Kötüler Tanrı’yı Tanrı Da İyileri Kullanır

Özgürlük kavramının, düşünce yetisine sahip her insanın bakış açısına göre birçok anlamı ve tanımı vardır. Biz özgürlüğün doğmalara karşı savaşımını ele alacağız. Nedir özgürlük?

1. Kişiler için özgürlük; Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan, serbest, hür düşünmeye engeli olmayan; kendine özgü davranış sergileyen, kendi başına karar verebilen duygu ve düşüncelerinde serbestçe ifade biçimidir. Diğer bir ifadeyle duygu ve düşüncenin serbestçe hareketidir.

2. Ülkeler için özgürlük; Yönetim bakımından yabancı bir egemen gücün etkisi altında bulunmayan, başka bir yönetime bağlı olmayan, hür, ekonomik ve siyasi bakımdan kendi gereksinimini karşılayan bağımsız olan ülke.

3. Özgürlük aynı zamanda sorumluluktur. Bu sorumluluk sırasıyla önce kendisine, sonra ailesine, ülkesine ve nihayetinde insanlığa karşı olan sorumluluktur. Ve bu sorumluluk özde olmalıdır.

Bugün Afrika’da ve Güney Amerika’da özgür olan ülkeler var. Ama ne kadar özgürler?

Özgürlüğü, kişinin hiç bir baskı ve engele maruz kalmadan bilgi edinmesi, kendi dilini kullanabilmesi ve dinini seçebilmesi, edindiği bilgileri değerlendirmesi sonucu bir karara varması, düşünceleri sebebiyle suçlanmaması ve yargılanmaması olarak da tanımlayabiliriz.
Tanımdan anlaşılacağı gibi düşünce özgürlüğü, bilgi edinme, sonuca varma ve elde ettiği bu sonuçları özgürce açıklayabilme davranışlarını içinde barındırmaktadır. Her özgürlüğün bir sınırı olduğu gibi düşünce özgürlüğünün de bir sınırı vardır.
Düşüncenin eyleme geçmesi aşamasında egemen güçler; yönetim ve egemenliklerini sıkıntıya sokacağı düşüncesiyle özgürlüklere karşı önyargılı yaklaşım sergilemişlerdir. Bu durum insanlığın başlangıcından itibaren dijital devrim dediğimiz bilişim çağına yani günümüze kadar sürmüştür. Ama en çok da endüstri devriminin başlarında etkin olmuş bir çatışmadır. Dijital devrim çağı olarak tanımladığımız çağımızda özgürlüklerin kısıtlanması artık kabul görmüyor. Kaldı ki mümkün de değil.
Özgürlüklerin kısıtlanması için yapılan baskı da artık her kesim tarafından şiddetle eleştiriliyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tanımıyla “Düşünce Özgürlüğü”:

1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, aleni veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak sureti ile dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.

2. Dinini veya inançlarını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin kamu düzeni, sağlığı veya ahlakının ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda gerekli önlem olarak ve yasa ile sınırlanabilir.

Avrupa’da düşünce özgürlüğü bu madde ile koruma altına alınmıştır.
Düşünce özgürlüğü sadece günümüzde değil yüzyıllardır tartışılan konuların başında gelmektedir.  Düşünce özgürlüğü ile düşünceyi açıklama yani ifade özgürlüğü arasında ayrım yapılamayacağı çoğunlukla kabul edilmiş bir görüştür. Kişinin iç dünyasını ilgilendiren ve dışarı vurulmayan düşünce hiçbir sistemde cezalandırılmamıştır.

Dışa vurulmayan bir düşüncenin, duygunun, ifade veya davranışın özgürlük yani, “düşünce özgürlüğü” olarak tanımlanması söz konusu olamaz. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan duygu, düşünce veya davranış biçimlerini özgürce ifade etmelerinden kaynaklanır. Kısaca ifade veya açıklama özgürlüğü var olmadıkça, düşünceler bilgilenmeye yarayan özgürlükler ve kanaat özgürlüğü bir anlam taşımaz.

Düşünce özgürlüğü ve davranış, eğer dışarıya vurulmamışsa mutlak koruma altındadır. Ancak anlatılmayan ve paylaşılmayan düşünce ne kadar toplum ve insanlık yararınadır?
Aslolan düşünülenin paylaşılmasıdır?

Düşünceyi bu şekilde açıkladıktan sonra; düşüncenin aydınlanma çağından bugüne devam eden doğmalara karşı savaşı, egemen güçlere rağmen kararlılıkla ve yükselen bir ivmeyle devam etmektedir.

Peki dogma nedir?

