Makul Şüphe: Türkiye Terör Örgütlerine Yardım Ediyor!

Başbakan Davutoğlu’na sorarsanız, “Türkiye’nin terör örgütlerine özellikle İŞID’e yardım ediyor mu” diye, alacağınız bir cevap olmayacak ama size yapıştıracağı hazır bir sıfatı var: Vatan haini!

Derinlikli strateji ustası, entelektüel birikimini gece rüyalarında Hegel ve Gazali tartışmalarıyla kazanmış son yüzyılın dâhisi(!), Osmanlı İmparatorluğunu sınırlarıyla olmasa bile etki alanıyla yeniden doğuran Türk büyüğü(!), size “vatan haini” sıfatını yapıştırırken hiç tereddüt etmez. Çünkü gerçek sadece onun zihninde oluşur, gerisi boştur.

Aziz Nesin yaşasaydı, 75 milyon 999 binin aptal, Davutoğlu’nun tek zeki insan olduğu bir ülke olduğumuzu söylerdi, kendisini de aptalların arasına katarak.

Elbette Aziz Nesin’in böyle bir akıl yürütmesi paradoks olurdu. Şunun için: Kendisi aptal olmasına karşın, bir tane zeki insanın var olduğunu nasıl bildiğini bize açıklaması gerekecekti. Bizde onu anlamaya başladığımızda aptallığımıza dair önermesi kendiliğinden çökecekti.

Ah Aziz Nesin, beni de Davutoğlu’na benzettin. Sen aramızdan ayrılalı yıllar oldu. Ben seninle konuşuyorum. Tıpkı, Davutoğlu’nun Hegel ve Gazali’yle rüya ortamında yaptığı konuşma gibi. Farkımız sadece benim gözlerimin açık ve bilgisayar başında olmam.

İşin şakası bir yana, ben Davutoğlu’nun “vatan haini” dediği saflara çoktan geçenlerdenim.

Türkiye’nin Suriye’deki terör örgütlerine buna İŞID’de dâhil her türlü yardımı yaptığına sonuna kadar inanıyorum. Hemen sizin de hadi delil göster dediğinizi duyar gibiyim. Doğru delilsiz, kanıtsız iddia olur mu? Oluyor işte. Olduğunu nereden biliyorum, Hükümetin yeni yargı reformunda geçen “Makul Şüphe” ifadesinden. Lütfen aşağıda yazdıklarımı “Makul Şüphe” olarak okuyun.

Türkiye sınırlarını Suriye’deki terör örgütlerinin tümüne sınırlarını kullandırmıştır. Bunu nereden biliyorum, bu terör örgütü üyelerinin yabancı basın yayın organlarına verdiği demeçlerden ve Türkiye’nin sınır kentlerinde yaşayan insanlarının tanıklıklarından biliyorum.

Geçenlerde Konya il müftüsü Prof. Dr. Ali Akpınar şöyle dedi: “Şu anda IŞİD’in ayağına takılmış 100 kadar Konyalı Suriye’de. Birkaç gün önceki bombalamada bunların toplu bulunduğu yerde 10-15 kişi vefat etti”

Bu insanlar ta Konya’dan kalkıp Suriye’ye nasıl gittiler? Sınırı nasıl geçtiler? Çünkü Türkiye-Suriye sınırında devletin güvenlik önlemi olaylar başladığından bu yana kaldırıldı. Sınır güvenliğinden sorumlu askerler, karakollarından dışarı çıkmıyorlar. Sınır kontrolü yapmıyorlar. Yaptıklarında da karşılarına MİT çıkarılıyor, böylece akan sular duruluyor.

Türkiye vatandaşı insanlar sınırı MİT’in kontrolünde geçiyorsa yaptığınıza ne denir? Terör örgütüne destek denir. Bunu ben demiyorum. Türkiye’yi dinleyen Almanya, ABD ve İngiliz yetkililer diyor. Bizde onların kendi basınına verdiği bilgilerden bunu öğreniyoruz.

Zaten Türkiye’nin terör örgütlerine destek verdiği bizde kanaatti, onlarda başından beri bilgiydi.

