OKUL VE KIYAFET-2

Önceki yazımızda okullardaki kılık kıyafet konusunu ele alabilmek için kısa da olsa okulun ne olduğu, işlevleri üzerinde durduk.

Okulun ne olduğunu anlamadan okula dair uygulamaları anlayabilmek olanaklı değildir.

Okulu konuşuyorsak öncelik pedagojiye, eğitim bilime verilmelidir.

Elbette okul saf haliyle sadece eğitime ait değildir. Egemen kültürün içinde, diğer toplumsal kurumlarla içli dışlıdır. Biz yinede Dewey gibi düşünüyoruz, eğitim, nihayetinde eğitime aittir. Dolayısıyla eğitime dair kararlar ne kadar siyasi olursa olsun, bizim bakışımızın merkezinde pedagojik ilkeler bulunmak zorunda. Veya tersine ne kadar siyasal, toplumsal ve kültürel olandan bakarsak bakalım yolculuğumuz pedagojik ilkelere doğru olmalıdır.

Pedagojik ilkeleri siyasal ve toplumsalın içine çekmek veya bu alanlar içinde görünmez hale getirmek, işte Türkiye’de eğitime bakışta yaşanan temel sorunlardan biri budur.

Bakanlığın yayınladığı kılık kıyafet ile ilgili yönetmelik tam anlamıyla siyasal ve toplumsal olandan yola çıkmakta ve pedagojik gerekçeleri görünmez hale getirmektedir.

Okul, özel bir çevredir.

Toplumun karmaşıklığı, bireyin toplumun üyesi olması için okulu zorunlu kılar. Çünkü okul, bu karmaşık olanı, “simgesel” biçimde amaçlandırır ve bu özel çevre aracılığı ile çocuğa aktarır. Okul bunu yaparken karmaşık olanı önemli ölçüde “yalınlaştırır”. Çocuğun paylaşımını öne çıkarır. Bu paylaşımı engelleyecek etkenleri tek tek temizler. Böylece okul, geleceğin toplumunu kurmak, devamlılığını sağlamak için bireyin bilincini yükselten, toplumun geleceğe taşınmasını sağlayacak olan eylemlerin ortamı haline gelir. Okul, bireye yaşadıklarını fark ettirme, bunlara anlam verme, anlam verebildikleri üzerinde egemenlik kurmasını sağlama ve değiştirme becerileri kazandırarak onu özgürleştirir. Okul bunu yapamıyorsa, temel işlevlerini yerine getiremez.

Önceki yazımızda ve yukarıda söylediklerimizi dikkate alarak kılık kıyafet konusuna geçebiliriz.

Önce şu soruyu sorarsak belki konuyu daha iyi anlatabiliriz. Kılık kıyafet, bir özgürlük alanı mıdır? Bireyin kendi tercihlerinin, kendi anlam dünyasının ve kendi yaşamını kurmanın bir yolu yöntemi midir?

Bu soruyu soruyoruz çünkü, okulda kılık kıyafet bir özgürlük alanı olarak tanımlanmak istenmekte. Burada yanıltıcı olan özgürlük kavramının kullanımıdır. Çünkü okul, özgürlük alanı değil özgürleşme alanıdır. Başından sonuna okul ortamı bir belirlenmişlik ortamıdır. Belirlenmişliğin bu denli yüksek olduğu bir kurumda, özgürlükten bahsedebilmek gerçekten pek anlamlı gelmiyor. Önceki yazımızda da belirttiğimiz üzere okulu güçlü ve vazgeçilmez kılan bu belirlenmişlikte kullanılan bilgidir. O bilginin bilimsel ve denenmiş olmasının yanında, bireyde devamlılık gösteren davranışlara yol açmasıdır. Örneğin sayıları ve temel işlemleri öğrenen öğrencinin daha sonra sayısız matematiksel işlemleri yapmasında olduğu gibi.

Elbette okul sadece sayıları, dili öğretmez, toplumun üyesi olarak kendisinden beklenecek davranışları, o davranışlara ait değerleri de öğretir. Temel eğitim; bilimi, bilimsel düşünceyi, eleştirel bakışı öğretirken, ona kazandırırken, bireyin davranışlarına etik bir boyut kazandırmayı, estetik beğeniler oluşturmayı da hedefler. Ve dahası, kişiliğinin oluşmasını sağlar ve onu toplumda üyesi bulunduğu gruplar içinde özgürleşmiş bir bilinçle davranmasına imkân verir.

Kılık kıyafet bu sürecin neresinde yer alır?

