MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZALARI

Usta şair Nazım Hikmet “Memleketimden insan manzaraları” adlı eserinde bu yaz gördüğüm insanlara yer vermemişti. Doğrusu onun gibi bir şair anlatacaklarıma şahit olsa nasıl aktarırdı çok merak ediyorum.

Ustanın başlığını kullandım çünkü, anlatacaklarımı bundan daha iyi anlatan bir cümle yok.

Biraz da zorunlu nedenlerle bu yaz Ege’den Doğu Akdeniz’e uzanan bir tur yaptım.

Uzun zamandır görmediğim insanları gördüm yenileriyle tanıştım.

Gördüklerim, duyduklarım beni hiç de mutlu etmedi sevgili okur.

Henüz 16 yaşındaki kızını 17 yaşındaki teyze oğlu ile evlendirmek için çırpınan Ayşe hanımla tanıştım. Büyük bir umutla bu evliliği engellemek için aile büyüklerini biraraya getirdim. Tek tek yalvardım. Nafile. Çocuk evliliği sorunu ayrı bir yazı konusu olsun.

Ankara’ya döndüm ve sokakta türbanı ile hiç dikkat çekmeyen Mahire’nin evde gecelik bile sayılmayacak kadar dekolte elbiseler giyip, bende olmayan değişik makyaj malzemeleri satın aldığını ve komşu kadınları pür makyaj kahveye davet ettiğini gördüm.

Mahire neyse de asıl onun kahve arkadaşı olan hanımın, kocasıyla cinsel ilişkiye girmeden önce (her defasında) bağlı bulunduğu şeyhten icazet istediğini duyduğumda küçük dilimi yutacaktım sanki.

Film senaryosu değil sevgili okur.

Örnekleri çoğaltabilirim, ancak gerek yok. Başbakanın “beyaz Türkler” tabiriyle aşağıladığı Türk vatandaşlarının büyük bölümü böyle şeyler sadece İran’da olur sanıyorlar.

Ankara’dan bu defa Kahramanmaraş’a düştü yolum. “Anadolu’da sıkıysa ramazanda sokakta su iç” diyenlerin boş konuştuğunu düşünüyor ya bazılarımız. Kahramanmaraş’ta, Babannem hastanede yatarken ona refakat eden ve 3 saatte bir atıştırması gereken amcamın açık lokanta bulamadığı için neredeyse şeker komasına gireceği gerçeğini nasıl anlatırsın onlara. Çünkü kimsenin yaşam tarzına karışılmıyor memlekette!

Evet; bir kesimin yaşam tarzına kimse müdahele etmiyor gerçekten. Çünkü onlara henüz sıra gelmedi. Her şeyin bir zamanı var. Yumuşak geçiş yapıyorlar. Ama siz inanmayın, önemi yok!

Bir sonraki durağım, İzmir’in Çandarlı ilçesine bağlı küçük bir köyde konuştuğum beyefendi diyor ki; “Bu köyde damarını kessen kimse Tayyip’ten başkasına oy vermez.” Neden? Çünkü ihtiyacı var mı yok mu bakmadan herkese iaşe dağıtıyor AKP.

Aynı şeyi daha sonra Adana’da görüyorum. Tapu memuru bir delikanlı anlatıyor; “Kıştan önce kaymakamı aradılar, ‘3 kamyon kömür gönderiyoruz’ dediler. Kaymakam ‘Göndermeyin ihtiyaç da yok, depolayacak yerim de yok’ dedi. Getirdiler kasabanın orta yerine döküp gittiler. Kar altında kaldı bütün kış. Hiçbir işe yaramadı.”

Hani bundan birkaç ay önceki yazıları ile bugünkü yazıları birbirine tam zıt olan köşe yazarlarına kızıyorsunuz ya, “Bunların aklı başına yeni mi geldi” diyorsunuz. Kızmayın, onlar da bu dünyayı bilmiyorlar. Bu insanlarla henüz tanışmadılar. Yan yana semtlerde böyle bir Türkiye’nin varlığından bihaber yaşayıp gidiyorlar. Onların gözünü Gezi gençleri açtı. Ama o da bir başka boyutuyla açtı.

Çünkü, köşe yazarlarının büyük bölümü Türkiye insanı ile zaman zaman adına “halkın nabzını tutmak” dedikleri seçim turları esnasında rastlaşıyorlar. Ayşe ile Mahire zaten orada olmuyorlar. Sanatçılar da onlarla hiç karşılaşmıyorlar. Köy köy gezen tiyatrolar yok ki artık.
Bu yüzden o köşe yazarları ve sanatçılar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sık sık hedef tahtasına oturttuğu “beyaz Türkler” arasında yer alıyorlar.

Bu yüzden ilk haremlik-selamlık oteller açılıp, plajlarda kadınlar ve erkekler ayrıştırıldığında “Canım siz de abartıyorsunuz, bunlar istisnai durumlar” demişlerdi. Doğruydu çünkü henüz Bodrum’a dokunulmamıştı. Önce termal tesislerle başladı bu furya. Sonra Antalya gibi turizm merkezlerindeki 7 yıldızlı oteller dikkat çekmeye başladı.

Ancak, 11 yılın sonunda Türkiye’nin “beyaz Türklerinin” de nihayet gözüne batmaya başladı gerçekler. Yanlış anlamayın lütfen, “beyaz Türkler” derken ben onları aşağılamayı asla aklımın ucundan bile geçirmiyorum. Ayşe’ye Mahire’ye göre ben de “beyaz Türküm.” Ancak ülkeyi, dinden feyz alan bir anlayışa teslim etmenin bir bedeli olacağını ilk andan itibaren görebilmiş bir beyaz Türk.

Nihayet, bu güne kadar görmeyenlerin de gözüne batacak hale geldi ülkedeki gelişmeler. Bu yüzden sanatçı ile orkestra arasına perde gerilince yerlerinden hopluyorlar. Fakat bunu henüz bir Sezen Aksu’ya yapamıyorlar. Çünkü Sezen Aksu’yu da “beyaz Türkler” dinliyor. Ayşe ile Mahire olsa olsa Nadide Sultan konserine gidiyorlar. Türkiye’nin “beyaz Türkleri’nin gözleri ise; iktidara koltuk çıkanlar arasında bulunduğu için sevenlerini ikiye bölen Sezen Aksu’nun orkestrası da perdelendiğinde açılacak tam olarak.

O zaman işte çok geç olacak!


İlgili yazılar

Kurşun Hesap Sormaz

TBMM İdare Amiri ve CHP Sivas Milletvekili Malik Ejder Özdemir, muhalefet milletvekillerinin iktidar partisi mensupları tarafından darp ve tehdit edildiği için silah taşıdıklarını belirtti. Başbakan Erdoğan’a çağrıda bulunan Özdemir “Genel Kurulda çıkacak bir arbedede silah çekilmesi halinde kurşunun kime geleceği belli olmaz. Başbakan bunun önlemini almalı” dedi.

Kanıksamak

Her sabah yeni bir şehit haberiyle uyanıyoruz. Ülkenin bir coğrafyasından gelen şehit haberleri yurtseverlerin yüreğini dağlıyor. Ama, ateş düştüğü yeri

İflah Olmayanlar

Günümüzde iki sınıf ortaya çıktı; iflah olamayanlar ve ihya olanlar… İktidara sırtını dönenler iflah olamadı. CHP için zaten iflah olamama

Bir Cevap Yazın