Türkiye terör örgütlerinin militanlarını eğitmiştir. AFAD’da bağlı Apaydın kampına CHP milletvekili Hurşit Güneş alınmadığında bu gerçek kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Peki, eğitti de ne oldu? Türkiye tarafından eğitilen bu teröristler Suriye’de Esat’a karşı ne yaptılar? Şu ana kadar Suriye ordusundan 40 binin üzerinde askeri öldürdüler. Sivil halktan öldürdüklerini de videolardan bize izletiyorlar. Sonuç, Suriye halkının Esat etrafında kenetlenmesi oldu.

Türkiye tarafından teröristlere silah, gıda ve sağlık yardımı yapılmıştır. Aratılmayan tırlarda silah olduğunu bütün dünya öğrendi. Ama işin ilginç tarafı resmi yetkililerin açıklamasıydı. Onlar ısrarla bu örgütlere gıda ve sağlık yardımı yaptıkları biçiminde oldu. Arada bunu Suriyeli Türkmenlere yapıyoruz diyenler de oldu ama Suriye’deki Türkmenlerin ileri gelenleri Türkiye’den böyle bir yardım almadık deyince, bu yetkililerin açıklaması açık bir itiraf oldu.

Yaralı militanlar Türkiye’de tedavi edilmiştir. Bu konuda basınımızda epey bilgi yer aldı. Ama daha önemlisi bu konuda hükümet tarafından çıkarılan bir kanun var. Bu kanunun TBMM’de görüşülürken Muhalefet bu konuyu gündeme getirdi.

Türkiye terör örgütlerinin kontrollerine aldıkları bölgelerle ticaretini arttırmıştır. Bu ticaretin içinde silah ve her türlü ürünün olduğu TÜİK’in resmi rakamlarına bile yansımıştı. Yetkililer bu gerçek ortaya çıktığında biz oyuncak silah ve spor malzemeleri satıyoruz gibi ancak aptalların bilgi dağarcığında anlam bulacak açıklamalar yaptılar. İŞID’in kontrolünde tuttuğu petrol bölgelerinden getirilen petrolün Hatay üzerinden İsrail’e dahi satıldığı ortaya çıktığında kimse oralı bile olmadı. Çünkü bu satışı gerçekleştiren tankerlerin sahibinin Muktedir’in oğlu olduğu söylenince herkes susmayı tercih etti. Tabii batı basını hariç. Bizde yine gelişmeleri oradan öğrendik. Yetmedi Mürşitpınar sınır kapısından İŞID’ın kontrolündeki bölgeye ticaretin tavan yaptığı bilgisi de biz aptalların kafasına çivilendi.

Türkiye terör örgütlerinin toplantılarına ev sahipliği yapmıştır, yapmaya devam ediyor. İstanbul, Antalya, Urfa ve Adana’daki toplantılar zaten basına açıktı.

Türkiye terör örgütlerinin Türkiye’den militan devşirmesine göz yummuştur. IŞİD’in Türkiye yurttaşı militanının 4 binin üzerinde olması ne anlama geliyor. Bu sayı oranında Nusra ve ÖSO saflarında Türkiye yurttaşının olduğunu yine biz yabancı basından öğreniyoruz. Çocuklarını bu örgütlere kaptırmış aileler yetkililere başvuruyor. Ama onlardan duvar sessizliğinde bir tepki alıyorlar.

İngiliz gazetesi “The Guardian ” konuyla ilgili bir haber yapıyor. Haberin başlığı:”Türkiye’den Suriye’de savaşmaya giden gençler.” .Haberin özeti Türkiye basınında da yer aldı. Haberde çocuğunu Suriye’de arayan bir babanın öyküsü yürekler acısıydı. Fatih Yıldız adındaki baba iki oğlunun El Kaide’ye katıldığını öğreniyor ve Suriye’ye gidiyor. Çocuklarının izini Halep’te buluyor. Baba El Kaide’nin kampına gidiyor, çocuklarını örgütten istiyor. Baba Fatih Yıldız’a kamp komutanı terörist şunları söylemiş: “Onlar şehit olmak için burada. Sen kâfir misin ki onların elinden cennete gitme fırsatını almaya çalışıyorsun”. Şaşkına dönen babayı terör örgütü tehdit ediyor. Baba Fatih Yıldız çocuklarını göremeden Türkiye’ye dönüyor.

