“KÜRTÇÜLÜK SORUNU”

Bir yanda kardeşlik türküleri,

Öte yanda zehirli sözler…

Bir yanda barış umutları,

Öte yanda umutlara düşürülen gölgeler…

Şimdi Dersim üzerinden Kürtlere soykırım iddiaları…

Hadi tarihe göz atalım…

Olanı, olduğu gibi yazalım.

Kararı öyle verelim…

Dersim’den yola çıkalım ve “Kürtçülük Sorunu”nu ele alalım.

Dersim: merkezi otoriteye karşı olanların sığındıkları bir korunak. Tarih böyle söylüyor.

• Selçuklulara karşı ayaklanan Harizmiler,

• İlhanlılardan kaçan Türkmenler,

• Şah İsmail yanlısı olduğu için Yavuz Selim’in cezalandırdığı aşiretlerden arta kalanlar hep bu bölgeye sığınmışlar.

Aşiretler, 16. yüzyıldan itibaren merkezi yönetime karşı açıkça tavır almaya başlıyor.

Yıl 1849-1850… I. Abdülmecit dönemi. Dersim’de “tedib/edeplendirme/haddini bildirme ve ıslah” hareketi başlıyor.

1863’te bölgedeki asayişsizliğin nedeni olarak görülen Hüseyin Bey Vidin’e sürülüyor.

1875’te Ahmet Muhtar Paşa’nın tedib hareketi başlıyor. Hükümet, 5000 kişilik orduya sahip Şeyh Süleyman’a yanaşamıyor bile.

1877’de, Osmanlı-Rus Savaşı sürerken, Dersim ağaları Ruslara yardım öneriyor.

Nakşibendi Şeyhi Ubeydullah’ın örgütlediği ilk milli nitelikteki Kürt isyanı 1880’de başlıyor. Şemdinan’da 220 aşiret reisini toplayan Ubeydullah isyan hazırlıklarının sürdürürken Rus Çarı, Mısır Hidivi ve Mekke Emiri ile bağlantıya geçerek kuracağı Kürt devleti için destek istiyor. İsyan başarıya ulaşamıyor.

Bu arada Doğu Anadolu’daki Ermeniler arasında milliyetçi hareketler ayrı bir devlet kurma yönünde hız kazanmıştır. II. Abdülhamit bu gelişmenin önüne geçmek ve Kürtlerin de bu akımlara kapılmalarını önlemek amacıyla 20 Ekim 1890’da çıkarılan bir yasa ile Hamidiye alaylarını kurar. Bu alayların komutanlıklarına tamamı Sünni olan Kürt aşiretlerinin reislerini getirir. 1908 yılında Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra İttihatçıların verilen rütbeleri geri alması ve alayların yapılanmasında değişikliğe gitmesi özellikle aşiret ileri gelenleri arasında huzursuzluğa yol açacaktır.

1800’lü yıllar boyunca süregelen Kürt hareketleri ve isyanlarında daha çok aşiret ilişkileri ön planda iken 1900’lü yıllara doğru milliyetçi akım kendisini gösteriyor. Avrupa’daki ulusçuluk akımının etkisiyle ulusçu istekler Ortadoğu’nun diğer etnik topluluklarında olduğu gibi Kürtler arasında da yaygınlık kazanmaya başlıyor.

1893-1905 arası Dersim yine karışıyor. Kışlalara, karakollara saldırılar artıyor. Babıâli tedip ve ıslah hareketi yapmayı düşünüyor ama yapamıyor. 1903’te Mutasarrıf Arif Bey şekavetin nedenleri ve çözüm önerilerini içeren bir rapor hazırlıyor. Bakın ne diyor…

• Silahlar toplanmalı

• Seyit, dede, ağa gibi fesat çıkarıcılar Fizan, Trablusgarp gibi uzak yerlere sürülmeli, dönmemeli.

• Suçlular adalete teslim edilmeli o kanalla cezalandırılmalı.

