Ortaca günlüğü (1)

Ortaca’ya doğru yola çıktığımda (13 Eylül 2014) Ankara’da su kaosu yaşanıyordu. Uyanık Belediye Başkanı Kızılırmak suyunu sessiz sedasız salmış… Kokar suyu içiriyor koca şehre… Kimsenin ruhu duymadan. Musluğu açtığın anda odana; rantın, sömürünün, ilkelliğin, kokuşmuşluğun ağır kesif kokusu yayılıyor…
Başkan pişkin pişkin su içiyor kameraların önünde. Nedense hiç şaşırmıyorum. Yıllar önce Bakanlardan biri Çernobil kazasının etkileri olmadı, çayımız temiz demek için içmişti radyasyonlu çayı… Resmen halkı kandırmıştı. Oysa o çayı içtikten birkaç ay sonra Çaykur binlerce ton radyasyonlu çayı kuyulara gömüp imha etmişti.
Tam bir üçüncü dünya ülkesi görüntüsü…
Bir başka ülkede olsa yer yerinden oynar. Ortada ne Başkan kalır, ne de Bakan… Ama burası Türkiye… Yargı kurallarının, hakkın, hukukun rahatça çiğnendiği bir ülke ne yazık ki… Burada “Yeni Türkiye” diye diye insanlara kokar suyu içirirler… Atatürk’e her türlü saldırıyı yaparlar, ama onun dişiyle tırnağıyla yarattığı mirası; kamu mallarını satarlar, yağmalarlar…
Milletine örnek çiftlik olsun diye, modern tarımı ilk uyguladığı Atatürk Orman Çiftliğinin tam ortasına, binlerce ağacı keserek saraylar dikerler.
Mahkeme kararlarına “Güçleri yetiyorsa gelip yıksınlar” deyip meydan okurlar.
Ne yapacaksınız? Öfkelenip öfkelenip oturuyoruz. İnsanın beyin kanaması geçirmesi içten bile değil!
Yaz geçip gitti. Birkaç gün bile tatil fırsatımız olmadı. Tatili bıraktım. Yılda bir kez ziyaret edebildiğim seksenine merdiven dayamış Anamın yayına da gidemedim.
Sonunda Eylül’ün 15’i oldu. Bir 10 gün bana müsaade deyip yollara düştüm. Otobüsün en ön koltuğundayım. Gece boyunca yolları, içinden geçtiğimiz kasabaları, köyleri, şehirleri izliyorum…
Hükümetin en çok övündüğü duble yollar güzel ama Ortaca – Ankara arası yine 11 saat sürüyor. Yine bozkırın tam ortasındayız, yine uzakta kimsesizliğine terk edilmiş köyler var. Yine ışıltıları titrek birer yıldız gibi görünüyor…
Kırsal kesimde insanlar derin bir sessizliğe gömülmüş. Ne bir yazı, ne bir öykü, ne bir roman… Anadolu Osmanlı isyanları dönemindeki kadar ıssız, çaresiz ve yoksul…
Gecenin ilerleyen saatleri… Gözümde bir damla uyku yok! Dağlarca’nın dediği gibi “Uyur /ayıları / inekleri / itleri… Aydınları uykusuz…” Sabahattin Ali’den Nazım’a, Enver Gökçe’den, Ahmet Arif’e Hasan Hüseyin’e varana tüm acı çekmiş aydınları anımsıyorum. Yanımdaki koltuktaki genç horul horul uyuyor. Ülkeyi alıp götürseler haberi olmayacak…
Birileri bu milleti top yekun efsunlayıp gitti.
Sabaha karşı Burdur’a giriyoruz. Çocukluğumda Akkızca Ninemle, burada bulunan ve şifalı olduğuna inanılan “İnsuyu Mağarası”na gelmiştik.
Bir çadırda kalıyorduk. Ninemin bir Salı günü Isparta Cezaevinde yatmakta olan akrabası Yırtıcı Mehmet’i ziyaretini, Yırtıcı mehmet’in gözlerindeki pişmanlığı, üzüntüyü, kahroluşu hiç unutamam!
Bir süre kısık sesle konuşmuşlardı. Yırtıcı Mehmet gözyaşlarını silmesi, elinde sakladığı boncuktan kuşu elime tutuşturması, cezaevinden ayrıldıktan sonra yol boyu ninemin konuşmaması hiç gözümün önünden gitmez…
Bugün her ikisi de sonsuzluktaki derin uykularında. Usulca selam gönderiyorum ikisine de. Gülümsüyorum. Şimdi uyansalar, yıllar sonra ve o günkü küçük sarı çocuğun kendilerini yazıyor olduğunu görseler ne düşünürlerdi acaba?
Yıl 1971’di. Burdur Depremi yeni olmuştu. Yıkılan binaların arasından geçiyordu minibüsümüz ve benim hafızamda, gözü yaşlı ihtiyarlar, yalın ayak başı kabak öteye beriye koşuşturan çocuklar kalmış…
(Sürecek…)


İlgili yazılar

Adaletsiz seçim süreci

Ne yazık ki bu seçim döneminde yine adil olmayan bir seçim ortamıyla karşı karşıyayız. Başta medya olmak üzere çoğu alanda

Ergenekon’un Savcısını Hatırlıyor Musunuz?

Yargıtay son sözü söyledi: Ergenekon diye bir örgüt yok. Ergenekon yoktu da Ali Tatar, Kuddusi Okkır, İlhan Selçuk, Türkan Saylan,

SOPALI MEMUR SAYISI AZ MI

Hükümet bütçe açığını kapatmak için zam üstüne zam yapıyor. Benzine, doğalgaza, elektriğe, ekmeğe. Bunlar da iğneden ipliğe herşeye zam demek.

Bir Cevap Yazın