KUVÖZDEKİ MESLEK: GAZETECİLİK

Emin Çölaşan ile düğmeye basılmıştı.
Bekir Coşkun ile devam etti.

İkisi de muhalifti. Üstelik bir de Atatürk’çüydüler. Laik Cumhuriyet yanlısıydılar. İktidarı eleştirmekten korkmuyorlardı. Kovulmaları, yazma haklarının ellerinden alınması normaldi(!). ‘Oh olsun’ du.

Arkasından Sefa Kaplan, Özdemir İnce, Rahmi Turan.

Sonrasında da 30 yıllık gazeteci Ayşenur Arslan CNN’den kovuldu. Çünkü O da programlarında sorguluyordu, yanlışa ‘yanlış’ diyordu. Hükümete göre O, haddini uzun zamandır aşmıştı.
“Kovun o zaman.”

Bu isimlerin suçu? Öncekilerin neyse o.

Peki, bunlar haketmişlerdi(!) de, yandaş medyada, cemaatin bülteninde çalışanlar neden hedef alındı, işlerinden kovuldular?
Bunca ay ve yıl, iktidara övgüler düzerken, yalakalık yaparken, alkışlamaktan kalemleri bile isyan ederken sorun yoktu. Koltuklarında oturabilir, yüklüce maaş almaya devam edebilirlerdi.

Ama ne zaman başbakan ve hükümetinin yanlışlarını görmekten kaçamadılar, vicdanları ‘bu kadar da olmaz’ diyerek hafiften sızladı, sorun oldu.

Çünkü onların buna hakları yoktu. Koşulsuz biat edecekler, sorgulamayacaklar, her söyleneni kabulleneceklerdi. Onlar kimdi de ucundan sorgulamaya başlayabilirlerdi.
Star’dan Mehmet Altan, Yeni Şafak’tan Ali Akel işte bu yanlışlarının(!) kurbanı oldular. İşlerine son verildi.

Farklı görüşlerde olan gazeteciler kovulurkan savunmayan, görmezden gelen, sus pus olan bu arkadaşlar, iğne kendilerine batırılınca, işlerinden olunca bugünlerde konuşmaya başladı.
“Daha önce nerelerdeydiniz”, “Aklınız başınıza yeni mi geldi”, “Günaydın” demeyeceğiz. Geç de olsa bu noktaya gelmenizden, bizim saflarımızda yer almanızdan yine de mutluyuz.

Hoşgeldiniz.

Verilen mesaj açık.

İstersen 10 yıldır bana çalış, övgüler düz, 10 yıldır yapılan her işlemi alkışla. İstersen uçaklara alın, sırtın sıvazlansın.
Ne olursa olsun, ne yaparsan yap. Farketmez.
Böyle devam ettiğin sürece varsın, yazabilirsin. Bir gün, küçücük de olsa, kıyısından köşesinden azıcık ‘dokundurursan’, ‘Onların’ yanına gönderilirsin. ‘Öteki’ olursun.

Şimdi geride birkaç isim daha var. İnatla, ısrarla muhalif olmaya devam ediyorlar. Bir elin parmakları kadar az kaldılar.
Ha gayret. Toptan ‘imha’ edilmelerine ramak kaldı.

Başarabilir(mi)siniz.

Bugün gazetecilik mesleği, kuvözde yaşamını sürdürüyor. Ha öldü, ha ölecek.
Yaşayıp yaşamayacağı son bir çabaya bağlı. O çaba da gerçek gazeteciler tarafından ortaya konulabilir, konmalıdır. Yoksa, muhalifiyle, yandaşıyla içinde bulunduğumuz ‘Gazeteciler ve gazetecilik’ gemisi batacak.

Bir sonraki yazımızda, SABAH Gazetesi’nden nasıl ve neden atıldığımı anlatacağım. Bazı gerçekleri, bilinmeyenleri, şüphelerimi, bazı ibret verici diyaloglarımı sizinle paylaşacağım.

Görüşmek üzere.

ATATÜRK, 1923’te hiç bir şahsiyetin basına etki edemeyeceğini şu sözleriyle anlatmıştır: “Matbuat hiçbir sebeple tahakküm ve nüfuza tabi tutulamaz.”
Gazetecilerin samimi olması gerektiğini de belirten Kemal ATATÜRK, 1929 yılında söylediği bir sözle konuyu şöyle anlatmıştır: “Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.”


İlgili yazılar

Uğur Mumcu’ya Mersiye

Uğur Mumcu öldürüldüğünde 8 yaşında bir çocuktum. Ne olduğunu anlayacak bir yaşta değildim yani. Ama gerek televizyondan izlediğim cenaze töreninden

FAŞİST DİYENLERE BAKIN…

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, “Kral Çıplak” dediği için bugünlerde belli kesimler tarafından linç ediliyor. Güler’i linç edenlerin en

KİME OY VERMEYECEĞİMİZİ BİLİYORUZ

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Atatürk’ten başlayarak dünyada kendine edindiği saygın konum çöküyor. Biz Pazar günü buna karşı oy kullanacağız. Atatürk’ün işaret

Bir Cevap Yazın