KUZEYE AÇILIMIN REDDİ: LOZAN

Zorunlu bir aradan sonra döndüm.

Çok şey değişmiş… Hiçbir şey değişmemiş…

Biriktirdiğim gazetelere göz atıyorum…

Bir ilin Belediye Başkan Yardımcısı anne ile on sekiz yaşın altındaki üç kızı taciz ediyor, iddialara göre tecavüz suçu da vaki, serbest kalıyor… Babaya iş, anaya aş…

Bir başkası birlikte yaşadığı sevgilisinin 14 yaşındaki kızına tecavüz ediyor.

Bir kadın sevgilisi ile birlik olup kocasını öldürüyor.

Bir adam aşık olarak evlendiği karısını başka erkeklere sunuyor…

Sonra “Müslümanız” diyoruz, İslam’ın beş koşulunu ezbere biliyoruz, namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz…

Camilerimizin kutsallığı konusunda duyarlı oluyoruz, içki içildi, içki kutuları vardı diye feveran ediyoruz ama o camilere abdest aldığımız halde kokarak giriyoruz… Secdeye varırken nefesimizi tutmak zorunda kalıyoruz…

•••

Milli Atlet Murat Kabataş Beden Eğitimi öğretmeni olmayı beklerken göçük altında can veriyor. Murat’ın sonu ile cümlenin başındaki ‘Milli’ sözcüğünün yan yana kullanılmasından çok azımız rahatsız oluyoruz.

“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözünü, söyleyenden dolayı hatırlamak işimize gelmediği, Beden Eğitimi dersleri çoğu kez boş geçtiği, SBS, YDS, LYS testleri çözüldüğü, etüt yapıldığı için Murat’ların sonunu “milli bir son”a dönüştürüyoruz.

•••

Adamın biri basına verdiği demeçte karısına kötü davranıldığı için polislerden şikayet ediyor aynı adam tek suçu Gezi Parkı civarından geçmek! olan bir kadının sırtına güpe gündüz bir tekme savuruyor… Görülmüyor, pala öne çıkıyor… Polis izlemenin de ötesine geçiyor… Duygu Asena ne kadar doğru söylemiş, dedirtiyor.. “Kadının Adı Yok”…

Taksim’de bayrak sattığı için bir baba gözaltına alınıyor… Polise mukavemet ve hakaret ettiği iddia ediliyor… Neden mukavemet ettiğine dikkat çekilmiyor. Ekmek teknesi bayraklarının ıslatıldığı görülmüyor. Eşi; beş çocuğunu da ekleyerek 7 kişilik çete kurduk diyor.. “Kazlıçeşme’de de bayrak sattık, orada suç değildi. Taksim’de satınca mı suç oldu?” sorusu ile can evinden vuruyor…

Ali İsmail… Gözbebeği Eskişehir’imin, gözbebeği öğrencisi…”Öldüren dayağa polis de karışmış” diyor gazete. Dövenlerden biri önce tutuklanıyor, sonra serbest bırakılıyor… Çığ gibi büyüyor tepki, tekrar tutuklanıyor. O nedenle “Onuncu Yıl Marşı” değil “Mehter Marşı” isteniyor. İki ileri bir geri… Sonuçta bir ileri…

Ethem’in kurşunla öldüğü kesinleşiyor, kurşunu sıkanı bütün dünya görüyor… Sessizlik… Sürüyor.

Bu arada ülkemin pek çok yerine milyonlarca ağaç dikilirken! Şentepe-Yenimahalle teleferik hattı için gece yarısı operasyonu ile dikme işlemi ! sürüyor. Atatürk Orman Çiftliği’nde ise ağaçtan yol yapacak yer kalmıyor…

Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılması ile ilgili 6. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı alırken Hükümetin en yetkili ismi hukukun verdiği karara saygılı olunacağını dillendiriyor, Hükümetin paydaşı Kültür ve Turizm Bakanlığı hukukun verdiği bu karara itiraz ediyor. Ve o itiraz Bölge İdare Mahkemesince kabul görüyor. Hangi hukuka uymak hukukî, düşündürüyor…

Hukuk demişken, Balyoz sanığı 250 kişinin geçen yıl Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’na yaptığı başvuru sonucu açıklanıyor… Karar; Türkiye Balyoz yargılamasında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin “keyfi tutuklama, adil yargılama ve savunma hakkı”na dair üç maddesini ihlal etmiştir, diyor. Demokratik hukuk devleti olmanın ilk kuralının; iç hukukunu evrensel hukuk ilkelerine bağlamak olduğunu hatırlamak gerekiyor.

