MİTOMANİ

Normal bir ülkede, bugünlerde ülkemizde yaşananların binde birinin sadece dedikodusu çıksa, ortalık toz duman olurdu.
Daha birkaç ay önce devletin kendisine kamu harcamalarında kullanması için verdiği kredi kartı ile çikolata aldı diye, bir bakan istifa etti. Bildiniz bu bakan Türk değildi. İsveç Sosyal Demokrat Partisi’nden Mona Sahlin’di.

Cumhurbaşkanı seçilmişti. Ancak “skandal” olarak yansıyan bir olay başını yedi. Görevinde daha ikinci yılını doldurmadan istifa etmek zorunda kaldı. Ülkesinin önemli yayın organlarından birinin yayın yönetmenine bir sesli mesaj göndermiş, bu mesajda kendi aleyhine olan bir haberin yayımlanmasının engellenmesini istemişti. Gazete bu tehdidi ciddiye dahi almadı. Habere göre Cumhurbaşkanı rüşvet almamıştı, bağış almamıştı, yakın bir dostundan borç almıştı. Ancak bu yakın dost kendisine biraz imtiyaz yapmış, düşük faizli borç vermişti. Birkaç gün içinde her şey bitti. Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff istifa etti.

Örnekleri çoğaltmak mümkün fakat gerek yok. Normal bir demokrasinin nasıl çalıştığını göstermek için bu iki örnek yeterli.
Oysa biz neler yaşadık…

Başbakan, Türk halkını koalisyonlarla korkutmayı seviyordu.

Geçmişte Türkiye’nin koalisyonlar nedeniyle bir türlü istikrara kavuşamadığından dem vuruyor, tek parti iktidarının nimetlerini sıralayarak, bundan kendine büyük pay çıkarıyordu.
Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu. İtiraflarla çıktı ki ortaya; kendisinin meğer gayri meşru bir hükümet ortağı varmış. Bu gayri meşru ortak valiler, genel müdürler, hakimler-savcılar v.s atayabiliyormuş.

Pek çok iftira attılar, “cami’de içki içtiler” gibi.

“Benim başörtülü bacıma” gibi.

Cuma günü görüntüler yayınlayacağız demelerinin üzerinden saymadım kaç Cuma geçti. İnsan azıcık mahcup olur!

Başörtülü bacılarının iftirasını nereye koyacağımızı bilemedik, şimdi bizden yardım istiyorlar. İçimizden biri mutlaka görüntü çekmiş, kendilerine vermeliymiş. Güleriz ağlanacak halimize.
17 Aralık’ta bir cerahat gibi döküldü her şey ortalığa. “Her şey dış mihrakların işi” dedi. “İstiklal mücadelemiz başladı” dedi.

Yeri gelmişken hatırlatayım, adını ağzına almadığınız Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, İstiklal mücadelesini yedi düvele karşı vermişti. Türk milleti başka İstiklal mücadelesi bilmiyor.
Bu kadar yalanla yol alınmaz ancak; sizin durumunuzun tıpta bir de karşılığı var. Mitomani deniliyor buna. Kendi söylediği yalana inanmak diye tarif edilen bir olgu.
En zor dönemlerinde Ulu Önder Atatürk, bu millete güvendi. Bu millete sırtını dayadı. Biz de öyle yapalım. Eminim seçmen onlar kadar saf çıkmayacak!


İlgili yazılar

SİLİVRİ’DE ADALET TERAZİSİ İŞLEMİYOR

Silivri içimde bir sızıydı. Gidememek, o ortamda bulunamamak, tarihe tanıklık edememek, hukuk, adalet, yargı nasıl işliyor! görememek… Gittim, gördüm, yazıyorum.

AK’lanmaları zor olacak!

AKP’li eski dört bakan hakkında yolsuzluk, rüşvet ve nüfuz kullanmaktan hazırlanan fezleke uzun uğraşılar sonunda TBMM’de görüşüldü. Ama ne görüşme.

Doların Egemenliği Sürer mi?

2005-2009 yılları arasında ABD Dış İşleri Bakanı olan Condoleezza Rice, 7 Ağustos 2003 tarihinde The Washington Post gazetesinde “Ortadoğu’nun Dönüşümü”

Bir Cevap Yazın