Kılık kıyafet bu sürecin her yerinde vardır. Vardır çünkü kılık kıyafet, sadece insanın bedenini dışsal etkilerden koruyan bir araç değildir. Çocuğun kıyafeti, onun cinsiyetini, toplumsal statüsünü ve kimliğini ifade eden “sözsüz semboller”dir.

Biraz önce okulun özel bir çevre olduğunu söylemiştik. Kılık kıyafet, bu özel çevreye kimi zaman müdahale edebilen temel araçlardan biridir. Kılık kıyafet adeta bir tür ifade aracı gibi işlev üstlenir. Okul bu ifadeleri kendi varlığını korumak için doğal olarak sınırlandırmak ister. En başta bunu öğretmen ve yöneticiler için yapar.

Ortada özel bir ortam var ise siz o özel ortama uygun davranmak zorundasınız. Örneğin, hastane özel bir ortamdır ve sizin kıyafetiniz oraya uygun olmak zorundadır. Futbol özel bir ortamda ancak özel bir kıyafetle oynanabilir.

Bireyler doğası gereği, bu tür özel ortamlara her zaman kendilerini olduğu gibi götürmek isteyebilirler. Bu onların hakkıdır. Ancak onların bu hakkını yapılan iş ve ortam da sınırlayabilir. Bu toplumsal yaşamın, toplumsal örgütlenmenin bir gereğidir.

Okulda üniforma kullanmak, öğrencilerin, öğretmenlerin, çalışanların, okul ortamına yönelik “sözsüz sembollerini” sıfırlamayı, en azından azaltmayı amaçlar. Benzer durum okul içindeki iletişim dili için de geçerlidir. Selamın Aleyküm yerine “günaydın/tünaydın” deyişimizin arakasında yatan temel neden de budur. Böyle olduğu içindir ki bunlar üzerinden yürüyen çatışmaları, farklılıkları okul dışında tutabiliyoruz. (Tabii pratikte böyle yapamadığımız, yapmadığımız da bir o kadar açık.)

Yeri gelmişken bir yanlış anlamayı da düzeltelim, üniforma, tek biçimlilik için değil, okulun öğrenciye kazandırdıklarında benzeşmeyi güçlendirici bir araç olarak işlev görür. Üniforma kimseyi eşitlemez, kimsenin yoksulluğunu, zenginliğini gizlemez. Sadece okul denilen özel ortamda herkesi birbirine yakınlaştıran bir benzeştirme işlevi görür.

Bir başka temel işlevi ise çocukların, öğretmenle ve öğrencilerle kurduğu ilişkide kendini gösterir. Adler, çocukların egemenlik kurma eğilimlerinin belirleyiciliğinden söz eder. Çocuklar bunu sadece davranışlarıyla yapmazlar, aynı zamanda kıyafetleri üzerinden de yaparlar. Okul, çocukların egemenlik kurma eğilimlerini tümüyle yok etmeden, belirli hedeflere yönlendirir. Kıyafet üzerinden egemenlik kurmasına kesinlikle izin vermez, vermemelidir.

Bu durumu üniformanın olmadığı Anaokulunda kendi çocuğum üzerinde çok açık biçimde gözlemledim. Hem kendi çocuğum, hem de diğerleri ısrarla çizgi film kahramanlarının bulunduğu atletler giymekte uzun bir süre ısrar ettiler. Bakugan, Örümcek Adam, Ben Ten ve diğer çizgi film kahramanlarına ait sayısız atlet, giysi, almak zorunda kaldım. Çocuğum bunları giyip Anaokuluna gittiğinde ilk yaptığı şey üzerinde atletteki fenomeni örten yeleği çıkarıp atmak oluyordu. Birbirlerine göstermekten, üzerine konuşmaktan büyük keyif alıyorlardı. Giyinilen atlet, onların kendilerini bir birlerine ifade etme işlevini üstlenmekte idi. Ancak bu durum, hem kendilerinde, hem de olmayanlarda farklı savunma mekanizmalarını geliştirmeye yol açmakta ve onların benliklerinde kendine güveni her zaman bir tehdit altında tutmaktadır. Bunu yaşayarak öğrendim.