•••

Sonra komşuyu komşuya kırdırmaya dönük bir oyunun sahneye konması isteniyor… Tence-tava operasyonunu yargıya taşı deniyor.. Davul sesini seviyorum ama üç gecedir ulumalarıyla sıçratan komşu köpeğini hangi mahkemeye taşımak gerekiyor!?… Demokrasinin saygı ve hoşgörü rejimi olduğu çoktan unutulmuş, komşuya da unutturulmak isteniyor…

•••

“Edebiyatın devrimcisi” olarak nitelenen Leyla Erbil aramızdan ayrılıyor… Kim bilir belki nitelemedeki ‘devrimci’liği ya da yapıtlarında sorgulamayı öğrettiği için küçük bir habercikle uğurlanıyor.

•••

Ve PYD, PÇDK, PJAK, PKK…
.

Yani; Demokratik Birlik Partisi (Suriye), Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (Irak), Kürdistan Özgür Hayat Partisi (İran), Kürdistan İşçi Partisi (Kandil-İmralı)

“Tarih ahmaklar için tekrar eder” demişti hocaların hocası bir hocam…

877 kilometrelik Türkiye-Suriye sınırı artık PYD’nin elinde. Yani Suriyeli Kürtlerin… Bağımsızlığın simgesi bayrakları gönderde… Yani tarihe gömülmek üzere olan Suriye topraklarında örgütlenen bir Kürt Devleti güney komşumuz artık. Devamında; Irak’ın Kuzeyi’nde, Kürdistan Bölgesel Yönetimi bulunuyor. Onunla sınırımız 331 kilometre. Birleşirlerse 1208 kilometrelik bir komşuluk… Ya kuzey yönünde genişlemek isterse!?… Gazetelerin, köşe yazarlarının verildiğini zannettikleri ama içeriğini bilmedikleri açılım tavizi Kürtler için kuzeye açılım ise!?…

Tarihin yapraklarını aralatıyor insana… Sevr haritası geliyor gözümün önüne… “Sevr paranoyası”! sardı yine.. Kimi internet sitelerinde yer alan Türkiye haritaları ve bu haritalardaki Doğu Anadolu… Bağımsız kılmak ve bağımsızlığını korumak uğruna nice canlar verdiğimiz topraklar…

Lozan’a, yani barışı kurmaya giderken uğruna savaşı göze aldığımız topraklar…

Bugün Lozan Antlaşması’nın 90. Yılı…

İsmet İnönü konferansın açılışında Lloyd George’a meydan okuyarak çıktığı kürsüden haykırıyor…

“Her yaşta ve her mevkide Türkler, kadın ve çocuk, bu savunma savaşına katıldılar.”

“Türk milletinin yüz yüze kaldığı sonsuz saldırıları ve acıları burada hatırlatmaktan kendimi alıkoyamıyorum.”

“Hala bu dakikada bile, bir milyondan ziyade masum Türkün, Küçük Asya ovalarında ve yaylalarında, evsiz ve ekmeksiz, serseri dolaştıklarını da hatırlatmak isterim.”

Hak için savaştık, hakkımızı kazandık, tanınmasını istiyoruz…

Yoksul ama onurlu, yarı aç ama bağımsız, odsuz-ocaksız ama geleceğe umutla bakan, inancı olan yekvücut bir ulus… Lozan’ın eseri.

