını söyleyebiliyor. Bilmiyorlar ki eğer bu bir “geç kalışsa” bu geç kalış da Mustafa Kemal Paşa’nın demokrasiye olan sadakatinden kaynaklanmıştır. Zira O, TBMM’nin iradesine boyun eğmiştir. Nasıl mı? Anlatayım…

1924 Anayasa taslağında “Her Türk seçme hakkına sahiptir” hükmü yer almıştır. Anayasa eğer Meclis’ten bu şekilde geçse idi kadınlar da bu hakka sahip olacaklardı. Ne var ki Meclis görüşmelerinde muhafazakârlar maddeye itiraz ettiler ve madde “Her erkek Türk” diye değiştirildi. Muhafazakârlar, zaferlerini alkışlayarak kutladılar. Günümüzde ‘demokrat’ olarak tanıtılan II. Grup üyelerinden Hüseyin Avni (Ulaş) Bey, kadınlara verilmek istenen siyasal haklara; bu hakların “verilecek değil alınacak bir hak” olduğunu, “zamanının henüz gelmediği”ni söyleyerek ve kadınların siyasal haklarını kullanacak kadar “tekâmül/olgunluk” etmediğini vurgulayarak karşı çıktı. Buna karşın Recep Peker ‘Kadını yok saydınız, utanın ve bari alkışlamayın’ diyerek isyanını ortaya koydu. Her zamanki güzel Türkçesi ile ‘Analarınızın, bacılarınızın başında tepiniyorsunuz’ diyerek tepkisini dillendiren Tunalı Hilmi Bey ise “feminist” olmakla suçlandı, “milletin hassasiyetleriyle oynamaması ” ve “şeriata hürmet etmesi” konusunda uyarıldı (TBMM ZC, D. I, C.28, s.328-341).

Eğer Mustafa Kemal demokrasiye inanmamış olsaydı, diktatör olsaydı 1924’te kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahip olacaktı.

Mustafa Kemal Atatürk yaşamdan ayrıldığında Türkiye’yi demokratik hukuk devletine taşıyacak temeli atmıştı. Demokrasinin eksikleri olduğunu da kabul ediyordu. 1933 yılında yaptığı konuşmada ‘Biz Cumhuriyeti kurduk. O, on yılını tamamladı. Demokrasinin eksikleri zaman içinde tamamlanacaktır’ diyen Mustafa Kemal Paşa attığı her adımı Meclis’in onayı ile gerçekleştirdi. Devrimler, Türkiye’de demokrasiyi yeşertecek, kökleştirecek bir kuşak yetiştirmeye yönlendirildi. Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları haklarını, görevlerini, demokrasiyi bilmeyen, verdiği ‘oy’un değerini kavramamış olan bireylerle demokrasiye ulaşılamayacağını deneyimlemişlerdi. Önce bireye demokrasi kültürünü kazandırmak gerekiyordu.

Ünlü tarihçi Wells “Seçim kulübelerinden önce mektep gerekir” demişti. Atatürk ve arkadaşları hem çağdaş eğitimin temellerini attı hem de millet iradesini egemen kılacak seçim kulübelerini çalıştırdı.


İlgili yazılar

Benden selam söyle mabet fahişelerine

Ve yine övgüler dizilecek kadınlara, kadınların azınlık olduğu erkek idaresindeki salon toplantılarında nutuklar atılacak. 1857 yılında Newyork’lu dokuma işçisi kadınların

YARATTIĞI BATAKLIKTA ÇIRPINDIKÇA BATIYOR!

SOSYAL MEDYADAN SEÇMELER: Nazlı Ilıcak: “… Bizzat Sayın Başbakan’a sesleniyorum Bizim de alnımızda salak yazıyor!…” ———- Eski Bakan Erdoğan Bayraktar:

TAYYİP-ÖCALAN İNTİKAM KARDEŞLİĞİ

1 Mart 2013’ü unutmayın. Demokrasi, barış, kardeşlik diyerek bölünme tohumlarının atıldığı, Amerika’nın BOP projesinin en önemli dönüm noktası olan Büyük

Bir Cevap Yazın