Öğrenme İsteği

Öğretmenler günü ile ilgili bir yazımda değinmiştim. Hani her öğretmenler gününde tekrar etmekten hoşlandığımız, söylediğimizde öğretmeni yücelttiğimizi sandığımız Hz. Ali’nin sözünden. Diyordu ki Hz.Ali “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum.” Bu sözde yüceltilenin aslında öğretmen değil “bir harf öğrendiğinde 40 yıl köle olmayı” kabul eden kişi olduğunu söylemiştim. Nasıl bir öğrenme isteğidir ki karşılığında 40 yıl köle olmayı kabul edebiliyor(?), diye sormuştum

Eğitimde öğretmen önemlidir. Ama daha önemlisi öğrenme isteğiyle dolu olan öğrencidir. Öğretmeni başarılı yapan bu istekle dolu olan öğrencidir. Öğretmene düşen de öğrenme makinesi olan öğrencideki bu isteği köreltmeden yönetmek, doğru biçimde yönlendirmektir.

Bunu başaramadığımız doğru. Doğru olduğu için bizim önemli sorunlarımızdan biri öğrencinin öğrenme isteğinin, okulda, eğitim kurumlarında kaybolmasıdır. Neden böyle olduğunu haklı olarak sorabiliriz? Cevap olarak da okullardaki kalabalık sınıfları, öğretmenlerin yetersizliğini, müfredatların yorucu, gereksiz, bıktırıcı olduğunu, öğrencinin aile ve çevresindeki olumsuzluklarını ileri sürebiliriz. Kuşkusuz bunların her birinin bu isteğin kaybolmasında payı vardır. Ama daha önemli bir sorun var. Bizim pek üzerinde durmadığımız bir sorun.

Kendi öğrenciliğimde görmüşümdür, öğretmenliğimde de. Öğrenci için iyi öğretmen sınıfta dersi iyi anlatan, açıklayan, 40 dakikalık zamanda öğrenciyi sıkmayan, dersi keyifli hale getiren öğretmen iyi öğretmendir. Öğrenci bu değerlendirmeyi yaparken iki ölçüt kullanır: Öğretmen iyi anlatan, açıklayandır, bunun sonucunda da kendisi iyi anlayandır. Onun ölçütü anlatma ve anlamadır. Oysa bu durum kendi içinde önemli sorunları barındırır. Bu sorunların başında da öğrencinin kendi zekâsını, bir başka zekâya teslim etmesi vardır. Eleştirel Pedagoji Dergisinin 17. sayısında “İkame Edilmiş Akıl Üzerine Bir Deneme” başlıklı yazımda bu sorunu ele almıştım. O yazıda sorunla karşılaşan bireyin sorunu kendisi çözmek ve bunun için kendi başına öğrenme çabası göstermek yerine bir anlatana, açıklayana neden ihtiyaç duyduğunu, bu durumun ortaya çıkardığı sorunları açıklamaya çalışmıştım.

Okumakta olduğum kitabında Jacques Ranciere, bu sorunu tam olarak ortaya koymuş durumda. “Cahil Hoca/Zihinsel Özgürleşme Üzerine Beş Ders” adlı kitabının birinci dersinde aktardığı Joseph Jacotot’un öğretme yöntemi gerçekten ufuk açıcı.

“Eğitimde Evrensel Sorunlar” başlıklı bir çalışmam için internet üzerinden notlar toplarken Philippe Meirieu’nun kitaplarıyla karşılaşmıştım. Çok sayıdaki kitapları arasından “Frankenstein Öğretmen” “Jacotot” hakkındaki kitabı dikkatimi çekmişti. Jacotot hakkında http://www.meirieu.com da yer alan yazılarından genel bir bilgi edinmiştim. Jacotot’nun “Evrensel Öğretim” kitabına da ilk  burada rastladım.

Tartışmaya çalıştığım konuyu Ranciere’den ve internet üzerinden edindiğim bilgilerle aktarayım.

Jacotot ne yapmıştı da bu kadar ufuk açıcı oldu benim için?