• Temizlik harekâtı tamamlandıktan sonra hızlı bir imar planı uygulanmalı; kışla, yol, köprü, hükümet binaları yapılmalı

Dersim’de aşiretlerin başkaldırıları şiddetlenince 1907’de Koçuşağı, 1909’da Haydaranlılar tedip ediliyor. 1911’de Keçel, Haydaran ve Abbasuşağı aşiretleri üzerine harekât yapılıyor. Köyler tahrip ediliyor. 1914’te Sin’de benzer hareket var.

I.Dünya Savaşı sırasında Dersim’de işler daha da karışıyor. 1916’da Kureyşan aşireti Nazımiye’yi işgal ederken Hozat bölgesindeki aşiretler de Hozat’taki mutasarrıf merkezini işgal altına alarak tehditlere başlıyor.

Bu arada Ruslar/Ermeniler doğuda ilerliyor. Türk kıtaları Ruslar karşısında çekilirken “Dersimliler” ordu depolarından silah ve cephane gasbediyor. Ve hükümet Rus saldırısı sürerken Dersim’de tedip harekâtına karar veriyor. Nisan ayında başlayan harekât geçici de olsa sükûneti sağlıyor.

Ve Milli Mücadele…

İngiliz ve Fransızlardan destek gören Kürt cemiyetleri birer birer örgütlenmeye başlıyor. Kürt Teali ve Kürdistan Muhibban cemiyetleri “Kürt sorunu”nu gündeme getirmeye başlıyor. 1918’de kurulan Kürdistan Teâli Cemiyeti, Kürt ve Kürdistan konusunda en etkin örgüt. Kurulduğu ilk hafta içinde Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile bir anlaşma yapıyor. 28 Aralık 1918′ de imzalanan bu anlaşmada özerk bir Kürdistan kurulması öngörülüyor. Böylece Osmanlı merkez yönetiminde kendisine büyük bir destek bulan cemiyet çalışmalarına hız veriyor.

Kürt Teali Cemiyeti üyesi –Şeyh Sait İsyanından idam edilen- Seyyit Abdülkadir yabancı elçilikleri dolaşarak destek arıyor. Ne için? Wilson prensipleri çerçevesinde bağımsız bir devlet kurmak için.

Seyyid Abdülkadir, 2 Ocak 1920’de İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Caltrop’a gidiyor. Erzurum, Van, Bitlis, Harput, Diyarbakır ve Musul ilerinde Kürtlerin çoğunlukta olduğunu, Ankara, Konya, Adana ve Halep’te çok sayıda Kürt yaşadığını söylüyor ve İngiliz mandası altında özerklik istiyor…

Aynı günlerde Paris’te yenik devletlerle yapılacak barış anlaşmaları hazırlanmaya başlıyor.

Kürtlerin temsilcisi Şerif Paşa ile Ermenilerin temsilcisi Bogos Nubar Paşa konferansa “Kürt halkının istemleri üzerine” ortak bir nota sunuyor. Tek manda altında iki devlet kurulmasını talep ediyorlar.

10 Ağustos 1920… Sevr Antlaşması’nın 62. maddesi Kürtlerin yaşadığı bölgelere özerklik tanıyor, 64. madde ise Milletler Cemiyeti’ne başvurup bağımsızlık istedikleri takdirde Türkiye’nin bu bağımsızlığı kabul edeceğini söylüyor.

Ve arkalarına İngiliz ve Fransız desteğini alan Kürt aşiretlerinin isyanları başlıyor… Ali Batı, Cemil Çeto, Milli Aşireti ve nihayet Koçgiri… Mayıs 1920’de ayaklanan Cemil Çeto Kuva-yı Milliye’yi dağıtacağı söylemi ile isyanı başlatıyor, Milli Aşireti ise BMM’ne karşı hareket ettiği söylemi ile 1 Haziran 1920’de ayaklanıyor. Bastırılıyor ama TBMM Ordularının cephesini genişleten öldürücü isyanlar oluyor.

