MAHMUT ESAT BOZKURT YAKIN PLANDA

Geçen haftaki yazımda son günlerde yazılı ve görsel medyada hakkında farklı yorumlar yapılan Mahmut Esat’ı tanıtma sorumluğunu hissettiğimi belirtmiştim. Bugün O’nun Milli Mücadele yıllarındaki çalışmaları üzerinde duracağım. Böylece hem Mahmut Esat’ı yakından tanıma olanağı bulacağız hem de onun kişiliğinde yeni Türkiye Devleti’ni tam bağımsızlığına kavuştururken verilen mücadeleyi daha iyi anlayabileceğiz.

1919-1923 yılları arasındaki dönemde üç farklı Mahmut Esat görüyoruz. Kuva-yı Milliye komutanı, milletvekili ve bakan Mahmut Esat…

Kuva-yı Milliye Komutanlığı – Vazelin… Vazelin…

Mahmut Esat, 1919 yılı Haziran ayında doğduğu topraklara döner dönmez Söke’de oluşturulan direniş örgütünde “çalıkuşu” parolası ile Türk halkını yerli Rumların saldırılarına karşı korudu. Temmuz ayı sonlarında Kuşadası’ndaki direnişçilerin başına geçti. Yunanlılara verildiği takdirde yakmayı göze alacak kadar sevdiği Kuşadası’nda; biri gezici, diğeri sürekli olmak üzere iki müfreze oluşturdu, Yunanlılara ve onlarla işbirliği yapan yerli ve adalı Rumlara karşı gerilla savaşı başlattı. Savaşı yalnızca silahla sürdürmedi. Adalardan beslenen İzmir’deki Yunan Genel Karargâhının tüm iaşe yollarını kapattı. Kuşadası’nda işgalci konumunda bulunan İtalyanlarla iyi ilişkiler kurarak onlardan sağladığı malzemelerle yalnız kendisinin değil, bölgedeki 57. Tümen’in de gereksinimlerini karşıladı. Çadır, battaniye gibi malzemeler arasında kuşkusuz en önemlisi vazelindi. Tüm bölgede komutanlar arasında yapılan yazışmalarda hep vazeline olan gereksinim dillendiriliyordu. Neden bu kadar önemliydi vazelin… Çünkü İtilaf devletleri mütareke gereğince tüm toplara el koymuş, taşıyamadığı topların kullanılmasını önlemek için de kamalarını çıkarmıştı. Türkler de demircilere top kamaları döktürerek bu topları işler hale getirmişlerdi. Ne var ki kamalar ilkel koşullarda döküldüğü için şişme yapıyor, atış mekanizması kimi zaman çalışmıyordu. İşte vazelin, kayganlık sağlayarak bu yaşamsal silahı işler kılıyordu.

Mahmut Esat işgal güçlerince kışkırtılan yerli Rum çetelerine göz açtırmadığı gibi Yunanlılarla mücadelesini siyasal alana da taşıdı. Onların yıkıcı propagandalarına miting düzenleyerek yanıt verdi. İstanbul Hükümeti’nin ulusal mücadele aleyhinde bildiriler dağıtmak üzere gönderdiği görevlileri Kuşadası’na sokmadı. Ülkenin kurtuluşa ulaşacağı yolundaki ümitlerini hiçbir zaman yitirmedi. Bu inanç ve azmini bölgede yaşayan Türklere de aşılayan Mahmut Esat verdiği başarılı mücadele nedeniyle başta 57. Tümen komutanı Albay Şefik olmak üzere bölgedeki komutanlarca da takdirle karşılandı.

Milletin Vekili Mahmut Esat – İnkılâp; “muhtemel düşmanlarına, eliyle satır veremez”.

23 Nisan 1920’de açılan BMM’ye Kuşadası’ndan milletvekili seçilen Mahmut Esat, siyasal mücadelesini Ağustos ayından itibaren ulus temsilcisi olarak katıldığı BMM’de sürdürdü. Eylem ve düşünceleriyle verdiği mücadelesi ile Mustafa Kemal Paşa’nın dikkatini çeken Mahmut Esat, I. Müdafaa Hukuk Grubu’nun idare heyetinde yer aldı. Mustafa Kemal tarafından kurulan resmi Türkiye Komünist Fırkası’nın üyesi oldu. Mustafa Kemal’in sıcak bakmamasına karşın İttihatçı kimliğini de saklamadı, “sol cenahına” tam bir inançla bağlı olduğunu Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı bir mektupla vurguladı.