Jacotot, 1815’te milletvekili olur. Ancak Fransa’daki Bourbon Hanedanı yeniden iktidara gelince, bugün Belçika sınırları içinde yer alan ama o yıllarda Hollanda Krallığına ait olan Lueven kentine yerleşir. Milletvekili olmazdan önce Dijon’da hocalık yapan Jacotot, sürgün geldiği bu kentte Kralın yardımıyla kendi mesleğine yeniden Fransızca öğretmeni olarak döner. Ne yazık ki Flamanca bilmemektedir. Öğrencileriyle iletişim kurma imkanı yoktur. Elinde hazır materyal da yoktur. Bir gün Fransız düşünür Fenelon’un Telmak adlı kitabı eline geçer. Kitap Fransızca aslıyla Flamanca çevirisini içermektedir. Öğrencilerine bu kitabı alın ve buradan Fransızca öğrenin der. Sonuçta hiç beklemediği biçimde öğrenciler Fransızca’yı öğrenirler. Öğretmen olarak Jacotot, onlara hiçbir şey öğretmemiştir, açıklamamıştır. Öğrenciler ne yaptıysalar kendi başlarına yapmıştır. Bu durum Jacotot’u şaşkına çevirir ve Jacotot’yu düşünmeye sevk eder. Jacotot’nun kendi deneyimi, bildiği anlatma, açıklama ve anlamaya dayalı geleneksel pedagojinin ne kadar yanlış olduğu sonucuna götürür. Öğretmek için bir şey bilmeye gerek yoktur, yeter ki öğrenme isteğiyle dolu bir öğrenci olsun. Jacotot, bu deneyiminden yola çıkarak kuramını test etmek için uzmanı olduğu hukuk derslerini de bu şekilde yapar. Öğrencilere savunma yazmayı onlara hiçbir şey anlatmadan yapar. Öğrenciler çok başarılı savunma örnekleri yazarlar. 1823 yılında bu deneyimini içeren “Enseignement universel, Langue maternelle (Evrensel Öğrenme/ Ana Dil”i yazar.( https://archive.org/stream/enseignementuni00jacogoog#page/n17/mode/2up)

Bizim geleneksel anlayışımızda eğitim doğal bir eşitsizlik üzerine kuruludur. Bu eşitsizlik bilen/bilmeyen eşitsizliğidir. Eğitimde öğretmen bilen tarafı, öğrenci ise bilmeyen tarafı temsil eder. Oysa Jacotot’nun deneyiminde öğretmen de öğrenci gibi bilmeyendir.

Jacotot derslerine “hiçbir şey bilmiyorum” diye başlayan öğretmendir. Böyle bir öğretmeni kim işe alır, çocuğunu kim böyle birine teslim eder? Hangi öğrenci böyle bir öğretmen için olumlu şeyler düşünür?

İyi ama pedagojik formasyona sahip olmayan anne-babalar, siz çocuğunuza dili nasıl öğrettiniz? Jacotot’da çocukların dili öğrenmesinden yola çıkıyor. Çünkü hiçbirimiz çocuklarımıza dili öğretmeyiz. Onlar öğrenirler. Biz sadece onların yanında konuşuruz. Gerisini onlar getirir.

Jacotot’nun ortaya çıkardığı gerçek, eğitimde öğrenme isteğinin ne kadar önemli olduğudur. Bize düşen bu isteği, geleneksel anlatma, açıklama, anlama’ya dayalı eğitimin ne kadar ortadan kaldırdığı üzerine düşünmektir. Bunu söylerken, okulun, öğretmenin önemsiz olduğunu düşünen biri olmadığımın da bilinmesini isterim. Eğer bugün ülke olarak eğitimden, okuldan istediğimizi elde edemiyorsak, geleneksel eğitim anlayışımızın bundaki payını ortaya koymak durumundayız.

Not: Jacotot yöntemi için ayrıntılı bilgi: http://www.institut-jacotot.eu/


İlgili yazılar

SABAH’TAN NEDEN ATILDIM

SABAH Gazetesi’nde 7 yıla yakın çalıştım. Parlamento ve CHP muhabiri olarak. Muharrem Sarıkaya, Aslı Aydıntaşbaş ve son olarak da Okan

DÖNECEK – SATIN ALINACAK 7 MİLLETVEKİLİ ARANIYOR

Türkiye’yi bölmek, Türk Ulusu’nu etnik ve mezhepsel olarak ayrıştırmak için milletvekili borsası açıldı. Başbakan, Sultan, Padişah, geleceğin Başkan’ı, tek adam

Bu Hz. Muhammed’in Dini Değil!

Lideri kutsal görmeye başladığınız zaman akıl ve iz’anın yerini çarpık bir inanç ve iman biçimi alır. Kutsal lider kitleleri yalana

Bir Cevap Yazın