SANAT HAYATTIR

İnsanoğlunun varoluşundan bu yana sanat dediğimiz olgu hayatımızın her alanında kendini göstermiştir.

Öyle ki ilk çağlarda bile ilkel insanlık, duvarlara resim çizmek, gerek iletişim, gerekse de duygularını dökme çabası gibi durumlarla sanatı belki de o zamanlar farkında bile olmadan üretmişlerdir. Ya da o zamanki bulgular en azından uygar insanlık için bir sanatsal değer teşkil etmektedir.

Buradan yola çıktığımızda sanat, gerçekten gerekli midir yoksa hayatımızda sadece bir süs bitkisi gibi, olsa da olur olmasa da olur bir hal mi almıştır. Aslında bu konuda tıpkı diyalektiğin kurallarından olan birbirine bağlılık ilkesi ile kolayca açıklanabilir.

Dünyada bir toplumun kültürel ve sanatsal zenginliğini belirleyen birçok etken olmakla birlikte içinde bulunduğumuz ekolojik denge bile kültür ve sanatın gelişiminde doğal lokomotifleri oluşturmuştur.

Dünyada yapılan suç işleme istatistiklerine bakıldığında en az suça karışan grubun sanat dallarından en az biriyle direkt veya endirekt uğraşan insanlardan oluştuğu saptanmıştır. Veya örnekleri daha da ayrıntılandırdığımızda küçük yaşta müzikle ve doğal olarak ta notalarla uğraşan bir çocuğun matematik zekasının daha fazla geliştiği görülmüştür. Ya da örneği biraz daha sulandırırsak klasik müzik dinleyen ineklerin süt verme oranlarındaki artış bizleri kahkahaya boğmakla birlikte oturup kara kara düşünmemiz gerektiğine vesile olmuştur. En azından ben böyle düşünüyorum.

Şu yazıyı okurken bile bir an durup etrafınıza baktığınızda, yazıyı okuduğunuz bilgisayarınızın veya kısaca her şeyin, estetik bir kaygı güdülerek üretilmeye çalışıldığıdır. Bu durum bile sanatın bize kazandırdığı büyük faydalardan bir tanesi olarak yeter de artar bile. Oturup sanatın veya sanatla ilgilenmenin faydalarını yazarak vakit kaybetmeye gerek yok. Burada önemli olan ilgi duyduğumuz veya ilgi duymamız için önümüze sunulan şeylerin sanatsal bir değerinin estetik bir tarafının olup olmadığını kavrayacak halde olmamızdır.

Affınıza sığınarak at izinin it izine karıştırıldığı, insana ve sanata verilen değerin yok edildiği bir dünyada biz insanlara düşen küçücük bir görev var ki bu da, yaşam şartlarımızın bizleri ne kadar da diplere bastırmaya çalışırsa çalışsın, gerçek kültür ve sanat dalları adına söyleyecek iki kelimemizin olması, bizleri koyun yerine koyup dalga geçercesine önümüze getirilen her ürünün tüketilmesinin önüne geçmemiz olmasıdır.

Bu yazıyı sanatsal terimlerle süsleyip sizlere güzel bir makyajla sunma imkanım da vardı, fakat yine bir halk tabiriyle belirteyim ki amacım, üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil.

Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi sanatsal anlamda yaşanan dejenerasyon bizleri bireyciliğe ve sonucunda yozlaşmaya doğru itmektedir. Olaya sanat cephesinden baktığımızda üstü örtülemeyecek kadar açık olan gerçek, topraklarımız üzerinde yetişen, gerçekten dünyaya örnek olmuş kültür ve sanat insanlarımızın çokluğudur, zenginliğidir.

Komplekse kapılmak için sebep yoktur. İçi boş olan, insanlığa zerre erdem kazandırmayan ürünleri göklere çıkarıp, üç gün sonra kullanılmış mendil gibi bir daha hiç hatırlanmayacak sözde sanat ürünlerine dikkatimizi vermek için de bir sebep yoktur. Bize düşen görev, bizleri aptal yerine koyanlara, sanatsal derinliği ve faydası en yüksek olan ürünlere yüz çevirerek cevap vermek veya en azından bunun için çabalamak, ayrıca insanları kar amaçlı üretilen bir malmış gibi görmelerini engelleyecek bilinç ve kültür-sanat seviyesine erişmektir.

Bundan sonraki yazımda bu yola nasıl çıkılacağını, haddim olmayarak, siz değerli okurlarıma kendi bildiğimce veya üstatların hayatlarından örneklerle anlatabilirsem ne mutlu bana.

Tüm Halkımıza saygılarımla…


İlgili yazılar

Siyaset Ve Nezaket

Gazeteci arkadaşımız Özgür Çimen, sosyal medya hesabında siyasetçilerin son günlerdeki açıklamalarıyla ilgili bir paylaşım yapmış. Diyor ki; “Deniz Baykal’ın da

Postallı Darbe Önlendi Ya Sivil Darbe…

“Erdoğan, gücünü arttırmak için darbe girişimi kurgulayabilir” Kim demiş? Washington Post-7 Nisan 2016 Benzeri iddialar yine aylar öncesinden İngiliz medyasında

Unutmasaydık 1 Mayıs’ı!..

Hikmet Ertan Soma ve Ermenek’te “Oğlum yüzme bilmezdi, suyun içinde ne yaptı” sözleri yüreğimize mıh gibi çakılmazdı. Kelimeler boğazlarımıza düğümlendi.

Bir Cevap Yazın