I. TBMM’ye katıldığı ilk günden itibaren gerek Meclis’te yaptığı konuşmalarda, gerekse kaleme aldığı yazılarında yeni devletin tam bağımsızlıkçı tutumundan ödün vermedi. Akademik birikimi ile savaş içindeki Türkiye’nin sorunlarını çok yönlü olarak değerlendirdi. Misak-ı Milli’ye dayanmayan bir barışın TBMM Hükümeti tarafından kabul edilmeyeceğini ısrarla vurguladı. Haçlı zihniyetini yeniden canlandıran ve Sevr projesi ile Türkiye’nin karşısına çıkan Müttefiklerin, hukuku çıkarlarına alet ettiklerini ısrarla vurguladı. Onların uyguladığı bu hukuka “emperyalist hukuk” adını verdi.

Savaş koşulları içinde TBMM’nin; ihtilâli kalıcı, halkı mutlu kılıcı önlemleri de alması gerektiğini ısrarla vurgulayan Mahmut Esat, 1920-1921 yıllarında ortaya koyduğu düşünceleri ile yeni Türkiye’nin nasıl yapılandırılması gerektiği sorusuna da yanıt aramaya başladı. Daha Mustafa Kemal Paşa Halkçılık Programı’nı açıklamadan ihtilâli yaşatacak, halkın gereksinimlerinden doğacak, halka hakkını verecek, merkezle bağı koparmayarak yönetimde adem-i merkeziyeti benimseyecek bir idare programına gereksimin olduğuna dikkati çekti. Türkiye’de kişi ve sınıf egemenliğinin değil, gücünü “Türkiyeli” üreticinin ekonomik ve toplumsal çıkarlarından alacak “halk saltanatının” kurulması tezini savundu. Halkı egemen kılacak sistemin de Meclis Hükümeti sistemi olduğunu belirtti. Tek egemen gücün Türk ulusu olduğuna, onun dışında başka egemen güç tanımadığına, Türkiye’nin yaşama şansının devam ettirebilmesi için tüm gücün TBMM’de toplanması gerektiğine, sistemi belirleyecek olanın da ulusun gereksinimleri ve çağın gerekleri olduğuna dikkati çekti. Bu düşünceleri nedeniyle anayasa tartışmalarında muhalif bir tutum takındı; TBMM’yi fesh, yasaları veto etme hakkının Cumhurbaşkanına verilmesine karşı çıktı. Fesih yetkisine karşı çıkarken o gün sayıları çok olan devrimcilerin bir gün azınlığa düşebileceği ve bu yetkinin kötüye kullanılabileceği öngörüsünü şu cümlelerle ifade etti.

“… kim temin edebilir ki hükümet daima ve her vakit inkılâpçıların elinde kalacaktır?! İhtilâl tarihlerinin çok nankör, çok çileli, çok vefasız tecelliyâtı vardır. Her şeyi hesaba katmak, tedbirleri almak lâzımdır. Bu günün çoğunluğu yarının azınlığı olabilir. Hal-i hazırda reiskârda bulunanlar âtide yerlerini terke mecbur kalabilirler. İnkılâp her hangi bir günde çıkması muhtemel düşmanlarına eliyle satır veremez. Vatan, 11 Mart 1340 (1924).”

Yeni devletin ulus egemenliğine dayanan bir sisteme oturtulmasını öngören Mahmut Esat; eğitim, hukuk ve mali konularda da yine halkın gereksinimlerini öne çıkardı. Hâkimiyet-i Milliye, Vatan, Akşam ve Anadolu’da Yengi Gün gazetelerinde yazdığı yazılarla yeni Türkiye’de her şeyin “halk için” yapılması ilkesini ısrarla vurgulayan isimlerden biri oldu. Ülkenin ekonomik bağımsızlığını nasıl sağlayacağı ve koruyacağı, halkın ekonomik gücünün nasıl artırılacağı ile ilgili özgün düşünceler üretti. Bu düşüncelerini de İktisat Bakanı olunca uygulamaya döktü.