Özellikle Koçgiri…

Daha TBMM açılırken hem Koçgiri hem de Dersim aşiretinin ileri gelenleri meclisi tek bir koşulla destekleyeceklerini bildirmişler. Koşulları; “Kürdistan”ın özek bir yönetim sayılması…

TBMM bu isteklere itibar etmeyince de düşmanla birlik olmuşlar…

Yıl 1921… Ortadoğu’daki emelleri için Batı’da Yunan’ı Türkler üzerine salan İngiltere, İnönü’de aldığı ilk yenilgiden uslanmamış… Yunan ikinci kez İnönü önlerinde. Az sonra Kütahya-Eskişehir savaşları başlayacak.

TBMM orduları İnönü’de Yunan ile çarpışırken Doğu’da Koçgiri ayaklanması başlıyor. Elebaşıları Alişan ve Haydar kardeşler. Baytar Nuri ve Alişir de yaptıkları propaganda ile destek veriyorlar. Zara’da Culfa Karakolu’na yapılan baskınla ayaklanma başlıyor. TBMM Hükümeti önce, Danıştay üyesi Bitlisli Şefik Bey gibi bölgede sevilen kişilerden oluşan heyetler gönderiyor. İkna etmeye çalışıyor. İkna olmuyorlar. Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa bölgeye gönderiliyor.

İsyan nedeniyle süvari birliklerinin önemli bir kısmı II. İnönü savaşına katılamıyor. İsyancılar TBMM Hükümetine gönderdikleri telgrafla İstanbul Hükümetince kabul edilen Kürdistan’ın özerkliğinin Ankara Hükümetince de kabul edilmesini, bu konuda ivedi yanıt verilmesini, Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtlerin salıverilmesini, Kürt çoğunluğun bulunduğu illerden Türk memurların çekilmesini ve Koçgiri yöresine gönderilen birliklerin geri alınmasını istiyorlar.

Mustafa Kemal ve arkadaşları Yunan karşısında Türk ordusunun gücünü zayıflatan isyancılara taviz vermiyor. 45 bin kişilik Kürt milisleri ile üç ay süren çarpışmanın ardından Nurettin Paşa ayaklanmayı bastırıyor. 17 Haziran 1921’de Alişan ve arkadaşları teslim oluyor. 17 idam.

Ayaklanma ve bastırılma biçimi TBMM’nde yapılan gizli celsede tartışılıyor. Kürt milletvekilleri isyancılara çok sert davranıldığı için Nurettin Paşa’yı eleştiriyor. Paşa, Merkez Ordu Komutanlığından alınıyor. Ancak bununla yetinilmiyor on neden gösterilerek yargılanması isteniyor. İstek Erzincan milletvekili Emin Bey’den geliyor. Nurettin Paşa suçlandığı on maddeyi gerekçeleri ile açıklayan bir rapor hazırlayarak belgeleriyle birlikte Mustafa Kemal’e sunuyor. Mustafa Kemal raporu okuduktan, belgeleri inceledikten sonra TBMM’nin vermiş olduğu kararı ağır buluyor. Ve bu kanaatini 16 Ocak 1922 günü gizli celsede milletvekilleri ile paylaşıyor. Sonuçta TBMM Nurettin Paşa’yı ordu komutanlığı görevine iade etmiyor ama yargılamaya da gerek görmüyor.

Sırası gelmişken ilgililer Dersim milletvekili Hasan Hayri Bey’in gizli celsede yaptığı konuşmayı okumalılar. Kürtlerin Harzem’den gelen Türkler olduklarını, içe kapanarak eşkıyalığa başladıklarını, Kürt kimliği fikrini emperyalistlerin desteklediklerini Hasan Hayri Bey söylüyor.

Atatürk’ün Kürtlere özerklik verdiği masalının kaynağı nedir?

Emperyalistlerden İngiltere ise Koçgiri görüşmeleri sırasında 10 Şubat 1922 tarihli gizli celsede Kürtlere özerklik verecek kararlar alındığını, özerk yönetimin Van, Bitlis, Diyarbakır vilayetleri, Dersim sancağı ile bazı nahiye ve kazaları içine alacağını iddia ediyor.

