Vekili yok sayan tiran!

Yirmi birinci yüzyılın hastalığı demokrasi, siyasetçiler demokrasinin kendilerine sunduğu olanaklardan yararlanarak ülke yönetmeye talip olurlar. Bol vaadli ve renkli secim kampanyalarıyla halk için halk adına neler yapacaklarına anlatırlar. Secim bölgelerinde kendilerini temsil edecek adayları meclise göndermelerini seçim bölgesin ve halkın sorunlarını  seçecekleri aday veya adayların çözeceğini ballandıra ballandıra anlatırlar. Secim biter ve seçilen vekil Ankara’nın yolunu tutar. Artık halkı TBMM’ de temsil edecektir. O artık önemli bir adamdır! Bir zamanlar dünyanın korktuğu ve önünde saygıyla eğildiği Mutafa Kemal’in meclisinde yer alacaktır. Artık ‘şikâyet etme zamanı değil halka hizmet zamanı’ diyerek, kafasında ve secim sırasında aldığı notları gözden geçirir tıpkı okula yeni başlamış bir çocuk gibi heyecanlıdır.
Meclisin açıldığı ilk gün tanışma sohbet ve sayın genel başkanın uçuran açılış konuşmasıyla heyecan doruğa çıkar. Hatta o kadar heyecanlıdır ki, biran bu şaşalı, debdebeli hoş beş bitsin de çalışmaya başlayalım diye de düşünmeden edemez. Çünkü bölgesinin ve halkın sorunları çözüm beklemektedir.
Meclis açılmış, yasama ve yürütme işleri başlamıştır.
Heyhat!
Daha meclis çalışmaya başlar başlamaz vekil hüsrana uğrar. Beklediği bildiği ve hayalinde olgunlaştırdığı  bir çalışma ortamının olmadığını öğrenmesi  uzun sürmedi. Zaman hızla ilerlemesine rağmen ne bölgesinin ne de seçmeninin sorunlarını dile getirebildi.
Ne bildiği ne de o güne kadar duyduğu konular, Mecliste görüşülmüyordu.  Konuyu anlayana  veya  öğrenene kadar, “evet”  “hayır” lafları arasında eller bir iniyor bir kalkıyor konu kapanıyordu. Bazen de lider vekilleri topluyor ve “meclisin bu yasaları çıkaracak bilgi ve becerisi yok o nedenle bu konuları halka soralım” diyordu.
Çok önemli olan konular, vekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisine ülkeyi yönetin bizim bilmediğimiz konularda fikir üretin ve biz de işimizi aşımız ve çocuklarımızın geleceği ile ilgilenelim diyen kişilere tekrar göreve çağırıyorlardı.
Üstelik ciddi bilgi ve üzerinde çalışılması gereken konulardı. Bu oylamada kendileri gibi anlamadan bilmeden evet hayır mühürleriyle ne olduğunu kavramadan olup bitecekti.
Sonrasında sünnetçi çocuğu gibi gazete manşetlerinde oldu da bitti maşallah nidaları arasında ülke yeni ufuklara yol alacaktı.
Tabii bu arada seçmen de meclise şaşalar arasında gönderdiği vekiline artık değer vermeyecekti. Çünkü kendisi tarlasını, otlattığı koyununu ve işini bırakarak önemli konuları, vekili değil kendisi bizzat aslı olarak çözmüştü.
Aslında ülkesi ve geleceği adına neyi ve hangi konuyu çözdüğünü bilmese de kendisine sorulan sorunun cevabı basit olduğundan  “evet” diyerek  sorunu çözmüştü. Bu tür onaylatmanın adı “Halkoyu” ülkede siyaset sıkıştığında uygulanan bir yöntemdi ama son dönemde sık sık kullanıldı. Oysa ülkedeki tüm siyasi görüşü, halkın istek ve beklentilerini oluşturan düşünce ve görüşleri Siyasi Partiler; Milletvekili aracılığı ile Meclise taşımışlardı. Yani Milli irade zaten meclis de idi.
Peki, Sayın Cumhurbaşkanı neden bu kararı vermişti?
Yani, vekillerin çözmesi gereken sorunları neden asıllar çözmeliydi?
Asıllar, vekiller için sadece oturduğu yerden maaş ve özel statü alan seçilmişler olarak akıllarda yer alacak ve Demokrasi adına leke sürülecektir. Bunu hiç kimse Milli irade laflarıyla da açıklayamaz! Halkın oylarıyla Meclise gelen vekiller seçilerek gelmiş ve ülkenin gerek siyasi gerek ekonomi ve gerek se geleceğini en iyi noktalara taşıyacak niteliklere sahiptir.
Bunun adı Demokrasidir.
Vekilleri pas geçerek asilleri sürekli göreve çağırarak beceriksizliğin adını da İLERİ DEMOKRASİ koydular.
Oysa Demokrasi, İnsan hakları ve siyasi oluşumların kökenleri 1700 yıllardan günümüze kadar gelen bir süreçtir. Kısaca evet hayır sesleri ülkenin siyasi karakterini değiştirmek pek akıllıca olmasa gerek.
Tarih bunu unutmayacaktır!


İlgili yazılar

RABİA ÖĞRETMENİ KİM ÖLDÜRDÜ?

Soru mu bu da? Kim olacak, Nezire Merzeci Ortaokulu’nda 8. sınıf öğrencisi H.K. (14) öldürdü. Üstelik karnından bıçaklayarak. Hiçbir yan

MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZALARI

Usta şair Nazım Hikmet “Memleketimden insan manzaraları” adlı eserinde bu yaz gördüğüm insanlara yer vermemişti. Doğrusu onun gibi bir şair

ÇANKAYA’NIN NOTERİ

Demokrasilerde temel kuraldır: Devlet yasayla yönetilir. İdeolojik yaklaşım veya talimatla yönetilmez. Cumhurbaşkanı da o devletin başıdır. Anayasada belirlenen görevleri yerine

Bir Cevap Yazın