Kutuplaşmanın ekonomisine odaklanmalıyız

 

AKP’nin 12 yıllık iktidarının getirdiği noktayı genel olarak kutuplaşma kavramıyla tanımlıyoruz. Gelinen noktada kutuplaşma kavramının yeterli bir tanımlama olup olup olmadığını tartışmalıyız.

Kutuplaşmayı anlatırken hukuk düzenindeki çarpıklığı, kültürel düzeydeki bölünmüşlüğü, siyasal ideallerdeki ayrışmayı dile getiriyoruz. Nedense kutuplaşmanın üzerinde yükseldiği ekonomi üzerine kafa yormuyoruz.

Eğer kutuplaşma, ekonomik bir temele oturmamışsa geleceğimiz için hala iyimser olabiliriz. Yok, eğer kutuplaşma kendi ekonomisini yaratmış ise yaşadığımız süreci kutuplaşma olarak tanımlamak ne kadar doğrudur?

Türkiye’nin yaşadığı kutuplaşmanın ne kadar derinleştiğini, kutuplaşan taraflar arasındaki sınırların ne olduğunu ekonomik faaliyetler üzerinden anlayabiliriz.

Ekonomik faaliyetlere odaklanmış bur kutuplaşma analizi, aynı zamanda kutuplaşmanın sosyolojik temelini de görmemizi sağlar. Sadece bununla da kalmaz kutuplaşmanın nasıl başladığını da bize gösterir.

Özellikle, kutuplaşmanın varlığından söz edebilmek için önce toplumsal bir çözülmenin varlığından söz etmemiz gerekir.

Emre Kongar yıllar önce sosyolog kimliğiyle toplumsal çözülmeden bahsedebilmek için şunların olması gerektiğini yazmıştı:

• Birey ve/veya sosyal grupların topluma dahil oldukları bilincine varamamaları,

• Toplumda işbölümü ve sosyal farklılaşmanın gelişememesi,

• Birey ve toplum çıkarlarının birbirine karşıt zannedilmesi,

• Geleneksel yapı ile modern yapı arasında denge ve uyumun kurulamaması. (Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları)

Kutuplaşmaya giden yolda iki kavramdan daha söz etmemiz gerekiyor: “Sosyal dışlanma ve ötekileşme”.

Toplumsal çözülme, beraberinde sosyal dışlanma ve ötekileşmeyi de getiriyorsa, kutuplaşma ayrışmaya doğru giden yolda üzerinde yükseleceği, ekonomik ve sosyal zemini bulmuş demektir. İşte o zaman kutuplaşma, bugünden yarına bir iki siyasal seçimle ortadan kaldırıla bilinecek bir olgu olmanın dışına çıkmış demektir.

Bu gerçeği dikkate aldığımızda önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimini kutuplaşmaya “devam mı/tamam mı” seçeneğine indirgenmenin sadece iyi niyet olmanın ötesinde bir anlamının olmadığını söylememiz gerekiyor.

Kutuplaşma tartışması şu anki haliyle görünüme odaklanmış durumda.

Kutuplaşmayı şu anda aidiyetler üzerinden görüyoruz. Çünkü gündelik yaşamımıza daha çok bu özelliği ile müdahale ediyor.

Bir tarafta Kürt, Türk, Çerkez, Laz vb gibi etnik aidiyetler var. Diğer tarafta Sünni-Alevi gibi dini aidiyetler. Bu ayrışmayı bir ölçüde kendi içinde bölen yaşam tarzı ayrışması bulunuyor. Bütün bunları da kendi içinde bölen ama siyasallaşamayan, siyasal alana kendisini taşıyamayan ekonomik ayrışma bulunuyor.

Bugünkü koşullarda aidiyetlere dayalı ayrışma, yaşam tarzı ve ekonomik ayrışmayı kendi içinde tutabilmekte, büyük ölçüde de etkisizleştirebilmekte. Özellikle gelir dağılımına, yoksulluğa, işsizliğe öncelik tanıyan, sol düşüncelerin, örgütlenmelerin bugün başarısız olmasında bu durum bulunmakta.

Seçim sonuçları üzerinden kutuplaşma üzerine yapılan araştırmalarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun, önemli ölçüde kendisini bütünden ayırdığı görümlükte.

Bu bölgede ekonomik ilişkilerde de Türkiye’nin bütününden kopma olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Irak ve Suriye’de yaşananlar, bu bölgenin ekonomik ilişkilerini Türkiye’nin diğer bölgelerinden kopardığı, Irak ve Suriye’deki Kürt yoğunluklu nüfusla daha fazla bütünleştirmekte.

Diğer bölgelerde ise iç içe geçmişliğin giderek mahalle bazında ayrışmaya dönüşmekte olduğunu görüyoruz. Örneğin Ankara’da Çayyolu ve Pursaklar ayrışması buna iyi örnek oluşturmakta. Büyük inşaat firmalarının oluşturduğu sitelerde müşteri profili siteyi yapan inşaat firmasına göre ayrışmakta. İnsanlar kalacağı konutu değil, kimlerle birlikte yaşayacağını seçiyor ve bunu satın alıyor.

Benzer bir ayrışma iş yerlerindeki istihdamda görülmekte. İnsanlar yeteneklerinin, becerilerinin yanında taşıdığı sosyal aidiyet grubuna göre iş bulmakta.

Tüketimde bu ayrışma çok daha fazla görünür durumda. Belli market zincirleri belli mahallerde daha aktif olmakta. İnsanlar aidiyetlerine yakın bulduğu market zincirlerini tercih ediyor.

Kutuplaşmanın ekonomi alanında derinleşmemesi dileğimizdir.

Bugüne kadar Türkiye’nin kutuplaşan siyasetine, kültürel bölünmüşlüğüne rağmen ekonomi bütünleştirici unsur olmaya devam etmişti. Son yıllarda ekonominin de bu farklılaşmaya eşlik ettiğini gözlemliyoruz. Ancak bunun ne kadar derinleştiğini ve nasıl seyrettiğini yapılacak araştırmalar ortaya koyacak. Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan benzer durum ülkemizin diğer bölgelerinde de var ise yaşadığımız olgu kutuplaşma değil, bunun daha ileri aşaması olan ayrışma/bölünmedir.

Biz burada sadece bu gerçeğe dikkat çekmeye çalıştık. Çünkü böyle bir tabloda seçimler bir şey ifade etmeyecektir.

 


İlgili yazılar

HALKA DOKUNMAK

Gazetecilikten gelme rahmetli Bülent Ecevit, gazetenin önemini çok iyi bilen siyasetçilerden birisiydi..Henüz Karaoğlan adını almamıştı. Ama, adının efsaneleşmeye başladığı günlerdi.

Tehlikenin farkındayım

DERSANELER KAPANDI MI? Milli Eğitim sistemi çöktü… Farkında değil misiniz? O halde sizin TEOG sınavına giren ya da Üniversite sınavına

Suç Sadece Aldatanda Mı?

Devlet büyüklerimiz, birbiri ardına kandırıldıklarını söyleyip duruyorlar. Hatta, pek muhterem cumhurbaşkanımız, yanıldıklarını samimi biçimde itiraf etti.. ‘Ne yazık ki ciddi

Bir Cevap Yazın