Doğru mu bakalım…

Koçgiri görüşmeleri 3-4-5 Ekim 1921 ve 16-17 Ocak 1922 tarihlerinde yapılıyor. Onlarda bu iddiayı kanıtlayacak en ufak bir iz yok. 10 Şubat 1922’de ise oturum yok.

“Çamur at izi kalsın” hesabı, İngilizlerin bu iddiası zamanla Atatürk’ün Kürtlere özerklik verdiği söylemine dönüşüyor. Hatta o günlerde yürürlükte olan 1921 Anayasası da kanıt olarak gösterilerek anayasaya uygunluğu da dillendiriliyor. Oysa 1921 Anayasası Kürtlere özerklikten bahsetmiyor. İllere bir çeşit özerklikten söz ediyor.

Madde 11 şöyle der: İl, yerel işlerde manevi kişiliğe ve özerkliğe sahiptir. Dış ve iç siyaset, şeriat, adalet ve askerlik işleri, uluslar arası ekonomik ilişkiler ve hükümetin gelen vergileri ile yararlanılması birden fazla illeri kapsayan hususlar dışında, BMM’nin kabul edeceği yasalar gereğince evkaf, medreseler, eğitim, sağlık, ekonomi, tarım, bayındırlık ve sosyal yardım işlerinin düzenlenmesi ve yönetimi İl Kurullarının yetkisi içindedir.

Bu anayasanın hükmü de 1924 Anayasasının kabulüne kadar sürer. Bu tarihten sonra yerel yönetimlere tüzel kişilik tanınır.

Emperyalistler Lozan’ın rövanşını almak için bileniyor…

Koçgiri isyanından sonra Kürt ayrılıkçı hareketi sessizliğe bürünür. Lozan’da itilaf devletleri Kürtleri azınlık olarak saymak ister ama İsmet Paşa ve Rıza Nur’un direnci karşısında oyun suya düşer. Kürt ya da Kürdistan konusu Lozan’da gündeme bile alınmaz. Ne var ki suskunluk kısa sürer. I. Meclis’te milletvekili olan Cibran aşireti ağalarından Yusuf Ziya ile Halit Beylerin öncülüğünde 1923 yılında Erzurum’da Azadi adı ile yeni bir cemiyet kurulur. 1924 yılında ilk kongresini yapar, iki önemli karar alır.

• Doğu Anadolu’da bütün aşiretlerin katılacağı bir isyan yapılacak ve bunu takiben bağımsızlık ilan edilecektir. Mayıs 1925 isyan tarihi olarak belirlenir.

• Dış yardım gereklidir. Yardım yapması beklenen devletler arasında Suriye’deki Fransızlar, Irak’taki İngilizler ve Ruslar vardır.

Azadi Teşkilatı Şeyh Sait İsyanı’nın başlamasında etkili olduğu gibi Ağrı Ayaklanmasını başlatacak olan Hoybun Örgütü ile de birlikte hareket edecektir…

Türkiye Cumhuriyeti’ni uzun süre uğraştıracak ayaklanmalar böyle başlayacak, çözüme yönelik raporlar, raporlar ışığında alınan askeri önlemler bir dizi yakınma ve suçlamaya dönüşecektir.

Haftaya devam edeceğiz…


İlgili yazılar

Mavi Vatan

Şapka ve kıyafet inkılâbı yaklaşırken Kastamonu’ya “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da” diyen büyük önder Ata’mızın askerlerinden olan Emekli Amiral Sn.

DİRENEN GENÇLİĞE…

Türkiye önemli ve tarihi günler geçiriyor. Başta ODTÜ’lüler olmak üzere, üniversite gençliği totoliter, otoriter yönetime, sultan-padişah Tayyip’e direniyor. Çok da

Cumhuriyet Namusumuzdur

Cumhuriyet düşüncesi O’nda hep vardı. Daha askeri okullarda başlayan bir sevdaydı Cumhuriyet. 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da not bile ettirmişti. Kongrenin

Bir Cevap Yazın