Onun kahramanı İsmet İnönü…

Kahraman, çünkü verdiği mücadele çetin…

Çetin, çünkü mücadele verdiği yalnız büyük devletler değil, aynı anda Türkiye’de başarıyı kıskançlık nöbetleri ile gölgelemek isteyenler…

Tam imza aşamasına gelindiğinde Hükümet bir türlü talimat vermediği için geçirilen kara bulutlu günler..

Yansıması şu cümleler:

‘Eğer hükümet kabul ettiğimiz şeyin kesinlikle reddinde kararlı ise bunu bizim yapmamıza olanak yoktur. … bulduğum tek yol imza yetkisini bizden almaktır. Bu hal de gerçi bizim için yerküre üzerinde görülmemiş bir skandal olur. … Hükümetten teşekkür beklemiyoruz. Çalışmalarımızın değerlendirilmesi millete ve tarihe bırakılmıştır.’

Kara bulutların arasından güneşi kucaklatan yanıt hükümetten değil,Mustafa Kemal’den geliyor:

“18 Temmuz 1923 tarihli telgrafnamenizi aldım. Hiç kimsede tereddüt yoktur. … antlaşmanın imzalanmış olduğunun bildirilmesini beklemekteyiz kardeşim.”

Minnet cümleleri:

“Her dar zamanımda Hızır gibi yetişirsin. Dört beş gündür çektiğim azabı tasavvur et. Büyük işler yapmış ve yaptırmış adamsın. Sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. …”

24 Temmuz 1923.. “Sevr Suikastı”nı sonuçsuz bırakan imza…

Saat üçü beş geçiyor…

İsviçre Hükümeti adına Konfederasyon Başkanı Scheurer, Başkan Yardımcısı Svarts ve Chultess, önlerinde beyaz mantolu, elinde, içine kalem konmuş hokka taşıyan bir tören görevlisi ile içeri giriyor, kürsünün önündeki üç koltuğa yerleşiyorlar…

Başkan, tarafları imzaya davet ediyor…

Konferans Genel Sekreteri Massigli ilk imza onurunu Türkiye’ye veriyor…

İşte o an…

Türkiye Devleti Başdelegesi İsmet Paşa yerinden kalkıyor, masaya doğru yürüyor, masanın tam ortasına gelince duruyor… Sağ elini ceketinin iç cebine götürerek renkli bir mahfaza çıkarıyor, açıyor…

Altın bir kalem…

Mustafa Kemal’in anlaşmayı imzalamak için kendisine gönderdiği kalem.. Ayakta, biraz eğilerek, Massigli’nin önüne koyduğu antlaşmaya imzalıyor.. Saat: 15:09.

Saat 17:00. Ankara’dan Diyarbakır’a, İzmit’ten Sarıkamış’a kadar 101 pare top atışı… Türk milleti; kan ve gözyaşı ile yoğurduğu milli bağımsızlığının haklı gururunu yaşıyor…

İmzayı atan İsmet İnönü… O imzayı atarken arkasındaki güç “millet”…

“Reddediyoruz dediğimiz zaman milletin de reddedeceğini biliyorduk” diyor ülkeye döndüğünde.

Bu güç ne yüzde yirminin, ne yüzde otuzun, ne yüzde ellinin gücü. Bu güç yüzde yüzün gücü. Gücü yüzde yüz de toplayan ise az sonra ilan edilecek Cumhuriyetin devlet başkanı:

Mustafa Kemal Atatürk.


İlgili yazılar

AKP seçimi erteleyebilir mi?

AKP’nin eski Genel Başkan Yardımcılarından HDP Mersin milletvekili adayı Dengir Mir Mehmet Fırat, partisinin 7 Haziran’da barajı aşmaması için büyük

Aldatılan adam!

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde değil bugün, bir ülke varmış… Bu ülkenin çok saf bir yöneticisi varmış… Dünya

Biz bu Yeni Türkiye’yi sevmedik

Sokaklarında her gün insanların öldüğü, hatta linç edildiği bir ülke olduk. Son olayların bilançosu çok ağır. 39 ölü (sayı her

Bir Cevap Yazın