RAMAZAN DAVULU KALDIRILMALI

Malatya Doğanşehir ilçesi Sürgü Beldesinde yaşananlar, Türkiye’de her Ramazanda yaşanan ama kamuoyuna yansımayan bir olayı gündeme getirdi.

Yıllardır büyük kentlerde Ramazan ayında yaşanan davulcu terörü, mezhep duyarlılıkları açısından zaten yeterince gerilmiş bir dönemde olayın nerelere gidebileceğini göstermekte.

Bir zamanlar bir geleneğin yaşatılması adına hoş ve gerekli gördüğümüz ramazanda sahura kalkmak için davul çalma geleneği, bugünkü haliyle sürdürülemez.

Belediyelerin davul çalınacak yerleri ihaleye çıkardığı, davulcuların kendi adlarına kart bastırdığı, giriş kapılarına, görülebilir her yere yapıştırdığı dikkate alınırsa davul çalmanın bir gelenek olmadığı çok açıktır.

Bu insanlar para topluyor, kim ve ne oldukları ise bilinmiyor. Her kapıyı çalabiliyorlar. Herkesle muhatap olabiliyorlar. Topladıkları paranın ise ne kadar olduğu bilinmiyor. Oysa bu ülkede paranın kimler tarafından ve nasıl toplanacağına dair mevzuat var.

Birçok ilimizde (örneğin Ordu’da), ilçemizde Ramazan davulu yasaklandı.

Buna karşılık Ramazan davulu için mahalleleri ihaleye çıkaran ilçelerimiz var. Örneğin, Çorlu Belediyesi Encümen Salonunda gerçekleştirilen Ramazan Davulu Çalma işi ihalesine bu işe talip olan davulcular katıldılar. 20 mahallenin 2’şer ve 3’erli olmak üzere gruplandırıldığı ihalede davulcular, ihale komisyonuna tekliflerini ilettiler. İhalenin sonunda her mahalle için kararlaştırılan fiat, 4 bin 365 Tl.

1-İhalesi yapılan işin gelenekle, inançla bir ilgisi olamaz.
2-İhale karşılığı söz konusu parayı yatıranların bundan daha çok para toplayacaklarını varsaydıkları açıktır.
2-Hiç kimse bu ülkede başka birini oruca kaldırma hakkına sahip değildir.
3-Saatin ve benzeri her türlü teknolojinin yaygın olarak kullanıldığı bir ülkede gece yarısı para karşılığında davul çaldırmak, topyekün aptallaşmak değilse nedir?

Tekrar Malatya’daki örnek olaya dönerek şunu söylemek isteriz.

Olayda davulcu ile tartışma yaşayan ailenin diyaloğuna takılmak yapılacak en büyük yanlıştır. Özellikle bu işten sorumlu olan Belediye Başkanının açıklamaları, yaklaşımı, kendisinden beklenen sorumlu davranış özelliklerini göstermemektedir.

Olayı provokasyon olarak nitelemek yerine yapılan işin kendisini gözden geçirmeliyiz.

Yurttaşlarımızın inançlarının gereğini yaşaması başka bir şey, inanç üzerinden bir başkasının yaşamına müdahale etmesi başka bir şey. Yönetim görevlerini üstlenmiş kişiler, bu farkı, çok iyi bilmeliler.

Bu ülkede bu ayrımın yapılmamasından dolayı çok acılar yaşandı. Hem ülkemizdeki hemde çevre ülkelerde yaşanan mezhepsel ayrımlar, öngörülemez biçimde ilerlemekte.

Türkiye Cumhuriyeti laik kimliği ile bu süreçten kolaylıkla çıkabilir. Ancak yöneticilerin sorumlu davranma yerine sorumsuz açıklamalarda bulunmaları bozkıra düşen kıvılcım olabilir.


İlgili yazılar

TMO’DAN ALDI BİM’E VERDİ

Karadenizli fındık üreticilerinin kuruduğu Fındık Satış Kooperatifleri Birliği (Fiskobirlik) Toprak Mahsulleri Ofisi’nden aldığı sıvı ham yağı aldığı fiyata, yolsuzluk ve rüşvet

Bize bir Martin Luther gerekiyor!

Martin LUTHER kimdir? Endüljans belgesiyle cennetin satılmasına karşı çıkan din adamı… Peki, ne zaman çıkmış, yıl 1505 Ve o tarihlerde

UYGULAYICILARININ KALEMİNDEN KEMALİZM-2

II Kemalizm’in Doğuşu ve Gelişimi Yeni Türkiye Devleti’nin ideolojik niteliği ve dayandığı temel ilkeler Ulusal Kurtuluş Savaşı ile birlikte gelişmeye

Bir Cevap Yazın