İktisat Bakanlığı: Türk ulusu ‘altın dolu kasa önünde eli böğründe’ kalmıştı

Mahmut Esat, 12 Temmuz 1922 – 22 Eylül 1923 tarihleri arasında İktisat Bakanlığı yaptı. Yeni Türkiye’nin iktisat ve emek devleti olduğunu, ihtilâl günlerini yaşayan Türkiye’nin bir çiftçi siyaseti izlemesi gerektiğini, sosyal örgütlenmelere yer vermeyen bir devletin, devlet olma iddiasını sürdüremeyeceğini vurguladı. Âşar vergisinin kaldırılmasını, bürokrasiye karşı “az memur çok iş” ilkesinin temel alınmasını, bankaların, sendikaların ve sigorta kurumlarının oluşturulmasını istedi. Bu örgütlerin, Türkiye’yi düşmanları karşısında güçlendireceğini savundu. Türkiye’nin Avrupa sermayesinin jandarması olmayacağını belirtti. Devrimlerin halk için ama halkla beraber yapılması düşüncesini benimsediği için tüm gücünü Türk halkını ekonomik yaşama çekme yönlendirdi. Halkı şirketler kurarak yerli sanayinin geliştirilmesi yönünde özendirdi. Önce II. Abdülhamit, ardından İtilaf devletleri ve İstanbul hükümeti tarafından hortumlanan ilk banka olan Ziraat Bankası’nda yaptığı düzenlemelerle köylünün kredi olanaklarını artırdı. Köylüye tohumluk ve çift hayvanı dağıtılmasını sağladı. Köy Bankaları projesi ile halkı tefecinin elinden kurtarmayı, üretimi artırmayı, köylülerin ekonomik ve toplumsal durumlarını düzeltmeyi, köyleri bayındırlaştırmayı hedefledi. Türkiye Millî İthalât ve İhracat Anonim Şirketi’ni kurarak da Türk ulusunu, o güne kadar çekingen kaldığı ticarî faaliyetlerin içine çekmeye özen gösterdi. Ziraat okulları aracılığı ile uygulamalı eğitimi yeni devlete taşıdığı gibi bu okullarla iktisadi kuruluşlar arasında dayanışmaya giderek işbirliğini başlattı.

Yarı sömürge haline getirilmiş yurt topraklarını, emperyalizmin sömürüsünden kurtarıp ülkeyi ekonomik bağımsızlığa kavuşturabilmek için Türk tarihinde ilk kez, üretici güçleri Türkiye İktisat Kongresi’nde bir araya getirdi ve yapılması gerekenler konusunda uygar bir tartışma platformu oluşturdu. 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan kongre, mesleklere yönelik sorunların ele alınması, çözüm önerilerinin tartışılmasına zemin hazırlaması ve Cumhuriyetin izleyeceği ekonomik siyasette dikkate alınması gereken temel ilkelerin saptanması bakımından Türk tarihinde önemli bir yer edindi.

Kongre’de siyasal iktidarın temsilcileri olan Mustafa Kemal Paşa da Mahmut Esat da yaptıkları konuşmalarda Osmanlı Devleti’nin çöküşünü ekonomik nedenlere bağladılar. Yarı sömürge durumuna düşen İmparatorlukta sömürülen unsurun Türkler olduğunda, TBMM ve Hükümeti’nin bu yeni dönemde ekonomik bir savaş vermek ve bundan da başarıyla çıkmak zorunda olduğunda birleştiler, tam bağımsızlık ve ulus egemenliği ilkelerinden ödün verilmeyeceğini vurguladılar.

Türkiye İktisat Kongresi, yeni Türkiye Devleti’nin izleyeceği ekonomik program konusuna da açıklık getirdi. Bir kere, tam bağımsızlığın ekonomiyi de kapsadığı en yetkili ağızlardan dile getirildi, ekonominin ulusal bir çizgi izleyeceği açıklık kazandı. Mahmut Esat ise “muhtelit” olarak nitelediği bu politika ile günümüzdeki adlandırma ile karma ekonomik politikanın uygulamaya konulacağına işaret etti.

