MEHTER DEĞİL ONUNCU YIL MARŞI

Pazarı bekleyemedim yazımı kaleme almak için.

Çok değil bir hafta önce bir sohbet ortamında Demokrat Parti’yi, 1950, 54 ve 57 seçimlerini konuşmuştuk arkadaşlarla…

DP, 1950’de TBMM’de ezici bir çoğunlukla yer almıştı, öyle ki kazandığı sandalye sayısına kendisi bile şaşırmıştı.

Ona bu zaferi kazandıran İkinci Dünya Savaşı’nın ekonomik sorunları ve onun yol açtığı toplumsal tepki kadar “Yeter Söz Milletindir” afişi ve propagandası idi.

Ve DP daha ilk gün Atatürk’ün adını anmayarak hangi yolda yürüyeceğini göstermişti.

54 ve 57 seçimlerinde oy kaybetse de yine çoğunluğu sağlamayı başarmış, yüzde 40’ın altına düşmemeyi başarmıştı.

Bu başarı DP önderlerine öyle bir gurur vermişti ki bu gurur onların “benden sonrası tufan” anlayışını benimsemelerine yol açmıştı.

Bu anlayış söylemlere yansımıştı:

“Odunu bile aday göstersem milletvekili olur”

“Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz”

Bu anlayış yasal önlemleri getirmişti:

Atatürk’e ve anısına yönelik tavrından cesaret alan çevreler onun büstlerini, fotoğraflarını ve kişiliğini hedef alan talana başlamıştı. Ve DP bu kez Atatürk’ü yasa ile koruma zorunluluğunu duymuştu.

57 seçimlerinden sonra ise demokrasi ile bağdaşmayan bir dizi politikayı uygulamaya koymuştu.

Basına sansür uygulamıştı.

Muhalefet partilerinin meclis içindeki çalışmalarını engellemek ve susturmak için önce Meclis İç Tüzüğü’nü değiştirmiş, ardından Tahkikat Komisyonu’nu kurmuştu.

Muhalefetin DP’ye karşı birleşme eğilimine ise Vatan Cehpesi’ni kurarak yanıt vermiş, gün gün, saat saat vatandaşların bu cepheye kaydolduğunu ilan etmeye başlamıştı. Öyle ki kundaktaki bebeklerin ya da yaşamda olmayanların bile kayıtları ilan olunmuştu.

İsmet İnönü’nün konuşmaması, halkla buluşmaması için yasa dışı her yola başvurulmuş, ya da yasalar bu çerçevede yeniden düzenlenmişti.

Yerel yöneticiler harekete geçirilmişti. Öyle ki İnönü Kayseri’de yaşanan olayları yerinde görmek istediğinde vali onu, Milli Mücadele kahramanını, yalnızca valinin şehrini değil tüm ülkeyi düşmandan temizleyen İnönü’yü Kayseri’ye sokmama gücünü kendinde bulabilmişti.

Yaşananlar, Osmanlı’nın nasıl sömürgeleştiğini, nasıl çöktüğünü, dünya savaşının neden başladığını, Anadolu’nun neden işgal edildiğini, işgalden nasıl kurtulduğunu yaşayarak öğrenmiş olan İnönü’yü yıldırmamıştı. Aksine o, bu deneyimlerinden süzülüp gelen uyarısını yapma sorumluluğunu duymuştu:

“Böyle devam ederseniz sizi ben bile kurtaramam”

Ve ne yazık ki darbe geldiğinde kurtaramamıştı.

Dün sabahtan beri olayları izliyorum.

Üç yabancı kaynak beni çok etkiledi.

CNN Int muhabiri: “Times, Meydanı’nın savaş alanına döndüğünü ve hiç haber yapılmadığını düşünün…(!) işte şu an Türkiye’de bu oluyor.”

Sürekli tekrarladığımız “Türkiye’de özgür basın yok” söylemini tokat gibi bir kez daha yüzümüze vurduğu için etkiliyor beni.

Almanya’nın ZDF Kanalı: “Barbar dediğimiz Türkler doğa için savaşıyor ve Türkler savaşırsa olaylar değişir.”

Atatürk’ün Türk Tarih Tezi’ni eleştirilenlere yanıt verdiği, Türklerin dünya tarihindeki yerini kanıtladığı için, “Türkiyeliler” değil “Türkler” dediği için etkiliyor beni.

İtalya Devlet Televizyon RAI 1: “Türkler Taksim’de bu kez kendi devletlerine karşı Çanakkale Geçilmez’i yazıyorlar.”

Çanakkale’nin; Yeni Zelanda, Avustralya gibi İngiliz sömürgelerinde ulusçuluk bilincini uyandırıp bağımsız ve özgür bir devlet olmalarının tohumlarını, Türk’ün de ulus devlet olma yürüyüşünün ilk adımını attığını hatırlattığı için etkiliyor beni.

Ve her üçü de Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ne içerlerse içsinler uyanık olduklarını, emperyalistlerin oyunlarına Türkiye’yi ve Türklüğü feda etmeyecek kadar uyanık olduklarını gösterdikleri için etkiliyor beni…

Guardian, protestonun “Küçük bir parkı korumak için” başladığını söylese de tarih öyle göstermiyor. Tarih; birikimin patlamaya neden olduğunu gösteriyor.

Taksim’den dalga dalga ülkeme yayılan çoban ateşlerini ellerinde taşıyanlar ise bana I. Meclis’in üyelerini hatırlatıyor. Farklı hatta karşıt siyasal düşüncelere sahip olsalar da “vatan” için birleşmiş bir kitle bu.

Ve onlar; Mehter Marşı değil Onun Yıl Nutku diyorlar.


İlgili yazılar

OLMADI KOMUTANIM… OLMADI!

Bu lafımızla sizden bizi kurtarmanızı beklemiyorum, sanırım bekleyen de yok. Siz kendi işinize bakın dış düşmanlardan ülkemizi, bayrağımızı ve ezan

Cahiller Demokrasisi ve Türkiye!

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk padişahı, sultanı, halifesi laik cumhuriyeti yıkma projesine uygulamaya,yalanlarıyla aldatmaya devam ediyor. Bırakın yasaları Anayasayı falan tanımıyor,rejimi değiştirdiğini söylüyor.

AKP seçimi erteleyebilir mi?

AKP’nin eski Genel Başkan Yardımcılarından HDP Mersin milletvekili adayı Dengir Mir Mehmet Fırat, partisinin 7 Haziran’da barajı aşmaması için büyük

Bir Cevap Yazın