Değiştirilemez ve tartışılamaz ilkeleri, çeşitli öğretiler ve inançlar sarmalı olan, asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak gerçek olduğunu, incelemeye, araştırmaya veya tartışmaya gerek olmadığını savunan anlayışa verilen isimdir.

Dogmalar temelde skolâstik bir anlayıştır. Ortaçağ Avrupası’nda kilisenin ve diğer dinlerin etkisiyle hâkim olan yeniliğe kapalı baskıcı bir düşünce sistemidir. Her düşüncenin en doğrusunun mistik bir akımın, kilise ve dini kurallar ışığında sonuçlanacağına inanır. Ortaçağ karanlığı denilen durum bu düşünce sisteminin hâkimiyeti altındaki Avrupa da ortaya çıkmış, bilimin ve sanatın gelişimini engellemiştir.
Bu dönemde bilim ve sanatla ilgilenenlere “cadı” ve “büyücü” gözü ile bakılmış “şeytan” sıfatı bile yakıştırılmıştır. Engizisyon adı verilen mahkemelerde yargılanan onlarca aydın skolastik düşünce kurbanıdır.

Yalnız unutulmaması gereken bir şey baskıcı sistemlerin her ne olursa olsun varlıklarını sonsuza dek sürdüremeyeceği ve elbet bir karşı güç bulacağıdır. Bu düşünce sisteminin hakim olduğu ortamda gelişen reform ve rönesans hareketleri skolastik düşüncenin dogmalığından Avrupa’nın kurtuluşunda etkili olmuştur. Bir çeşit antitezi oluşan skolastik düşünce tezliğini yitirerek ortadan kaybolmuş ve yeni çağ ile kilisenin de toplum yaşamındaki etkileri olabildiğince azalmıştır.

Günümüzde Batı dünyası veya Avrupa kıtası demokrasi, laiklik, eşitlik ve özgürlük gibi kavramların yanında sanatın beşiği olarak görülüyorsa bu durumunu skolastik düşünce ile olan savaşını kazanmasına ve dogmatizm kurbanı olmamasına borçludur. Oysa dogmatik anlayış; kendi fikir ve iddiasının mutlak doğru olduğunu tartışılmaması, karşı konulmaması ve değiştirilmemesini savunur.
Özellikle metafizik, yani deney dışı ve tartışılamayan öğretilerin tümü dogmatik öğretilerdir. Zaten bir başka anlatım ile dogmatizm, aklın kesin ve mutlak bir değere sahip olduğunu böylece mutlak bilgi ve varlığa ulaşılabileceğini ve bunun sonucu olarak da bilginin metafiziğinin mümkün olduğunu ileri süren felsefi akımdır.

Dogmatizme ilkel inançlardan modern bazı felsefi sistemlere kadar her yerde rastlanabilir. Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır, zira farklı düşüncelere ve bakış açılarına yer olmadığı gibi, dogmatizmde deneyle kanıtlama da kabul edilemezdir. Özellikle ortaçağda dogmatizm zirve noktasına ulaşmıştır; deneylerle kanıtlanamayan kurallar, engizisyon işkenceleriyle kanıtlanmaya çalışılmıştır.

Çağımız tüm devrimlerin, ayaklanmaların, toplum-içi savaşların, karşı devrimlerin -yasaların ve/veya kısıtlamaların insan hak ve özgürlükleri adına yapılması, dogmalara karşı, özgürlük adına verilen savaşların temelinde insanca yaşamak ve insanca saygı gelmektedir. Bu savaşın başlaması sanayi devrimiyle beraber yürümüş ve gelişmiştir.

İtalyan filozof, rahip, gökbilimci ve okültist olan Giordono Bruno dediği gibi “Kötüler Tanrı’yı, Tanrı ise iyileri kullanır!…”

Ne yazık ki bu özgürlük ve dijital çağda bile kötüler hala Tanrı’yı kullanmaya devam ediyor.

 

 


İlgili yazılar

BAŞBAKAN NEREDE DURACAK

Sayın Başbakanı anlayan lütfen beri gelsin. Şimdi de diline doladığına bakın. “Bu ülkede selamünaleyküm, elhamdülillah, inşallah diyenler hor görüldü.” Allah

Yaşanmışlık itirafı!

O bir insan…İsmi şimdilik saklı kalsın. O’nun yaşam tutkusu inancı tesettürle bütünleştiği büyük bir kentteydi. Sosyal altyapısıyla hoşgörü kültürünün uyum

DUYAN VAR MI

Ülkemizde neler yaşanıyor neler. Toz toprağa, at izi it izine karışmış, gidiyoruz kıyamete. Vatandaş mı? “Neler olduğu, ülkenin nereye gittiği

Bir Cevap Yazın