“ONLAR HALDEN ANLAR”

Cumhuriyet Gazetesinden Mahmut Lıcalı’nın haberine göre Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Okul Müdürlerine yönelik yaptığı konuşmada “Velilerinizden para istemeyin, durumunuzu anlatın. Onlar halden anlar” demiş. (http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=368476)

Sayın Bakanın bu sözü tam olarak söyleyip söylemediği konusunda bu haberin dışında kesin bir bilgi bulamadım. Ancak bunun bir önemi yok. Sayın Bakan bunu söylemişte söylememiş de olsa okulların temel ihtiyaçları önemli ölçüde ne yazık ki velilerden toplanan paralarla sağlanabiliyor.

***

Okulların açıldığı günün sabahı idi.

Balgat Yüzüncüyıldan Kızılay’a doğru dolmuşla işe gidiyordum. Ellinci Yıl Karakolu ile Ömer Seyfettin Lisesinin oradaki kavşakta trafik yoğunluğundan dolmuşta bekliyorum. Okulların eğitim-öğretime başladığı gün olmasından dolayı trafik berbat bir durumda. Yolun sol tarafında Kılıç Ali Paşa İlköğretim Okulu’nun açılış töreni var. Okulun bahçesi öylesine kalabalık ki…Konuşanı göremiyorum ama büyük ihtimal konuşan okul müdürü olmalı… Dolmuşun penceresi açık, mikrofonla konuştuğundan kendisini yolcular olarak hepimiz dinliyoruz.

Müdür Bey öylesine kızgın ki. Bir velinin kendisini para istediği için Bakanlığa şikâyet ettiğini orada bulunan kalabalığa anlatıyor. “Haziran’dan beri bu okula Bakanlıktan bir kuruş para gelmedi. Çocuklarımızın ihtiyaçlarını ben neyle karşılayacağım” diyor.

Birden içimde bir öfke dalgasının yayıldığını hissettim.

Bir okul müdürü, veliyle yaşadığı sorunu başkalarına böyle şikâyet eder mi diye içimden geçirdim. O Veliyle empati yapmaya çalıştım, onun yerinde olmadığıma şükrettim.

Veliye kükreyen bu müdür acaba okulu için gerekli parayı istemekte İl veya İlçe Milli Eğitim Müdürüne kükreyebilir mi? Kükremiş midir?

Yaklaşık iki yıl önce Diyarbakır’da okullarında hizmetli bulunmadığı, yeterli ödenek gönderilmediği için istifa eden 18 okul müdürünü hatırlamış mıdır acaba?

Devletin görevinin bağış almak değil vergi almak olduğunu, kendisinin burada devleti temsil ettiğini aklından geçirmiş midir?

Elbette geçirmemiştir. Bulunduğu konuma ve mesleğine dair bir etik kavrayışı olmadığı daha sesinin tonundan belli.

Konumuza bir başka örnekle devam edeyim.

Yakınım olan bir veli, çocuğunun öğretmeni ile arasında geçen bir konuşmayı anlattı. Konu yine para olunca, veli öğretmene “hani bunları devlet verecekti” dediğinde öğretmen “her şeyi devletten beklememek” gerektiğini söyler.

İşte meselenin özü öğretmenin bu sözüdür: “Her şeyi devletten beklemeyin!”

Doğal olarak Sayın Bakanın, okul müdürünün, hatta kimi velilerin de benzer yaklaşıma sahip olduğu benzer tavrı gösterdiğini kabul edersek, “eğitimde neyi devletten bekleyeceğiz” sorusu önemli bir soru haline geliyor.

Ayrıca bu söylemin karşısında “eğitim hizmeti almak için devlete vergi veriyor, okulun ihtiyaçlarını ben karşılıyorsam, muhatap olduğum Bakanı, Müdürü, Öğretmeni neden ben seçemiyorum?” bir o kadar önemlidir.

Okul için para istemek, veliyi “halden anlar” hale getirmek aslında eğitim kadrosunun tümünü bir meşruiyet sorunuyla karşı karşıya getirmekte. Bir bakıma kendi bindikleri dalı kestiklerinin farkında değiller. Öyle yâda böyle temel hakların kullanılması için gerekli ekonomik koşulların sağlanmasında devlet-birey ilişkisinde vergi ilişkisinin dışına çıkılıyorsa bir gün parayı veren sizin kaderinizi belirler, belirlemelidir de. Bunun adı özelleştirme olur başka bir şey olur, ama bir şekilde parayı verenin dedikleri olur.

Aslında bu önemli ölçüde de gerçekleşiyor, yaşanıyor.

Anlatacağım duruma ilişkin çok sayıda örnek olay basına da yansıdı. Bilenler biliyor, Ankara ve İstanbul’un önemli semtlerindeki okullarda okul yönetimleri zengin ve yoksul öğrencilerin sınıflarını ayırıyorlar.

Haber olarak yadırgadığımız bu durum ne yazık ki bir zorunluluktan oluşuyor. Okul müdürü bu ayrımı yapmak zorunda.

Anlatayım:

Olay Çankaya’da çok iyi bilinen bir ilkokulda geçiyor.

Okulda velilerin özel olarak istediği bir öğretmen var. Herkes çocuğunun onun sınıfında olmasını istiyor. Yoğun talep karşısında okul müdürü çözümü okula verilen para miktarına bağlıyor. En çok para verenlerin çocuğunu o öğretmenin sınıfına veriyor. Böylece verilen para karşılığında veliler, istedikleri öğretmeni seçtiklerinden gayet mutlular. İyi öğretmen, iyi para verenlerin öğretmeni olur, o da durumundan hayli memnundur.

Bu örnekte aynı okuldan.

Başka bir sınıfta, sınıfın ihtiyaçlarını karşılamak için velilerden para toplanıyor. Bir veli durumunun kötü olduğunu iki çocuk okuttuğunu söyleyerek, sınıfta toplanan paraya katkı yapamayacağını söyler. Velilerden biri, bu veliye itiraz eder ve “benim aldığım malzemeden senin çocuğun da yararlanacak bu durum seni rahatsız etmeyecek mi diye sorar”. Birkaç veli daha benzer şeyler söyler: “Bizler senin çocuğunun ihtiyaçlarını neden karşılayalım” diye çıkışırlar. Sonuçta bu veli çocuğunun bir başka sınıfa alınmasını yönetimden ister ve bu isteği okul yönetimi tarafından karşılanır.

Temel hakların kullanımında “halden anlama”, “her şeyi devletten beklememek gerek” anlayışı egemen hale geldi mi bu tür durumlar olağan olur.

Böylesi olağan hallerde de kaybeden yalnızca öğretmenler olur.


İlgili yazılar

Çare Atatürk’ün Dış Politika İlkesi

Bölgemizde sorunlar daha da ciddileşiyor. Yıllar önce Ortadoğu’ya yönelik olarak yapılan planlar birer birer yaşama geçiriliyor. 2000’li yılların başında ABD

HÜSAMETTİN…

Hüsamettin öyküsü bilinen bir öyküdür. Çok kişi bu hikayeyi bilir. Bilmeyenler için anlatalım. Hüsamettin öyküsü “alıngan kişileri” anlatan bir öyküdür.

Darbe Ya Da İki Yumurtanın Çarpışması

Değerli arkadaşlar, başarısız FETÖ darbesinin üzerinden 10 gün geçti. Darbe neden yapılmak istendi, gerçek miydi, sahte bir darbe miydi, arkasında

Bir Cevap Yazın