SANAT SEVİCİLER OLMASAYDI DA OLURDU

” Tiyatro muhalefettir!.. Bütün politikacılar muhalefette iken tiyatroyu hep tutarlar. İktidara geldiklerinde de tiyatroya karşı olurlar. Bir ülke mutlaka ve mutlaka sanatla kalkınır. Bugün Avrupa’yı Ortaçağ’dan çıkartan sanattır. İspanya, Fransa, Almanya, Amerika gibi medeni ülkelerde sanata destek var. Türkiye’de tam aksi!.. Sadece şimdiki yönetim değil, hepsi aynı hatayı ve yanlışı senelerdir yaptılar; yapmaya da devam ediyorlar…

 Osmanlı döneminden başlayarak bütün yönetimler, tiyatronun seyirci üzerinde en çok etki yapan bir sanat dalı olduğu gerçeğini gözden kaçırmamış, yasalarla, kararnamelerle, buyruklarla bu sanata baskı uygulamanın yollarını aramışlardır. Osmanlı döneminden bugüne kalan belgeler, tiyatroyu sever, hatta destekler görünen sultanların bile denetimi elden bırakmadıklarını gösteren pek çok yasaklamaya tanıklık eder. Bu belgelerden, Tanzimat döneminde değişimden yana olan aydınların tiyatroyu bir ahlak eğitimi aracı olarak gördüklerini, değişimden yana olmayan sultanların Batı tarzındaki tiyatroyu kendi tutucu görüşlerine hizmet etmek üzere kullanmak istediklerini, halk tiyatrosunuysa kendilerine eğlence yaptıklarını öğreniyoruz.

 Abdülhamit dönemindeyse, ‘Her çeşit yazılı basılı kağıt için basılmadan önce sansür usülü konulmuş ve pek sıkı olarak uygulanmıştır. Bu yüzden her sayısında padişahı övmekle yayına başlayan birkaç gazeteden başka ortada hiçbir yayın hareketi görünmez olmuştur. Kitaplar da aynı surette basılmadan önce hükümetçe incelenir, çoğunun çıkmasına izin verilmezdi. Tiyatro hayatıysa sansür yüzünden hemen hemen büsbütün sönmüştür..”

TUNCAY ÖZİNEL (1942-23 Kasım 2013)
Son 1-2 yıldır zaman zaman alevlenen tiyatro tartışmalarına aslında son noktayı usta oyuncu Tuncay Özinel çok önceden koymuş. Ancak tartışmalar devam ediyor…
Devlet Tiyatroları özelleşmeli mi?
Devlet tiyatroyu baskı altına alıyor mu?
Bazı özel tiyatrolara verilen ödenekler neden kesildi?
Hükümet sanata düşman mı? v.s v.s…
Değerli büyüğüm TUNCAY ÖZİNEL’İ saygıyla anıyor, düşüncelerine sonuna kadar katıldığımı belirtip, eksik olan noktaları da kendimce eklemek istiyorum. Mesele sadece devlet ya da hükümet meselesi değildir. Mesele aynı zamanda camiayı oluşturan insanların tutum ve davranışlarının sorgulanması ve özeleştiri yapılmasıyla da bağlantılıdır.  Aksi takdirde ne bu tartışmalar biter, ne de tiyatro adına kendisinin herkesten çok konuşma yetkisine sahip olduğunu iddia eden ‘’sanat seviciler’’ biter.
Çünkü hangi alanda olursa olsun, bir meselenin asıl muhatabı o alanın gerçek emekçileridir. Terini akıtan tüm mesaisini o alanda harcayan insanların sayısı çoğaldıkça problemler daha hızlı ve kalıcı çözülecektir. Bugün böyle bir durum var mı? Bence yok. Sayısı pek az kalan gerçek sanat insanlarımızı da bir bir kaybediyoruz…
Kenardan yürüyüp ortada gezinen bu sanat sevici tayfasının söz hakkı elinden alınmadıkça, teşhir edilmedikçe sanata hizmet eden emekçiler daha çok çile çekip daha çok baskı görecektir. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, oturduğu yerden ahkâm kesip, düzeni cılızca göstermelik eleştiren ama mevcut düzenden de zengin olan bu bir avuç  ‘elit’in maskesini düşürüp, rahatlarını bozmadıkça ülkemiz sanatını daha çok konuşur dururuz. Sanat, her alandaki iç düşmanlarından arındırılmadığı sürece iktidarların çok fazla bir şey yapmasına zaten gerek yok. Tüm halkımıza saygılarımla…

İlgili yazılar

Pek çok değerimiz örselendi

Radikal İslam anlayışından ılımlı İslamın İleri (!) demokrasi sürecinde dolu dizgin giderken pek çok değerlerimizi de örseliyor, sıradanlaştırıyor ya da

TAYYİP’İN İSİM ARADIĞI MİLLET, DEVLET VE BAYRAK

Başkan heveslisi Sultan buyuruyor: “Başından beri söylüyoruz, tek millet, tek devlet, tek bayrak.” Öyle mi? O zaman şunları söylemek hakkımız.

Bağımsız Yargı

Cumartesi günü berberde saç traşı olmak için sıra beklerken gazetedeki bir haber dikkatimi çekti ve konu üstüne düşünmeye başladım. Haber

Bir Cevap Yazın