Siyasal iktidarın, Kongrede alınan kararları özenle uygulamaya çalışması ise hem İktisat Kongresi’nin hem de Mahmut Esat Bozkurt’un başarısı oldu. 8 Nisan 1923’te Mustafa Kemal Paşa tarafından yayınlanan ve Dokuz Umde’den oluşan beyannamede ekonomik işlerde ulusal egemenlik ilkesine uyulacağı, Âşar vergisinin değiştirileceği, ulusal bankaların sermayesinin artırılacağı, yeni demiryollarının yapılacağı ve ülkenin bayındırlaştırılacağı gibi Kongre kararları benimsendi. Kongrede meslekî birliklerin oluşturulmasına ve loncaların canlandırılmasına yönelik ilkeler Mahmut Esat tarafından hazırlanan İstihsal ve Alım ve Satım Ortaklıkları Nizamname Numunesi ile yaygınlaştı. Ormanların korunması, işletilmesi, ağaç yetiştirilmesi, orman ürünlerinin satın alınması ve aşılama gibi konuları içeren yeni bir orman yasa kabul edildi. 13 Mart’ta Manisa’da yapılan ilk ağaç bayramı ülkenin çeşitli yerlerinde kutlanmaya başlandı. Ulusal bankacılık anlayışı yaygınlaştırıldı. Ülkenin dört bir yanında kooperatifler kuruldu. Böylece ekonomik yaşamdan aracı unsurlar çıkarılırken hem üreticinin hem de tüketicinin zarar etmesinin önüne geçildi.

Şube sayıları artırılan Ziraat Bankası’nın asıl yükümlülükleri ile ilgilenmesine dönük önlemler alınması, zirai araç-gereç ve makine gereksinimlerinin karşılanması, bunlar için fabrika, tamirhane ve makinist okullarının açılması, hayvanların nitelik ve niceliklerinin artırılması ile hastalıklarla mücadeleye yönelik önlemler alınması da bu dönemde oldu. Türkiye’nin ‘kendi kendine yetmesini’ sağlamak, İthalat ve İhracat arasında denge sağlamak ve bu alanları devlet korumasına almak için de Türkiye Milli İthalat ve İhracat Anonim Şirketi kuruldu. Yeni devletin izleyeceği yol siyasetine özel bir önem veren ve yolları hem üretimi artıracak hem de ulusal birliği sağlayacak bir unsur olarak gören Mahmut Esat, bu nedenle Nafıa Vekâleti tarafından yürütülen Chester projesi ile de yakından ilgilendi.

Mahmut Esat’ın bakanlıktan ayrılmasından sonra da Kongre kararları aynı hızla uygulandı. 1924 yılında demiryolu ve liman işletilmesi amacıyla katma bütçeli genel müdürlükler ile ulusal sanayinin finansman gereksinimini karşılamak amacıyla İş Bankası’nın kurulması kongrede alınan kararların bir sonucu oldu. Kongrede Çiftçi Grubu’nun önemle üzerinde durduğu Âşar vergisi 1925’te kaldırıldı. Aynı yıl, şeker fabrikaları için sağlanan özendirme Alpullu, Uşak, Turhal ve Eskişehir şeker fabrikalarının hizmete girmesinin temeli oldu. Tüm bu adımlara karşın siyasal iktidarlar 1920’li yıllar içinde İşçi sorununa eğilmedi. Yasal düzenlemeler yapamadı. Oysa Mahmut Esat bu konuda da yoğun bir çaba harcamış, 1922 yılında Mesai yasa tasarısını hazırlayarak işçilerden yana tavır almıştı. Ne var ki bu tasarı yasalaşamamış, buna karşın Mahmut Esat grevlere destek vermiş, işçilerin yanında yer almayı sürdürmüş bu tavrı ise bakanlıktan istifa etmesine giden süreci hızlandırmıştı.

Sonuç olarak Mahmut Esat, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ve kurumsallaşmasına hem solcu hem milliyetçi kimliği ile damgasını vuran aydın bir siyasetçi olarak tarihe geçti.


İlgili yazılar

Kutuplaşmanın ekonomisine odaklanmalıyız

  AKP’nin 12 yıllık iktidarının getirdiği noktayı genel olarak kutuplaşma kavramıyla tanımlıyoruz. Gelinen noktada kutuplaşma kavramının yeterli bir tanımlama olup

Müzakerecilikten iç savaşa

Onur Öymen 2009 yılında TBMM’nde “Terörle müzakere edilmez, mücadele edilir” dediğinde neredeyse linç ediliyordu. Devletin yapısını ve işleyişini bilmeyen tüccar

SEVGİ ‘BARIŞ’TIR

Bütün duyguların anası, Hayat anayasasının birinci, ötelenip ertelenemez, Ve değiştirelemez maddesidir, Sevgi. İnsan olmanın, İyi insan olmanın, Olmazsa olmazı, Hazların

Bir Cevap Yazın