Baba Fatih Yıldız’ın acısına ne yazık ki büyük Türk dâhisi ve Muktedir yönetimi kayıtsız kaldı.

Sayılarını bilemediğimiz Türkiye yurttaşları için bugüne kadar bir soruşturma dahi açılmış değil. Bu insanlar orada terör eğitimi alıyorlar, yarın Türkiye’ye döndüklerinde neler yapacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Türkiye’den terör örgütlerine para transferi yapılmıştır. 26 Eylül 2014 tarihli gazetelerde yer alan haberlere göre Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) oybirliğiyle “yabancı savaşçılarla” mücadele tasarısını kabul ediyor. Ama bu görüşmelerde Türkiye hakkında önemli iddialar dile getiriliyor. Görüşmelerde ABD’li yetkililer yaptırım uygulanması gereken 11 kişilik bir isim listesini açıklıyorlar. Bu listede bir Türkiye yurttaşı, iki de Türkiye bağlantılı isime yer veriyorlar. Dediklerine göre bu kişiler “IŞİD, El Nusra Cephesi, El Kaide ve buna bağlı gruplar ile Güneydoğu Asya merkezli Cemaati İslamiye’ye mali yardım ve malzeme desteğinde bulunan, Suriye’ye yabancı savaşçı gönderilmesinde rol oynayan bir organizasyon”.

Listede adına yer verilen Pötürgeli Fatih Hasar adlı kişiyi böyle öğrendik. 25 yaşındaki bu genç yurttaşımız, El Kaide içinde “Ubeyd Türkî” olarak tanınıyormuş. Listeyi hazırlayan ABD Hazine Bakanlığına göre Fatih Hasar, El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi’ne para sağlıyor, militanların Türkiye içinde seyahatini organize ediyormuş. Diğer iki isimden biri Tunuslu  Awni el Harzi. Bu kişi de IŞİD adına çalışıyormuş. Diğer isim ise El Nusra için çalışan Ürdünlü Osman Abdülselam. İkisinin de görevi militan devşirmek.

Bu tür bilgileri çoğaltmak mümkün. Bu bilgiler üzerinden TBMM’ye sunulmuş çok sayıda soru önergesi var. Ne yazık ki bunların nerede ise tamamına yakını cevapsız bırakıldı, bugüne kadar. Cevaplananlarda ise bunlara itibar etmeyin nutukları yer aldı.

Bizim burada aktardıklarımız bilgilerin tamamı bizim basınımızda yer alan haberlere dayanıyor. Yanlış olabilir. Ama bende “Makul Şüphe” uyandırmaya yeterli oldu.

Biliyorsunuz gerçeklerin kötü bir huyu vardır eninde sonunda ortaya çıkarlar. “Makul Şüphe”, kendiliğinden kanıt haline geliverir. Kim bilir?

Türkiye’nin terör örgütlerine destek veren ülke statüsüne gelmesinin faturasını sadece Dahi ve Muktedir ödeyecek olsa, inanın hiç sorun etmezdim. Ama ne yazık ki bunun bedelini hep birlikte ödeyeceğiz.

Ödeyeceğimiz bedelin ne olacağını ise kestiremiyorum. Bunun, Dahi yamağı Danışmanın söylediği gibi “değerli yalnızlık” olmayacağı da kesin.

O nedenle “Makul Şüphelerimi” önemseyin derim.

 

 


İlgili yazılar

KAMU EĞİTİMİNİN AMACI

Eğitim, diğer kurumlara oranla daha fazla toplumsal sorunlardan etkilenir. Hatta bizatihi eğitimin kendisi bir olgu olarak sorun merkezlidir. Eğitimden söz

Ey Gezi Direnişçileri!

Birinci ödevin, görevin, sorumluluğun; Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni, demokrasiyi, çağdaş yaşamı, Kadın erkek eşitliğini, doğayı-yeşili korumak, bilimin peşinde koşmaktır. Türkiye’yi, medeni

AKP’nin hedefindeki İş Bankası Türkiye’de ilktir!

Daha düne kadar Tayyip Erdoğan hakkında söylemediği söz kalmayan Yiğit Bulut serserisi, hidayete erdikten sonra bir ermiş edasıyla yalakalık yapmaya

Bir Cevap Yazın