Üçüncü temel işlevi okulun yönetimiyle ilgilidir. Üniforma okul yönetimini kolaylaştırır. Okul içi statüleri belirgin kıldığından hem okul içinde hem de okul dışında okul yönetimini etkinleştirir. Örneğin okul içinde öğrencilerin kıyafetleri üzerinden gruplaşmalarını önler. Yıllar önce Fenerbahçe’nin şampiyon olduğu bir sezonda bir sınıfta Fenerbahçe taraftarı öğrenciler ilk dersleri Beden Eğitimi olduğundan okula Fenerbahçe formalarıyla gelmişlerdi. Bu hoş gruplaşmanın başka biçimlerde de olması mümkündür.

Dördüncü olarak, toplumda öğrenci kategorisini belirgin kıldığından toplumun bu kategori karşısındaki rollerini de doğru biçimde yerine getirmesine neden olur.

Beşincisi ise öğrencilerde ve okulun çalışanlarında okula aidiyet duygusunu geliştirir.

Altıncı olarak toplumdaki üniforma yerleşik değerlerden, kimliklerden arındırma işlevi üstlendiğinden laik kültürün gelişmesine neden olur. Bireyin yerleşik kültür ve inancıyla olan bağını nerelerde kesmesi gerektiğini öğretir. Okul inanç öğretebilir, ancak çocukta inanç inşa edemez. Ederse zaten okul olma özelliğini, özel çevre olma özelliğini kaybeder.

Okulda, neden okula ait kıyafet olması gerektiği noktasında başka nedenler de sayılabilir. Derdimizi anlatma bakımından bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyoruz.

Bu anlattıklarımız ışığında okula ait kıyafetin eleştirilerine bakabiliriz. Bir kısmını önceki yazımızda ve yukarıda cevapladık. Cevaplayamadıklarımızı da burada ele almaya çalışalım.

Temel eleştirilerden biri okul kıyafetinin bir zorlama içermesidir ki bu doğrudur. Bu eleştiri sahiplerine sormak isterim, okulda zorlama içermeyen hangi davranış vardır ki? Zaten okula öğrenci bir zorlamayla gelir. Adı üzerinde “zorunlu eğitim”. Zorunlu eğitim yaşını 60 aya çekip çocuklarını göndermeyenlere ceza keserim tehdidinde bulunanların kılık kıyafet konusunda özgürlükçü kesilmeleri ilginçtir. Daha da ilginci inanç gereği giyinenlerin giyme biçimindeki zorunluluğu özgürlük olarak görmeleridir. İnancın zorlamasına evet diyenler, önce özgürlük alanını inanç karşısında geliştirmelidirler.

Zorunlu kıyafeti eleştirip, küpe, sembol, gibi takılara, rozetlere neden karşıdırlar?

Zorunlu kıyafete hayır deyip etekler diz altında olacak diye sınırlama getirmek ne anlama geliyor? Sormazlar mı, demezler mi o zaman çocuğumun namusunu korumak senin ne haddine diye?

18 yaşında oy verme hakkı tanıyıp ancak siyasi rozet takmasına neden karşısın/nız?

Aptallık duvarı bir kez yıkılmaya görülsün! İşte böyle saçma sapan, kendi içinde tutarsız kurallar bütününü insanlara savundurur.

Sonuç olarak şunu söyleyelim, bu yönetmelik, uzun zamandır devam eden okulun sokaklaştırılmasında, sokağın ve dolaylı biçimde piyasanın egemenliğine sokulmasında önemli bir adım olmuştur. Bunun sonuçlarını birlikte yaşayıp göreceğiz. Tarihsel bilinci olmayan bir toplumumuz. Çünkü yerleşik kuralları, kazanımları, onların arkasındaki bilgi üzerinden hesaplaşarak değiştirmek gibi bir alışkanlığımız bulunmuyor.


İlgili yazılar

Evet TAYYİP’i; Hayır TÜRKİYE’yi…

Bir devletin, bir ülkenin, bir milletin geleceği oylanacak. Demokrasi, parlamenter sistem ortadan kaldırılacak. Laik, sosyal, hukuk devleti yıkılacak. Cumhuriyet ve

Cinayetlerin sıradanlaştırıldığı ülke

Farkında mısınız? Bu ülkede kadın ve çocuk cinayetleri kanıksandı ve bir gün sonra unutulur hale geldi. Bildiğinizi biliyorum! Çocukların ve

DAR AYAKKABIYLA YAŞAMAK

Bu ülkede sanatla ilgilenmek gerçekten zengin işi. Hayatını mütevazı koşullarda yaşayan insanların sanat üretmeye ve bu dünyanın içinde kalma savaşı vermeye çalışması gerçekten takdire şayan bir durum. Zaten bu durum gelişmişlik seviyesi bizim gibi ülkelere has bir durumdur.

Bir Cevap Yazın