MUHAFAZAKÂR GEÇİNENLERİN MUHAFAZA EDEMEDİKLERİ…

Türkiye, 1950’lerden bu yana kendisini ‘muhafazakâr’ olarak nitelendiren iktidarlar tarafından yönetiliyor. Ara sıra başımıza kendisinin ‘sosyal demokrat’ olduğunu iddia eden yönetimler geçtiyse de ağırlıklı olarak muhafazakârların söz sahibi olduğu bir siyasi tarihimiz var. Tabiî ki bu durumun böyle olmasında, Osmanlı’dan bu yana süregelen sosyal ve siyasi düşüncelerin etkisi büyüktür. Yalnız işin ilginç yanı bu mevcut siyasi fikirlerin etkisi, günümüze kadar farklı farklı şekillerde gelmişse de, bu etki sosyal anlamda varlığını sürdürememiş ve günümüze gelene kadar kültür ve sanatsal değerlerimize ilişkin birçok öğe varlığını koruyamamış ve yok olmuş, birçoğu da şu anda yok olmanın eşiğinde hayat mücadelesi vermektedir. İşin ilginç yanını bir kenara koymuşken, işin bir de ironik ve acı tarafı vardır ki, kendisini muhafazakâr ilan eden kesimler ellerindeki siyasi otoriteye rağmen kültürel ve sanatsal değerlerimizi koruma ve yaşatma konusunda aynı titizliği göstermemiş ve ülkemizi şu anda bir yozlaşma ve asimilasyon politikası ile karşı karşıya bırakmışlardır. Buradan yola çıktığımızda karşımıza şu gerçek çıkıyor ki, dünyada hiçbir şey ideolojik politikalardan bağımsız hareket edemez. Biz siyasetle ilgilenmesek de siyaset bizimle ilgilenir. Ve bugünkü kültürel ve sanatsal gerçekliğimizin de, siyasi düşüncelerin bir eseri olduğunu belirtmek gerekir.
Muhafazakârların Osmanlı’dan devraldıkları bir geleneği sürdürmek istedikleri açık bir gerçektir. Ve bu düşünceyi de her zaman savunmuşlardır. İyi ama peki Osmanlı’nın mirasını koruyabilmişler veya sürdürebilmişler midir? Tabiki hayır! Çok sevdikleri atalarının ne kültürüne, ne sanatına, ne de başka bir şeyine sahip çıkabilmişlerdir. Bu acı tablonun örneklerini, çürümeye bırakılmış tarihi eserlerimizden tutunda edebiyat, müzik, el sanatları, çok çeşitli yöresel kültürler, mimari, örf, adet, gelenek vs.ye kadar daha birçok alanda görmemiz mümkündür. Yaşatılmaya çalışılan örnekler ise yüzlerce yıllık bir tarihe orantıladığınızda kuş kadar kalır. Yani çok cılız. Ama fazla haksızlık etmeyelim belediyelerin sanırım her birinde bir Mehter Takımı var. Arada bir meydanlarda rastlıyoruz kendilerine.
Peki, ne oldu da bu duruma geldik. Neden etrafımıza şöyle bir baktığımızda ortada popüler kültürün ve sömürgeci devletlerin dayattığı şeyleri benimsemiş belleksiz ve apolitik bir kitle var. Ve neden bu kitle kendi öz kültüründen bihaber. Yoksa gerçekten artık Anadolu kültürünün modası mı geçti? Artık yüzyıllar boyunca süregelmiş ve tarihin süzgecinden geçip en saf ve temiz hali ile yaşantımıza, acımıza, tatlımıza esin kaynağı olmuş kültürümüz çağın gerisinde mi kaldı? Artık konuştuğumuz dil bile kendi dilimiz değil. Sanırım yarı ingilizce ile başlayıp içine biraz argoca ekleyip son zamanlarda peydah olan abuk subuk bir telafuz ile yeni bir dil türettik. Hadi hayırlı olsun hepimize. Zaten güzel türkçesi ile övündüğümüz birkaç kişi vardı. Ve onlardan biri olan, JÜLİDE GÜLİZAR’I da toprağa verdik. Başka kimse kaldı mı? Bilen söylesin. Bütün bunların çok kısa bir cevabı var bende. Küreselleşme safsatasına ve sömürgeci politikalara topyekün bir başkaldırı yapamıyoruz. Yapanı da zaten linç etmeye çalışıyoruz. Sonucunda ise baskın kültürlerin himayesi altında öz benliğimizden ve kültürümüzden gittikçe uzaklaşıyoruz.
Şimdi sözlerimi daha fazla uzatmadan sorarım herkese. Hani biz muhafazakârdık. Hani biz, yılda birkaç gün resmi kutlama olmasından kaynaklı hatırladığımız o, onurlu varoluş mücadelesi veren insanların torunlarıydık. Hani bu mirası onlardan devralmıştık. Neyi devraldığımızı ve ne kadarını koruyabildiğimizi gerçekten hatırlayan var mı? Hangi kültürün, hangi sanatın, hangi örfün, âdetin ve geleneğin mirasçılarıyız? Şu anda mevcut olanın mı, yoksa unutturulmaya çalışılan kültürümüzün mü temsilcileriyiz? Ve Allah aşkına söyleyin eey! Muhafazakâr geçinenler, neyi, ne kadar muhafaza ettiniz siz? Tüm halkımıza saygılarımla…


İlgili yazılar

14 şubatın soğuk nefesi

Vergisel bazda iş yapamayan esnaf için iş yapabileceği günlerdendir 14 Şubat. Aynı zamanda erkek milleti için kabusun diğer adıdır da.

FÜZE GİBİ YÜKSELDİ

Hayat iktidar olana güzel. Söz reklam gibi ama maalesef doğru. İşçiler üç kuruş maaş için 18 saat çalışsın, Memurlar aylık

IŞİD, Çanı Kimin İçin Çalıyor?

Irak Musul Başkonsolosumuz ve çalışanlarından oluşan 49 vatandaşımız (bunlardan üçünün Irak vatandaşı olduğu açıklandı) IŞİD tarafından serbest bırakıldı. Resmi makamlar,

Bir Cevap Yazın